24.1.12

Eski (meyen) bir hikaye-2

kır çiçekleri
Baş tarafı BURADA

    Küçük adımlardan sonra ısınan kaslarım   gevşedikçe hızım artıyor,  kaslarım ısındıkça sızım azalıyordu.

  Kır çiçekleri serüveni

   Sağ yanım ısınarak ağrıya karşı direnirken, sol yanım akşamın esrarlı rengine kilitlendi.

  Kentin üst yanından yamaçlara doğru tırmanmaya koyuldum. Kekik kokusu, metabolizmamı tırnak içine alarak, az önceye kadar cebelleştiğim mayhoş hisleri unutturuverdi.

Kafamı kaldırıp çevreye  baktığımda gördüğüm manzara, akşam randevusunun en damar eksiğini tamamlamaya adaydı! Akdeniz ikliminin maki ailesinden  kır çiçekleri,  içinde bulunduğum  pembe atmosferin raconuna nasıl da denk düştü!
 
   ilk ve sonbahar mevsimleri, maki cömertliğinde, aradaki egzotik farkı kapatmıştı. İki mevsimin birbirine yumuşak geçişe yol vermesi bir başka akdeniz patenti sayılır.

“ İlkbaharın afrodizyak hüneri bu mevsimde toprağa düşen renk fidelerinde saklı” ydı .

“Her aşığa bir gül yeter” iddianamesinin,  insan zoruyla bahçelerde zoraki üretilen hormonlu çiçekler için geçerli olduğunu düşündüm. Burada doğa oldukça cömert ve kendini yenileyen iklimin tüm hünerleri anaç.

Bu renklerden  bir demet yapmak için bütün koşullar sevgi(li)me amade.

Otsu ailenin dikenli, dikensiz, çalıcıl,  renkli, kokulu  çiçek vadisinde vals yapıyorum.

 “Love story” şarkısı son birkaç gündür gitarımın tellerine abanmıştı.  O hafta ruhumun vizyonuna bu şarkı yerleşince,  ıslık ve bazen  mırıltı ekleyerek, kır çiçekleri arasında koşturmacanın fon müziği de tamamlandı...  Kanımı kaynatan alevsiz ateş, bedenime veda eden ter damlalarını buharlaştırmaya başladı. Ter buharı, ağrılarımı ve  yorgunluğumu kimyasal tepkimeyle  gökyüzüne doğru savurdukça hız yeteneğim katlanarak artıyordu.

Bu hız ve coşku ile bulunan bütün renklerden  balya yaparak, bir çiçeğin ipsi sapını demetin gövdesine doladım. Tıpkı sevgilinin ince belini saran kollar gibi.  Baş ve işaret parmağımın dairesel çapıyla ölçtüğüm bir buket ile geri dönüş yoluna doğru uçma vakti geldi.

Akşam buluşmasının romantik olasılıklarını düşünürken, zamanı dondurarak kanat çırpmaya devam ediyorum.

Toy zamanlarımda filmlerden-romanlardan öğrendiğim “romantizm tiyatrosunu” sahneye bir daha mı koyacaktım. Akşam kapıyı çaldığımda mercekten bakan sevgilim bir çiçek demetinin ardına saklandığımı, biraz merak ile kapıyı açıp “hoş geldin” derken çiçek demetini eline tutuşturduğumda, o markası hafızamda tescillenmiş gülücüğünü hangi makamda üfleyecekti kalbimin odak noktasına doğru?

Sağ eli sağ elime, sol eli  çiçek balyasına doğru uzanacaktı. Bilindik naylon kılıklı ticari çiçek ambalajı ile buketi yeşil bir ot ile bağlanmış,  ellerimin nasırlarını yeşile boyamış organik romantizm arasındaki fark nasıl algılanacaktı? Elbette yeşilini arıtmadığım avuç içi manzarası yalnızca ruhumu değil, aynı zamanda emeğimi, heyecanımı, zamanımı ve hayallerimi de kapsıyordu.

Sevgili, çiçek demetinin hangi çiçekçiden alındığından fiyatına ve hatta çiçeklerin cins ve ambalaj tekniğine kadar süzecek miydi?  Kim bilir!

Bunları düşünürken, “iyi bir oyuncu” olup olmayacağım  umurumda değildi. Yalnızca kendimi yaşayacaktım ve özgün yanımı taklitlere kurban etmeyecektim.
Oysa oyun ve taklitler beni ben olmaktan çıkaracak, sadece oyunun  ilk yaratıcısını  anmakla kalacaktı.
Akşama üç saat kaldı. Lojmandaki bekar odama dönüyorum. Hiç olmazsa, çiçek saplarının çıkıntılarını makas ile tıraş etmeliyim.
“Evet tıraş ve özel bakım seremonisi.....”

 O da ne:) çiçek balyasının tam ortasından yeşil bir yaprak dikkatime cilve yaparcasına sıyrılıp öne çıkmış. Çiçek renklerinin, benden özel görev bekleyen imaj bekçisi gibi. 

Gereği düşünüldü: yaprağın dokusunu korumaya özen göstererek, tükenmez kalem ucunun arkasıyla yaprağın üzerine bastırıp iz yaparak,
“Seni seviyorum”
yazdım.



------------------------------------------------
not:bu konuyu destekleyen birçok teorik makale yazdım. 
Bu dizi de onların anafikri sayılır. 
Bu nedenle bir belgesel gibi, devam etmek istiyorum 
ama, şimdilik zaman sorumum ağır basıyor. 
koşulları zorlayacağım.
İlgisini esirgemeyen değerli konuklara
saygı ve teşekkürlerimi arzederim.

2 -Ya "SEN"ce?:

aysema dedi ki...

Evet, evet bu yaprağı daha önce de görmüş hayranlıkla izlemiştim uzun uzun; bir kez daha hayran oldum o nasırlı yeşermiş ellerin emeğine...
Sevgi neydi? Sevgi emekti, bu emek yapaylığa düşmeden tüm içtenlikle, yürekden gelen sese kulak vermekti ve gereğini yapmaktı...
Uzun süreli sevgilerin temeli işte böyle böyle atılıyor. Küçük, küçükmüş sanılan adımlar büyük mutluluklara yelken açıyor.
O, sevgi(li)ye ne mutlu.
Saygı ve sevgiyle...

zihni dedi ki...

Teşekkürler efendim:)

-- --