8.3.07

8 MART KADINLAR GÜNÜ



8 mart kadınlar günü nedeniyle, Başbakan R.Tayyip Erdoğan konuşurken, çocukluk yıllarıma doğru bir uzandım.
Başbakanımız ve O’nun siyasi ve kültürel geçmişini bilmeseydim, konuya buradan değil, güncel değerlerden girecektim.


&&&&&&&&

Kız çocuklarının okutulmasının günah sayıldığı, başlık parasıyla kocaya satıldığı yıllara..
Şimdi öyle mi bilmiyorum ama, o yıllarda oralarda Müslümanlık bir ayrıcalıktı.
Bu yüzden, kuran'ı "iki kez aktarma"nın ayrıcalığını yaşayanlar, ak sakallıların övgülerine "mazhar" olabilmekteydiler; ANLAMLARI HİÇ BİLİNMESE DE…

Erkeklerin (genel olarak) kadınlar karşısında,
kuranı daha çok "aktaranların" da hiç aktarmayan ya da az okuyanlar karşısındaki ayrıcalıkları, önemli avantajlar getirmekteydi

Aynı ailedeki kız çocukları, yaş farkı ne olursa olsun, erkek çocuklarına hizmet etmekle, sevilme hakkının bir parçasını kazanabilirlerdi. Erkekler ise, doğuştan erkek olmanın "üstünlüğüne” sahipti.

Kaptaki yemeğin dahi (çoğu zaman) yeme önceliği erkeğin, artarsa evdeki kadın/kızlarındı.

Evin gelini, kapı ağzında namaz kıyamını andırır bir duruşla bekler, ev ahalisinin herhangi bir üyesinin rahatını gerektirecek hizmet emrini beklerdi. Ev ahalisi yemek sofrasından kalktığında, sıra geline gelir, buna evin annesi de eşlik ederdi.

Köy çeşmesinden su almak için kaplarla gelen bir kadının yolu bir erkekle kesişme olasılığı olsa da olmasa da (T şeklinde), kadın elli metre geriden esas duruşa geçer, erkek yolunu tamamlar ya da, o istikametten yürümeyeceği kesinleşir ya da, erkek kadına “geç” izni verirse, kadın yoluna devam ederdi.

Kadın evli olsa da, baba tarafından gelecek mirasların dağıtım yetkisi erkek kardeşin insafına kalırdı. Kadın miras konusunu açtığında, erkek kardeşine saygısızlık etmiş olurdu. Bu geleneklerden dolayı, 90 yaşındaki kadın bile, erkek kardeşlerinin üzerinde kalan miras hakkını istemezdi. Ölen kadının erkek çocukları da annelerinin istemediği bu hakkı istemezlerdi ki, bir gün kendi başlarına da gelebilir endişesiyle.
Babaları ölen kadınlardan miras hakkını alanlar da olabilmekteydi. Erkek kardeş, “şeriat usullerine” göre, mirası paylaştırırdı.

Bütün aile fertleri (kadınlı-kızlı) mahsul toplamak için tarlaya gittiklerinde, eşit koşullarda çalışırlardı. Ancak ağır olan tırpan sallama işini erkekler yapardı. Fizik gücü değil de, daha çok sabır isteyen, en uzun süreli işleri kadın yapardı. İş bitimi eve döndüklerinde, evin erkek üyeleri kanepelere serilip dinlenmeye başladıklarında, kadınların asıl işi yeniden başlamaktaydı. Yemek, bulaşık, temizlik, inek ve koyunların sağılması, bunların işlenmesi, keyif çayları, yatma hazırlıkları….

Erkekler uykunun bir bölümünü geçtiğinde, kadınlar yeni yatma haklarını elde edebilirlerdi. Sabahları, erkekten en az iki saat erken kalkmalıydı ki kadınlar, hazır sofraya erkeklerini uyandırmalıydılar.

Zamanlar akıp gitti, değişen sadece nüfus oldu. Buna ters orantılı olarak, tarlaların artık bu nüfusu doyuramayacak kadar, kardeşler arasında bölünmesi…

Kentlerin gecekondu yaşamı buradan doğdu. Kuran ve onun şeriatına bağlılıkta değişen pek bir şey olmadı. Müslümanlık bir ayrıcalıktı çünkü.
Miras, şahitlik, kadını erkeğe “tabi” eden din buyrukları, dövülme konularındaki ve benzer ayetler aba altında saklı tutulsa da, bu anlama yüz ağartacak pankarta yazılan slogan ayet kadar güçlü olamazdı. Ama yinede öne çıkarılan oydu: CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDA… “Anaların ayak altları öpülür”. Öpülen bilinç altında ayak altındaki cennet midir, yoksa naylon pabuç işkencesinde çatlayan topuklar mıdır? Bilinmez.
Oysa bütün kadınlar bir ömür boyu ANA olmadıkları hesapta yok?

Evin “erkeklik ayrıcalığından” yararlanarak bir üniversite okuyabilenler, şeriat tabanlı siyasetlerin lokomotifi olmaya başlamışlardı bile….
Siyasette rekabet, kadınların emeğini burada da önemli kılmaya başladı. Burada oy toplama rolüyle, tarlada fasulye toplama arasında ne fark olabilirdi ki, seçilme hakları uygun görülmediği halde?
Siyaset rekabeti yalnız oy toplamakla sınırlı olamazdı. “Günah sayılan kız çocukların okutulması gerekirdi. Çünkü, rekabet bunu zorunlu kılmaktaydı.

HAYDİ KIZLAR OKULA!
Okul dahi bu kaderi değiştirecek miydi?

5 yorum:

Neverland dedi ki...

öncelikle kadinlar günümüzü kutladiginiz icin tesekkurler...
Bu arada kadinlar gününe ben de kadin oldugum icin dahil olunca bir garip oluyorum.Nasil ? mi diyeceksiniz.kadin diyince nedense benim aklima biraz daha olgun bayanlar toplulugu geliyor, ben kendimi hala o toplulugun disinda tutuyorum : -)
Yazdiklarinizin coguna katiliyorum ama bir nokta var ki; Kuran ve seriat diye gecen pek cok seyi ayri kefeye koymak lazim.Bu olanlarin sebebi Kuran degil tabiki..Yani islami ve Kuran-i Kerimi bunlarin disinda tutarim.Cunki dinimizin yuceligine gönül vermislerdenim.Ancak gecmisden günümüze gelen Arap örf ve adetlerinin bir uzantisi olarak kadina uygulananlar bambaska bir sey!Bunlar kesinlikle Islam diniyle bagdastirilamaz.Bizim dinimiz guzelligi ögretir.Insana saygiyi ögretir.Bu güne kadar gelen yorumlar , geleneklerin %90 i Araplara aittir.
Ülkemizde kadinlarin hak ettikleri konuma gelebilmesi icin malesef daha cok calismamiz, cok insani egitmemiz lazim.Herseyin sorumlusu bence Cehalet.Egitim konusunda geri kalmis bir milletin ceremesini kadinlar cekiyor..Yine bütün yükü kadinlar omuzluyor...Köylerde , kirsal kesimlerde yasayan kadinlarin dertleri farkliyken, egitimli calisan kadinlarin da dertleri apayri...Sonuc olarak kadin olmak zor Zihni Bey, cok zor...

zihniorer dedi ki...

Sevgili neverland,
kırsal yaşamı bilen her Türk insanı gibi, tanık olduğum bu yaşamı kadınlar gününde anlatma cesareti ve tenezzülünden başka şey yapmadığımı düşünüyorum.

İslam dinine saygına saygı duyuyorum tabi ki. Ancak, dinin gereği diye, kocanızın sizden üstün olmasını kabul edebili misiniz? Aydın bir insan olarak, elbette kabul etmeyeceksiniz.

Anadolu köy kadınıyla sizin aranızdaki fark budur işte. Sen ve diğer aydınlar dinin bir çok kuralına sadece saygı duyarlar, ama uygulatmazlar haklı olarak. Tartışma ortamına getirildiğinde de incinirler, tabi ki saygılarından kaynaklanır bu incinme. Kadının erkekten üstün yaratıldığını söyleyen ayetler her yerde ortaya dökülemez! Ama köy kadınları bunun altında inim inim inler! Yani, saygıdan öte, pratiğini yaşarlar. Bunun büyük kısmı din kurallarının abartılmış hali olsa da, erkekler bütün cesareti yine ilgili ayetlerin aslından alırlar. Sonra senin de vurguladığın gibi, gelenekleşir. Bu geleneği sorgulayan dindar da pek görülmemiştir.
Yaşadığın ülkelerde kilise hakimiyeti devam etmiş olsaydı, oralarda da durum farklı olur muydu? Ve yaşadığın ülkede gelenekler neden kadın üzerine bu kadar çullanamıyor? Toplumun yaşam pratiğinde çağdaş hukuk var da ondan.

Öyküdeki kadınların emekleriyle erkeklerin emekleri arasındaki fark nerden geliyor sence? Ve bu farklılıkları kim sorguluyor? Kimler üzerinden çıkarını sürdürüyor?... İşte bu soruların cevapları bulup üzerine gitmektir kadın haklarını anmak.

sevgiyle kal

Neverland dedi ki...

kadin olmakla ilgili birsey söylemeyi unutmusum; herseye ragmen ama herseye ragmen ; anne olabilme ihtimali oldugu ivin biöe kadin olmaya deger ...
selamlar,,

zihniorer dedi ki...

İnsan, dolayısıyla "kadın haklarının" asıl amacı, yukarıda dediğin,
KENDİNLE VE CİNSİYETİNLE GURUR DUYMANI SAĞLAYACAK HAKLARIN KAZANILMASIDIR.

Cinsiyetinle kimliğinle gurur duyuyorsun, ne mutlu sana...:)
Ama bütün kadınlar öyle mi?

Neverland dedi ki...

bir önceki yorumdaki yazim yanlisligi icin özür : -(

Bu arada Sizi blogumda `sobeledim`Zihni Bey, bakin bakalim neymis : -)