1.5.07

GENEL KURMAY’IN 27 Nisan Muhtırası’nn DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

AZİZ NESİN'den- günün anlam ve önemine..

Bitki Olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil
Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil
Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Ceza evlerinde değil
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil
Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazın sevgi üstüne
Ölüm kararı değil
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarda değil.
------------------------------------------------------------------------------------

AKP hükümetinin dışişleri bakanı Abdullah GÜL’ün Cumhurbaşkanı adaylığına karşı tavır alanlar kaygılarını her yoldan dile getirmeye başladılar. Başbakanlık ve Meclis Başkanlığından sonra, bir de Cumhurbaşkanlığı’nın, “milli görüşçü” kadronun eline (demokratik yollardan) geçmesi, “sıra Genelkurmay Başkanlığına mı geldi” kaygısını yarattı.

Bu kapsamda, , GENELKURMAY BAŞKANLIĞI’NIN AÇIKLAMASI politik havayı daha da gerdi.

AKP çevresi, bu bildirinin anti-demokratik bir davranış olduğunu savunurken, Laik çevre ile birlikte Genelkurmay da, AKP zihniyetinin mevzi kazanmalarının, kaygı verici olduğunu dillendiriyorlardı. Bu düşünceler, AKP kurmaylarının geçmişteki politik belgelerine dayandırılıyordu.

Hangi taraf haklıydı?

Demokratik Sosyalizm düşüncenin penceresinden bakıldığında, görebildiklerimi aktarmaya çalışıyorum.

Yaşamımın bir bölümünü “Milli Görüş” camiasının içinde geçiren biri olarak, hatta şu an bile ailemin (ve sülalemin) aynı görüş içinde olduğunun hassasiyetiyle yorumlamaya çalışıyorum.


“Mili Görüş” içeriğinin “şeriat sistemi”ne kapı aralayan bir proje olduğu bilinmektedir.

Bunun yanında, TC.’nin, yine Mili görüşün kaynağı olan Osmanlı yönetim ve toplum modelini, DEVRİM ile etkisizleştirerek kurduğunu da biliyoruz.

Günümüzdeki LAİK-ANTİLAİK sürtüşmenin kökünün, TC Devriminin, rövanşı-koruması mücadelesi olduğunu bilsek de, adını anmadan sürdürülen bu savaşın kör düğüşüne dönüşmesinin iki nedeni vardır:

Birincisi, sorgulanması ölümüne (ölüm fetvalarıyla ve cehennem korkularıyla) yasaklanmış olan din kavramının, bu sürtüşmelerde siper olarak kullanılmasıdır. Kaldı ki, okuryazarlığın önemsenmediği toplumlarda her değerin din ölçüsüne vurulmuş olunması, başka bir kavramın (yeniliklerin) anlaşılabilmesi için, felsefi bakışın dışlanmış olmasıdır.

Burada laikler, devrimin ruhu gereği, egemenliğin kilit noktalarını paylaşmak istememektedirler.

İkincisi, asıl ateşli gücü elinde bulunduran TC ordusunun devrimin son nokta koruyucusu sıfatının aşılamamış olmasıdır. Burada, olası darbelerle, hazır kazanılmış sivil mevzileri yitirmek istememek düşüncesidir.

Birinci şık laikleri bağlamaktadır, kinci şık ise, şeriatçıları…

Laikler dinin, toplumun sosyal yaşamından çıkıp, bireysel tercihlere yerleşebileceği umudunu beslerken, din adına legal ve illegal örgütlerinin, cehaleti, parayı, yoksulluğu, ölüm fetvalarını… devreye sokarak, tersine etkiyi daha çok güçlendirmektedirler.

Atatürk ve arkadaşlarının en çok zorlandığı durum, modern toplum modelini ve hukukunu, Osmanlı’dan devralınan feodal yapılı bir oluşuma monte etmekti.

Devrim (1920’li yıllar) dünyadaki dengelerin en kritik dönemine rastlamış olması, içerde de bir çok dengelerin değişmesine engel olmaktaydı. Bu karmaşada, batıdan alınan, ancak uygulamada düşüncenin kendi doğasına uymayan bu hareket, kendi içinde birçok sakıncaları da beraberinde besledi.

Birinci Meclisin içinde, Atatürk’ün çok partili demokratik sistem özlemiyle, farklı görüşlerin siyasi parti kumasına fırsat vermesi, zorlama demokrasinin örneklerini sergiliyordu. Öyle ki, bu fırsatları ilk değerlendiren (bu gücü kendinde gören) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) ile daha sonra onun yerini alan Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF), Osmanlı gelenekçiliği ve kompradorluğunun çıkarlarını temsil etmekteydiler. Bu yüzden, Kemalizm ile üstü örtülü çatışma içine girerek, Karma ekonomik modelin özel teşebbüs-liberal yanını temsil etmeleri, günümüze kadar süregelen “burjuva –kapitalistleşme” tercihindeki fiyaskonun çekirdeği olmuştur.

Sermaye egemenliğini elinde tutanlar Kemalizm ile uzlaşırlarken, Teokrasi yönetimini tekrar egemen kılma anlayışında olanların düellosu günümüze kadar süregelmiştir

Oysa, demokrasinin asıl doğası, toplumsal üretim sınıflarının örgütlenmesi ve ortak payda noktalarında uzlaşmayı sağlamasıydı.

Burada Atatürk toplumu, “sınıfsız bir toplum”, yani HALK diye tanımlarken (sanki komünizmden etkilendiği anlaşılırken), Osmanlının feodal beylikleri durumunda olan tarikat temsilcileriyle uzlaşarak, kapitalizmin tohumlarını atmış oluyordu.

Bunun karşısında dengeleri sağlayacak olan emek örgütlenmesinin önü tamamen ve sertçe kesilmiş olmaktaydı.*

Böylece, tam demokrasi ve modernliğin de uçar kanatlarından önemli tüyler koparılmış oluyordu.

Günümüzde yaşananlar ve “kim haklıydı tartışmaları, işin sadece görünen yüzüdür.

Görünen yüzüne bakılırsa, AKP Hükümeti haklıdır. Tarihi süreci ve iç politikanın iç organlarını deşeleyince, yukarıda anlatılan tabloyu dikkate almamak saflık olur. Bu durumda laikler haklıdır.

Sol ayağı sürekli kırılmış bir demokraside, güncel politik tartışmaların odağına LAİKLİK ve TÜRBANDAN başka ne koyulabilir ki?

Gelişmenin asıl nüktelerini “türban özgürlüğü” kapsamına indirgemekle, SOLSUZ bir demokrasi yaşatmaya çalışmanın asıl fotoğrafı bu olsa gerek! Hem de yaşamın birinci önceliği olan REFAH TOPLUMUNU yaratma kaygısı güdülmeden!

Zihni örer

7 yorum:

Ece dedi ki...

Oy oy oy!:)
Sayfaya bir geldim, çimenliğe düşmüş gibi oldum:)
Konu ve gündem çok can sıkıcı Zihni bey..
Ben size gönül dolusu sevgilerimi bırakıyorum..
BATSIN BU DÜNYA diyerek...
Ben artık ümidimi yitirdim bu düzenden...
DEMOKRASİ FİLAN MASAL,PALAVRA..
tek gerçek var:
sevgi..
Bari onu yitirmeyelim inşallah..

zihni örer dedi ki...

Sevgili Ece,
yeteneğni, bilgi birikimin, kariyerin, karizman, o hümanist yüreğn, enerjin ve araştırmacı kimliğinle senin umutsuz olmanın özel bir nedeni olabilir mi?

Yalnız bir kusurun var, o da ÇOK FAZLA ÖZLETİYORSUN KENDİNİ:))

O dediğin sevgi çok önemli bir sermayedir. Aynı görüşteyim.
sevgiler ve selamlar.

zihni örer dedi ki...

Bir de, İlk blog formu Ece'nin eseriydi.
Ece'nin anısına eski sayfa için uzun süre direndim ama, sonradan çıkan yeniliklerden yararlanmak için değitirmek zorunda kaldım.
Template formatları farklıydı çünkü.

metin-thePoor dedi ki...

Zihni Bey,

Epeyce teğet geçmişsiniz konunun esasını bence.

zihni örer dedi ki...

Evet Metin Bey, bu daracık yerde ancak teğet geçebildik:)) Arif olan anlar gerisini diye. İlgilenen olursa konuyla, o teğeti merkeze doğru kaydırabiliriz.

Tunç dedi ki...

Nitelikli yaziniz için tessekkürler.

Yine de yok Milli Görüs, yok seriat derken korkuyla dayatilan bu oligarsiye karsi daha dik durmanizi beklerdim.

http://www.derindusunce.org/2007/03/14/kotu-insan-uretme/

Sahte atatürkçüler ve sahte demokratlarla dolu bu ülke bakalim ne zaman aydinliga çikacak?

Dostlukla

zihni örer dedi ki...

Tunç Bey teşekkür ederim ilgnizden dolayı.

Oligarşiye karşı "eğik" durduğum iması mı verdim, sanmıyorum. Belki siz daha fazlasını istediğinizden dolayıdır ki, "canı yanan daha hızlı koşarmış" diye bir söz var. Yaşam felsefenizi bilemiyorum ama, bu ülkede canı yananlar telef edildiğinde, bu ülkwen insanınn büyük bir bölümü "bana değmeyen yılan bin yaşasın" diyordu. Ama benim öyle dediğimi düşünmeyin lütfen. İnsan hakkı mücadelesi uğruna başı dik duran azınlıktan biri olmakla gurur duymaktayım. Bununbedelini de kendi çapımca ödemiş bulunuyorum.
Buradaki yorumun an fikrinde ön yargıya yer vermediğimi düşünüyorum. Ama biraz daha açsaydınız konuyu, karşılıklı içimizi dökebilirdik.
Baştaki Aziz Nesin'in şiiridir benim referansım. Başka söze ne hacet Sevgili Tunç Bey.