29.5.07

SEÇİMLERDE ORTAK ADAY İSTİYORUZ

burada

Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından hepimiz öfkelendik ve OMUZ OMUZA verdik. Yalnız olmadığımızı, yüz binler olduğumuzu görüp umutlandık.

Irkçılığın, savaş çığırtkanlığının, tahammülsüzlüğün, işsizlik, yoksulluk ve adaletsizliğin ulaştığı tehlikeli boyutlar karşısında sadece cenazelerde omuz omuza veriyor olmaktan şikayetçiyiz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet, halkların kardeşliği, barış ve refahtan yana olanların sesinin daha yüksek çıkmasını arzu ediyoruz.

Hepimizin, her sol parti ve sendikanın sahip çıktığı ortak taleplerimiz var ve bu taleplerin Meclis kürsüsünden dile getirilmesini istiyoruz.

Bugünkü koşullarda hiç bir parti yada grubun bu başarıyı tek başına elde edemeyeceğini gören biz aşağıda imzası olanlar, hiç bir savaş iznine, özelleştirmeye, ayrımcı yasaya oy vermeyeceğini, bunlara karşı TBMM'de bizleri temsil edeceğini ilan eden, patronların, generallerin, bürokratların, atanmışların, IMF'nin değil; ezilenlerin ve emekçilerin sesi olmaya söz verecek emekten, kardeşlikten, özgürlükten ve barıştan yana olan ortak bağımsız adaylar aracılığıyla seçime hazırlanmak istiyoruz.

Ayrıntılarda boğulmayan, sadece üzerinde ortaklaştığımız temel noktaları dile getirecek bir bildirgeyi imzalayacak ortak adaylarımız olursa yüz binlerce kişinin sandığa gitmeme ya da CHP'ye oy verme açmazından kurtulacağına inanıyoruz.

Ortak adaylarımız,

  • IMF ve Patronlara karşı emekçinin yanında yer almaya,
  • Savaşa ve her türlü sınır ötesi askeri operasyona karşı çıkmaya,
  • Kürt sorununun askeri değil barışçıl siyasi çözümünü savunmaya,
  • Halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşliği için çalışmaya,
  • Atanmışlara karşı demokratik olarak seçilmişleri korumaya,
  • Yasaklara karşı özgürlükleri savunmaya,
  • Bütün dinsel, mezhepsel, cinsel, etnik ayrımcılıklara karşı ezilen, baskılanan grupların sesi olmaya,
  • Irkçılığa ve ayrımcılığa taviz vermemeye,
  • Kadın hak ve özgürlüklerinin yanında yer almaya,
  • Çevresel yıkıma karşı durmaya
söz vererek ortak taleplerin savunucusu ve sesi olacaklarını ilan etmelidirler.

Bu adımı destekleyen bütün parti ve kurumlar bu adaylara desteğini ilan etmeli ve bütün gücüyle seçim kampanyasına destek vermelidir. Bütün adayların kullanacağı ortak afiş, bildiri vb araçlar oluşturulmalı, bu araçlar, parti-kurum ayrımı yapılmadan hep birlikte kullanılmalıdır.

Sokakta ve sandıkta, emek, barış ve demokrasi mücadelesini, umudu yükseltecek, yüz binleri heyecanlandırabilecek, hepimizin gönlünden geçen böylesi bir alternatif yaratma sorumluluğundan kimse kaçmamalıdır

5 yorum:

gaykedi dedi ki...

engin ardıç' tan ne kadar hoşlanırsınız bimiyorum ama bu konu hakkın da geçen gün yazdığı iyi bir yazısını belki okumamışsınızdır diyerek aynen ekliyorum zihni bey;

************

Eski genelev kadınıyım.

Modern köle, hayatsız kadınım...

Dokuz yaşımda tecavüze uğradım. Kocam tarafından geneleve satıldım.

Tüm hayatsız kadınlar için, tüm şiddet mağduru, ezilen, hor görülenler için... İstanbul bağımsız milletvekili adayıyım.

Ayşe Tükrükçü.


* * *


Bu sözlerle oy istiyor. Bunları pankart yapmış, boynuna asmış, sokaklarda dolaşıyor.

Şu “hayat kadını” lafını hangi dangalak icat ettiyse hiç sevmem ama, bir hayat kadını.

Yani, fahişe. Yani, orospu.

Lüks otellerde bin yedi yüz elli dolara iş tutup, sonra da gözü dönüp yedi bin beş yüz dolar fiyat çekenlerden ve basılınca da “ben bakireyim” diye kamera karşısında ağlayanlardan değil. Sevmediği zengin koca bulup “zamanla severim herhalde” diye kendini kandıranlardan da değil.

Düzenli olarak Galata’ya gidip iğne olanlardan, on liraya inşaat amelesiyle yatanlardan, kerhane çaycısı Rafet’ten markayla çay içenlerden, günde otuz ya da kırk, yoğun dönemlerde, bayramlarda falan tam yetmiş erkeğin altından kalkanlardan. Kocası onu geneleve iki yüz kırk liraya satmış. Fakat önce öz amcası becermiş. Babasından da hep dayak yermiş. Altı şehirde çalışmış. Babası yaşında üç kişi de üstünde gitmiş, kalp krizinden. Fıkrası da vardır hani, herif hırıldamağa başladı, ben sandım ki geloor, meğer isem gidoormuş!

Şimdi emekli, ve de İstanbul ikinci bölgeden milletvekili adayı.

Gönlümün oyu ona verilmiştir.

Birçok kadının genelevden kurtulmak istediği için öldürüldüğünü açıklamış.

Yok, ben Orhan Kemal merhum gibi genelev kadınlarını “devrimden sonra” Cibali Tütün Fabrikası’na işçi yazdırmak hayalini kuranlardan değilim. Genelevde çalışmak için insanda cehalet, zekâ düşüklüğü, tembellik, vahşi bir libido ve Doktor Freud’a sorarsanız “gelişmemiş, zayıf bir süperego” bulunması gerektiğini de bilirim, birçok kadının bu işi zevk alarak yaptığını da... Kadınların “orospu olma fantezisini” ilk duyduklarında dehşete kapılan saf ve temiz erkek çocuklarını gördüğüm zaman da gülerim. Bu fanteziyi “zihninde” yaşamakla yetinen “iffetli” kadınlar genelevdeki hemcinslerini de hor görürler, onların tek bir erkeği kafakola alıp kendini besletecek kadar akıllı olmadıklarını, çok erkekle bedenlerini gereksiz yere yıprattıklarını düşünürler...

Ama babasının dövüp, amcasının bozup, kocasının sattığı kadın, akan suları durdurur.

Orada ne teori çalışır ne pratik.

Burası Türkiye’dir, bu kadına bunu yapanların yaşadığı bir ülke. Öz kızını, bir pastanede bir çocukla çay içtiği için, töreler gereği öz oğluna vurduranların oy kullandıkları bir ülke. Bu tür yaratıkların üstüne üstlük bir de Türkiye’yi beğenmeyip, ayrılıp bağımsız devlet kurmak istedikleri bir ülke.

Ve biz eşekler de otururuz, seçim sistemini, siyasi partiler yasasını, cumhurbaşkanının yetkilerini, demokrasiyi, darbeyi tartışırız.

Kâğıt üzerinde Avrupa Birliği’ne de gireriz, Rusya’yla ve Çin’le ittifak da yaparız, Turan İmparatorluğu da kurarız.

İkinci bölgede otursaydım oyum senindi bacım.

İlle taşra tüccarı, kasaba avukatı, siyaset esnafı, matbuat kaşarı, sosyete dilberi mi girecek meclise?

Keşke kazansan, keşke meclise sen de girsen, keşke “kader arkadaşların” için birşeyler yapabilsen... Hani ezilenler iktidara geliyordu, alo?

Olacak iş değil ama keşke meclis kürsüsüne çıkabilsen de şu anlattıklarını hiç olmazsa tutanaklara geçirtebilsen...

Yüz yıl sonra onları inceleyecek tarihçi torunlarımız da hepimizin mezarına tükürseler.

zihni örer dedi ki...

Sevgili gaykedi,
Engin Ardıç, "rüzgara karşı ters işemeyi" muhalefetlik sanan söz ustalarından biri.
E. ardıç'ın yazısında da gördüğümüz gibi, düşenlere romantik ya da mistik duygularla yaklaşmak, ancak kendi bencilliğini tatmin etmeye yarıyor. Oysa, bir "toplumun "yönetim projesi" bu tür sakatlıkları üretmeye uygun donanımlara sahipse, projektörü sistemin yapısına tutmak gerekir. Engin Ardıç'ın acımaktan başka bir çözüm önerisi yoktur.
Hangi sistemler, toplumun bütün bireylerine her konuda eşit bakar?
Hem "seçkinler sınıfının varlığından şikayetçi olmayacaksın, hem de seçkinlere akan avantajların, nerelerde gedik açtığını önemsemeyeceksin!!!
Saflık değilse, kötü niyetin ta kendisidir bu. Yani, her güzel söz, her ağızda iyi durmuyor.
Bir alt başlıktaki grafikli yazının
SONUÇ kısmında bu noktayı açmışım.

Neverland dedi ki...

ben bu yaziyi okumamisdim,cok hos yazmis, cok guzel ve ince anlatmis.

Dogruluk payi yok mu yazdiklarinda?

Sadece seyretmekden baska ne yapabiliyoruz ki?

zihni dedi ki...

Sevgili neverland,
Engin Ardıç'ın yazdığı bu yazının içeriğine tamamen katılıyorum. Demek istediğim şey, hem doğruyu söylüyor, hem de yanlışı üreten sistemleri besliyor. Bu çelişkiye dikkat çekiyorum. Engin Ardıç, "sömürü sistemlerine karşı değildir. Ama, sömürü olayını konuşmayı-yazmayı çok iyi yapar. "Tavşan kaç, tazı tut" mantığıdır bu.

gaykedi dedi ki...

evet ne yazık ki haklısınız zihni bey, eski sosyalistlerden ardıç kesinlikle artık mücadeleden pes etmiş-herşeye teslim olmuş gözükmektedir, ama umut yoksa yaşamamızın da hiç bir anlamı yok değil mi :(