13.3.08

ŞERİATIN SOPASI ACITMAZ(!) MI?

''en az 3 çocuk yapın!''/ Başbakan R.Tayyip Erdoğan

& & &

…başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları DÖVÜN. /din

Bu iki öğretinin atasözündeki karşılığı:

“KARNINDAN SIPAYI, SIRTINDAN SOPAYI EKSİK ETMEyin”( !!!!)
olabilir mi?


----------------------------------------------------------------------------
90'lı yıllarda bir diyalog:Radikal Gazetesi sayfamda anlatmıştım

-Emmoğlu, duyduğuma göre Fazilet Partisi ilçe yönetimindeymişsin?
*hee, öyle.
-İyi, hayırlı olsun, ne yapmak istiyorsunuz bu millet için?
*İslamı iktidar yapacağız, zulüm bitecek inşallah.
-Ee, şu 3 yaşındaki (kızı) çocuğun başını (türban ile) bağlamışsın bu zulüm değil mi çocuğa bu yaşta?

şakamız da var, buna dayalı olarak:

*Liderimiz kim kızım? “pıyofesöy doktoy necmeddin eybakan”. Bir daha de, amcan duymamış: “pıyofesöy doktoy dediiimmm”:))

-yenilikçiler Erbakan'ı devireceklerimş ama?
*Devirsinleeer, kim hayırlıysa o gelir inşallah.
-Bu gidişle zor iktidara gelirsiniz emmoğlu, 21. Y.y da şeriatı kim ne yapsın!
*Göreceksin emmoğlu, 15 yıl sonra biz tek başımıza iktidarız.
-Nasıl?
*Şimdi siz nüfuz planlaması yapıyorsunuz değil mi?
-Heee?
*İşte biz onu yapmıyoruz ve yapmayacağız. Bizde her ailede 10 çocuk varsa, 15-20 yıl sonra bunların 5’i oy verme çağına gelecek. İşte o zaman göreceksin, tek başımıza iktidarız Allah’ın izniyle.

* * *
Öngörü dediğin budur işte. Fazilet AKP oldu, emmoğlu haklı çıktı!
Ama, diyalogun sonu şu saptamayla bitmişti:Alttaki yorumların özeti niteliğinde bir cümle kurmuştum.

Yani, yoksul bir nesil türeterek, birilerinin iktidar hesabı yüzünden, kapitalizmin felsefesinde boğulmaya hız katıyorsunuz. Bu projeniz, kendi çocuklarınızın geleceğini satmak adına, bir zulüm değil midir?

Oysa biz YAPACAĞIMIZ KADAR DEĞİL, BAKACAĞIMIZ KADAR NÜFUSu hedefliyorduk.


* * *
En az 3 çocuk yapın:

Milliyet Yorum’ okurlarının bu habere yaptıkları yorumlardan aynen kopyaladığım örneklerdir:
Halk bu söylevlere inanıp ta çocuk yaparsa zengin ile yoksulun arasındaki uçurum yüz misli o kadar açılır ki zenginler size apartmanlarının tepesinden kuşbakışı bakarken sizler o çarık çuruk derme çatma oturduğunuz evlerden yukarıya bakarsınız bakın şimdiden söyleyeyim. Bırakın çocuk okutmayı, çöplerden ekmek parçaları toplarsınız.
* * *
Zenginin çocuğu en iyi okullarda yurt dışında okuyup ta işin başına geçip, yönetici, patron olurken sizin zor koşullarda iyi kötü yetiştirdiğiniz çocuğunuz ona işçi, köle olur. Çocuğunuzun gelecekteki kaderini çocuğun kendisi değil devlet belirleyecek. Yoksul ailelerin çocuklarının kaderleri hep böyle olmuştur.
* * *
Öyle uzun vadeli bir plân hazırlanmış ki, ve de o kadar tehlikeli ki anlayan anlar ne demek istediğimi. Çok kurnazlar çokk. . . Ama sökmeyecek bu millete. Boşuna uğraşmasınlar.
* * *
Birinci aşamada din, turban yüzünden ülke birbirine girdi. İkinci aşamada çocuk yaptırttalım da daha da batsın öyle mi. Üçüncü aşamayı da ben söyleyeyim. İşsizlikten, fakirlikten, cahillikten daha da zayıflamış, çökmüş bir ülke. Zenginlere ne olacak dersiniz onlar vahdettinin torunları gibi yurt dışında.
* * *
Bu birazda Fransız ihtilalinde Maria Antoniette'nin "Ekmek bulamayanlar pasta yesinler" sözüne de yakın geliyor bana. Ayranım yok içmeye . . . . . . . . giderim tahteravanla. Halkla dalga geçmeye başladılar. Halkı aptal yerine koyduklarının resmidir.
* * *
Zenginin çocuğu özel okullarda okurken doğacak çocuğumu mahalle mektebinde okutamam. Zenginin çocuğu marka giyinirken çocuğuma işporta giydirmek istemem. Zenginin çocuğu protein alırken çocuğuma haşlanmış mısır yedirtmem. Kısacası kendi cehennemime sokmam. Siz gidi uyanıklar sizi. . .
* * *
Fikri ABD deki abisi vermiştir. ABD Türkiye planlarının içinde bu konuda var. Amaç ülkeyi daha da fakirleştirmek, sağlıksız eğitimsiz, cahil bir neslin oluşmasını sağlamak, zayıflatmak
* * *
Eğitim seviyesi düşük ailelerde genelde çocuk sayısı fazladır. Eğitimli ve zengin ailelerde en fazla iki çocuktur. Kölelere ihtiyaç var herhalde. Yazıklar olsun be. . Türkiye bitmiştir.
* * *
Tek bir sözcük. . oh. . . olsuuunnn. .

6 yorum:

haydar eren dedi ki...

"BAKACAĞIMIZ KADAR NÜFUS" cok dogru bir soz.
Buradaki kasit insanimizin yasam kalitesini arttirmak.

***

AKP ve fikirdaslari icin bunun onemi cok fazla degil. Partinin amaci iktidar olup degirmenin suyunu kendilerine cevirmektir.

Benzetme yapmak gerekirse;
Ben takim tutmam. Benim icin Galatasaray sampiyon olsada ayni, Kayserispor sampiyon olsada ayni.
Statuko partisi olduktan sonra AKP ile CHP arasinda pek fark yoktur.

AKP yi iktidara getiren tabanin aklinda seriat yoktur... demokraside yoktur. Ortalama ilkokul 4. sinif duzeyinde egitim seviyesi olan toplumumuzun 70-80 senelik birikimi, kandirilmisligi, izole edilmisligini kullanip, iyi kanalize ederek iktidar oldu ve tabiri caizse sampiyonlugu Fenerbahceden aldi. Ilk anda iktidar olmaya kendinden baskalarini layik gormeyen FB, GS, BJK liler cok kizdi ama giderek AKP statukoya uyum gosterince ortalik duruldu.
***

Heyhat!
Ilk zamanlar Kayserisporun sampiyonluguna sevinen Anadolu halki baktiki AKP nin kendisinin yasam kalitesini arttirmak gibi bir niyeti ve icraati yok, hayal kirikligi ve saskinlikla olan biteni izliyor.

Yakinda AKP de ANAP, DYP, AP vs. nin gittigi coplukte kendini bulur.

Adsız dedi ki...

selam, yıllar önce mecburi hizmetini adıyaman'da yapan bir doktor arkadaşın yaşadığı bir olayı anlatmak istiyorum. bölgenin üst düzey komutanı il ve ilçelerde görev yapan doktorları ve diğer sağlık personelini bir toplantıya çağırıyor ve onlara verdiği brifingin önemli bir bölümünü doğum kontrolü başlığına ayırıyor. özetle komutanın doktorlardan beklentisi şu: terörle mücadelenin yollarından biri kürtlerin nüfuslarının kontrol altında tutulması, bölgede nüfus planlamasına çok büyük önem verilmeli. kürtlerin çoğalmasını önlemek doktorlar için milli bir görev sayılmalı. bu zihniyetin birinci boyutu bu. ikinci boyutu: yine yaşadığım bir örnekten aktarmak istiyorum. kürt olan ancak hayata milli kimlik penceresinden bakmayan bir arkadaşıma diğer bir yurtsever kürt arkadaşım sık sık sorular sorar neden çocuk yapmadığıyla ilgili olarak. arada bir de espri yapar: kürtlerin çoğalması gerekir diye. olayın bir başka boyutu: bütün tek tanrılı dinlerde doğum kontrolü ve kürtaj günahtır. kadınların doğurması tüm dinlerde ortak olarak tevşvik ve takdir edilir. olayın bir başka boyutu: tüm totaliter rejimler (frankoizm, nazizim, şeriat sistemleri, latin amerika diktatörlükleri gibi) kadını mutfak, çocuk ve kilise (islam'daki karşılığıyla ibadet) üçgeninde görmek ister; bu üçgeni besleyen, onaylayan, kutsallaştıran bir düşünsel ortak paydayı paylaşır. kapitalizm bir yandan anneliği kutsayıp yücelterek, bir yandan gebelik sürecini estetize ve romantize ederek, bir yandan da güvenli seksi teşvik ederek kadının üreme sürecini her yönüyle bir ticari sektöre dönüştürür. kısacası her tür iktidar (dinsel, ekonomik, cinsel, siyasal) kadın bedeninin denetlenmesi üzerinden kendini var eder. bunun bir yolu kadını türban gibi bir nesneyle işaretleyip "cinsel nesne oluşunu" mutlaklaştırmaksa diğer bir yolu da kadının hizmetinde olunan ideolojiye ya da kutsala uygun olarak doğurup doğuramayacağını belirleme yetkisini elinde tutmaktır. kadın bedeni her tür iktidar için mutlak tehlikedir. denetlenmesi, kontrol altında tutulması, kendi başına bırakılmaması elzemdir. ne yazık ki başbakanlarının bu başlama düdüğünü duyan çok sayıda insanın görev başı yaptığına eminim. çünkü doğum kontrolünün bir yahudi uydurması olarak müslümanların kökünün kazınmak için icad edildiğine yönelik kuvvetli bir kanı halk arasında hızla yaygınlaşıyor. evet çok kısa bir zaman içinde bir nüfus patlaması yaşayacağız bu kesin. hani köşelerimizde sürekli yakınıp duruyoruz ya benim derdim şu (ortak bir dilimiz olduğunu düşündüğüm herkese o yüzden laf yetiştiriyorum kusura bakmayın lütfen): bir başka dünya mümkün diyebilen insanların ortak bir zemini hiç mi olamaz, yani bir çok ayrıntıda farklılaşan ama ortak sözleri de olan insanların bir araya gelişini engelleyen nedir? ne olmasını bekliyoruz? şu saçma kapatma davasının da doğrudan akp'ye hizmet edeceği aşikar. komplo teorilerine inanmayan biri olarak bile yoğun bir "ne oluyoruz" duygusu yaşıyorum açıkçası. akpnin politikaları sermayeyi incitmiyor, askeri incitmiyor, sünnileri incitmiyor, türkleri incitmiyor, erkekleri incitmiyor yani akp bu ülkenin ezel ebed iktidarı olan hiç bir kesimi incitmiyor, ama hala en demokrat parti sayılıyor ve tüm despotluğuyla, tüm iktidarıyla hala en mağdur, en mazlum parti muamelesi görüyor, hala entelektüellerimiz tarafından en fazla himaye edilen parti akp oluyor. görünen o ki bu kapatma davasıyla akp'nin mağduriyet havası giderek kronikleşecek ve sonuçları daha dramatik olacak. chp ya da mhp ile bu kadar uğraşılması şaşırtıcı bence. ateş olsa cürmü kadar yer yakacak, giderek kendi dar kanalizasyon borusuna sıkıştırılan iki muhalifliği kendinden menkul partiyle uğraşmanın neresi entelektüel tavırdır bilmiyorum. yani genel bir eleştirel tavrın nesnesi olacaklar elbette ancak asıl olan iktidara karşı muhalefet örgütlemek değil midir? kaldı ki chp ve mhp'ye yönelik itiraz gerektiren ideolojik çemberin çok da dışında değil akp. sınıfsal mücadeleye gelince: tarihin bu sahfasında, emekçi sınıflar kapitalizmin ilk dönemindekine benzer (hatta daha ağır) bir dönemeçten geçerken, üç yüz yıllık bir mücadelenin kazanımları bir bir yitirilirken eğer ezilen sınıflar tavırlarını sadece iki saatlik işbırakma eylemiyle gösterebiliyorlarsa zaten söylenecek söz kalmamış demektir. yoksulların ortak sesi olacak örgütlü bir oluşum yaratılması yönünde bin yıllık lafazanlıkları bir yana bırakıp ortak bir paydada artık "eylem" için bir araya gelinmeyecekse, bence artık konuşmanın da bir gereği yoktur. bunca lafa gerek yok. susalım ve oturalım: olacaklar olduğunda bir kahraman çıkacaktır bizi kurtaracak, bir mesih, bir mehdi. en kötü ihtimalle hepimizin kendi küçük kıyameti. ne yapabilirizi konuşmanın zamanı değil mi zihni bey? belki buralardan başlar eğer birşeylerin başlama olasılığı varsa. sevgi ve saygıyla. sima...

gaykedi dedi ki...

bu kelimeleri ülkemin başbakanının ağzından duymaktan çok utanıyorum...çok yazık çok....

zihni örer dedi ki...

Haydar Bey,

Statuko partisi olduktan sonra AKP ile CHP arasinda pek fark yoktur.

Doğrusu işin bu yönüne bakıyoruz. Bu günlerde, Danimraka (mıydı?) Türkiye'den genç nüfus istiyordu.
Yaşlılarına ve kazanç çarkına hizmetçi arıyorlardı. Bizimkiler de bu talebe dört takla atıyorlardı, İşsizlik azalacak idye! Oysa, buradan kendilerini daha net ele verdikleri anlaşılıyor.
Dünyanın her yerinde aynı plan, "egemen seçkinlere" hizmet edebilecek yığınlar yaratmakta ustalar. Din+kraonik yoksulluk+(bunlara bağlı)cahillik+umut=sömürü çarkının enerji yakıtları....

zihni örer dedi ki...

Sn. sima,

Çetin Altan'ın bir sloganı vardı, yaklaşık olarak şöyle:

cami ile kışla arasında sıkıştırılan bir toplum nasıl özgür olabilir ki!

Verdiğiniz örneklerle örtüşen bir deyim.
Çok haklısınız, kapitalizmin "gri" versiyonu "başarılı erkeğin ARDINDAKİ kadın imajı çizerken, kapitalizmin "yeşil" versiyonu da erkeğin dört adım gerisinden gelmesi gereken KADIN imajını dayatıyor.
Evrensel bazda ırksal farklılıklar bir diğerine şantaj (korkutma) gücünü hedeflerken de, yerel bazda azınlıkların aynı kaygısı da, politikayı öncelikle nüfus çoğaltma üzerine kurmaktadırlar.
Günümüzde AKP zihniyetiyle PKK zihniyetinin nüfus üzerine yaptıkları oyunların asıl malzemesi görüldüğü gibi kadınlar ve ardından, geleceğin hizmetçi ve askerleri olan çocuklar olmaktadır.
Mevcut düzenin egemenleri ise, gücü sayı ile değil, elde ettiği kurumlar ve teknoloji ile sağlama çabasında oldukları görülüyor.
Özetle, egemenlik kompleksi, yaşamın asıl yüzü olan “eşitlik-özgürlük-aşk-emek” kavramlarının ıskalanmasını göze aldırabiliyor.
Katkınız çok anlamlıydı, teşekkürler

zihni örer dedi ki...

bu kelimeleri ülkemin başbakanının ağzından duymaktan çok utanıyorum...çok yazık çok....

sevgili kedi,
ülkemin başbakanı utanmıyor da sen neden utanıyorsun ki, yoksa bu suçu sen mi işledin:))