27.1.10

4-C sınıfı ve bilinç

4-C uygulaması özelleştirmeler nedeniyle işsiz kalacak işçilerle ilgili, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (c) fıkrası ile yürürlüğe konulan “Özelleştirme Uygulamaları Sonucunda İşsiz Kalan ve Bilahare İşsiz Kalacak Olan İşçilerin Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilmelerine İlişkin Esaslar”a göre, Bakanlar Kurulu tarafından 14.02.2005 tarihinde kararlaştırıldı.

TEKEL ÇALIŞANLARININ SIRTINDAKİ HANÇER BUDUR

fabrika kızı-Alpay

sınıf bilinci

Aynı ekonomik düzeye sahip olan, bu nedenle de aynı yaşam biçimi ve kültür düzeyi oluşturan insanların yarattığı toplumsal gruplara toplumsal sınıf denir. Bir toplumsal sınıfı belirleyen öznel ve nesnel ölçütler söz konusudur. Nesnel ölçüt, bireyin üretim araçları karşısındaki durumu, yani mülkiyet ilişkisidir. Üretim araçlarına sahip olma, ya da olmama bireyin hangi toplumsal sınıfın üyesi olduğunu belirler.Marksist teoriye göre, üretim araçlarına sahip olan ve başkalarının emeğiyle geçinerek bir kapitalist birikimi gerçekleştiren toplumsal sınıfa "Burjuva Sınıfı", üretim araçlarına sahip olmayan ve emeğiyle geçinen sınıfa da "Proleterya" denir. Toplumsal sınıfları belirleyen öznel ölçüt ise sınıf bilincidir. Bireyin hangi sosyal sınıfın üyesi olduğunun farkında olması onun bir sınıf bilincine sahip olduğunu gösterir. Bir toplumsal sınıfın üyesi olma, belirli bir düşünme biçimini, siyasal ilişkilerin niteliğini ve toplumsal sorunlar karşısında belirli biçimde tepkide bulunmayı da beraberinde getirir./ felsefeevi

Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden (6 ok)tan biri olan “halkçılık”, sınıfsız toplumu ifade ediyordu. Osmanlı’dan savaş yenilgisi mirası olarak alınan bir toplum, başlangıçta farklı sınıfı barındırmasa da, (daha çok) Atatürk’e “kök söktüren” ve politik köşe başlarını tutan aşiret tarikat güçleri, zaman içinde “halkçılık kavramının içini boşaltmayı başarmışlardır. Buna karşılık İzmir İktisat Kongresiyle başlayan dönemde, "giri sermaye sınıfı"nın yaratılmasıyla halkçılık, CHP’nin kırık oklarından biri haline gelmiştir.

Artık T.C. kapitalist dünyanın şablonlarıyla burjuvasını yaratmış.
Prolaterya sınıfının tanımını da saptırmanın rahatlığını, toplumun uzun süre cahil bırakılmasında bulmuşlardır.
Süleyman Demirel’in 25-30 yıllık iktidar dönemlerinde, “benim işçim, benim köylüm, benim emeklim….” diye “benim”semiş göründüğü bu kesimin ekonomik ve sosyal yaşamından, böyle benimser görünmediği burjuva sınıfı, kamu varlıklarından en az on kat daha da fazla yararlanmıştır.

Günümüzün Başbakanı T. Erdoğan, yeşil sermayenin baş memuru olarak, gri sermayenin vasıfsız destekçiliğini sürdüren dindarlık sıfatıyla, Y'nin diğer kolu olmayı sürdürmektedir.

T. Özal’ın, "orta direk" söylemi ile başlayan bu muğlaklaştırma, proletarya ideolojisine yöneltilmiş kavramsal saldırıların başlangıcı olmuştur.

Son dönemde ortaya çıkan "varoş" edebiyatı yukarda ortaya koyduğumuz sonuçlar vermesi açısından oldukça önemli görülmektedir. Daha düne kadar kırsal alanlarda ortaya çıkan mülksüzleşmenin ürünü olarak sanayi kentlerine yönelik göç olgusu değerlendirilirken, bugün "varoşlar"ın değerlendirilmesi gündeme getirilmiştir. Oysa birincisi ekonomik ilişkiler alanına ilişkin olup, Marksizm-Leninizm açısından üretim ilişkileri kapsamında iken; ikincisi, yani "varoşlar" olgusu sosyal ilişkiler alanına ilişkin olup, sosyolojinin konusu olmaktadır. Kentlerin dış mahalleleri anlamına gelen "varoş" sözcüğünün ülkemizde kullanılan karşılığı "gecekondu mahalleleri"dir. Kimi sosyolojik araştırmalarda bu olgular "preferi" olarak da ifade edilmektedir. "Merkez-preferi" ilişkisi olarak toplumsal yapının tahlil edilmesi, hemen hemen tüm emperyalist ülke üniversitelerindeki sosyoloji bölümlerinin temel yaklaşımı durumundadır. Bu yaklaşımlar, sonal olarak, kent-kır ya da sanayi-tarım ilişkilerini, üretim ilişkileri düzeyinden çıkartarak, yalın bir sosyal (toplumsal) ilişkiler düzeyi olarak değerlendirme anlamına gelmektedir. Şüphesiz burjuvazi için böyle bir değerlendirme, kendisinin ekonomik uygulamaları için belli bir veri tabanı oluşturmaktadır…../kurtuluscephesi.com'dan


İnsan onurunun (doğal olarak) birbirine eşit olduğunu fikren kabul etmeyen olmaz ama bu
eşitliği bozan, iğrenç “hak”lardan birisi, işçi-işveren ilişkisinde kendini gösterir. İşveren işçiyi işten attığında bir ailenin çöküşünü doğurur, işçi işvereni işten attığında(?) bir ailenin daha fazla kazanmasını sağlar.

Kahrolsun bu düzeniniz!.






4 yorum:

aysema dedi ki...

Zonguldak'ta 50 binin üzerinde sendikalı işçi vardı, Özal'ı dize getirdi, Yıldırım Akbulut'u Mengen'deki işçilerle sözleşme yapmaya gönderdi.

Sonra ne oldu? Korktular ve önlemlerini de aldılar. Resen emeklilik, 13. madde diye diye genç yaşta emekli ettiler işçileri. Bugün işçi sayısı 12 bini geçmez.

Sendikacıların durumu da ortada...

İşsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda çalışanların değil sendika "S" diyecek hali kalmamış. Özel sektörün pırıl pırıl gençleri nasıl sömürdüğünü siz benden iyi bilirsiniz Sevgili Zihni...

Bu koşullar altında...
Vazgeçtim, devamını yazmak gelmedi içimden.

Üzgünüm sadece... Ne desek boş.

zihni dedi ki...

1980 yılında startı verilen yeni dünya düzeniyle birlikte komlike bir programdı bu gün yaşadıklarımız. Malum szi de bilirsiniz ki, yeşil kuşak,taşeronlaşma, düzenli çalışan kamu kurumlaruınu özel-LEŞ-tirme... globalizm gibi başlıklarla günümüze getirdiler. İşin daha da can sıkıcı yanı, bu süreci bir bütün olarak görmeyenlerin sayısı, iktidarları belirleyecek kadar çoğunluk!
Telli Babaya çaput bağlamakta umut arayan bir yığın insan müsveddesi...! kurunun yanında yaş da yanmasaydı, öfkemin dışa vurumu, "canınız cehenneme" olacaktı. Ama insan yüreğimiz el vermiyor dalgınlığa ve ahmaklığa..

aysema dedi ki...

Suçlu sadece onlar mı Sevgili Zihni,

Ortak paydalarda buluşamayanların bunda hiç sorumluluğu yok mu? Oturup birbirimizi eleştirmekten, ya hep ya hiç tartışmaları içinde birbirimizi beğenmezken bugünlere bakıp ders çıkarabiliyor muyuz? Hiç sanmıyorum.

En büyük eksiğimiz de söz çok eylem yok aydın kesimde...

Sevgiler.

zihni dedi ki...

Sermaye fetih hareketlerinin yeni versiyonunu özel Tv.lerin kurulmasından sonra uygulayınca, öncelikle aydınları bir bir avladı.
Bir başka cepheden, potansiyel din alanına yığınla yatırım yaptılar...
Aslında söylenecek çok şey var da, haklısınız Hocam. Son haliyle durum "yumurta-tavuk" döngüsüne gidiyor.