18.4.10

baharıma politik gölge düşerse

Hayat her şeye rağmen güzel. Bahar mevsiminin yüklediği enerji daha başka güzelleştirmekte farkettiğimiz her şeyi. Duygular bardağın dolu tarafından atağa geçerken, bazı olayalar umsuluk çelmesini alnımıza çakıveriyor paslı çivi gibi!

Her şeye rağmen baharın renk ve kokularını duyabilmenin itici gücü “Marksist altyapmızın” varlığına bağlanabilir. Ama, her alt yapıyı sarsacak deprem sarsıntısı, çatık kaşlarımızla bizi mumyalıyor adeta.
Bu ülkede bir yığın “gerizekalı ürünü” eylem ve kavramlara bağışıklık geliştirdiğimiz bir buruk bahane zinciri ki…..
gerdanımızda ahmaklık madalyası gibi taşımaya uydurduğumuz bahanemiz, sorumluluğunu üstlendiğimiz aile bireylerimizin masumiyetidir. Hayatımızın zorunlu gereksinimleri hatırına (aslında zorbalığına) harcadığımız enerjinin ötesinde baharın renk ve kokularını fark edebiliyorsak, ayakta durmamıza yeter diye düşünebiliyoruz.

Ama yetmiyor! Bir insan yaşadığı zaman süresinde gülümsemesiyle kaş çatmasının birbirine oranı, bir süre sonra “sabit pozu” oluyor genel duruşunda.
Tercihen gülümsemeye yatırım yapmak her kişinin doğal hamlesidir tabi ki; dediğim gibi, dış etkenlerin iç dünyamıza sabotajı başlı başına bir savaş nedeni!

Soy adını bile değiştirme gereği duymayan Ahmet Türk, Kürt muhalefeti olduğu için, “türklük gurur ve şuuru” adına burnu kırılıyorsa, akan birkaç damla kanın anlamı, lağım farelerini ve onu besleyenleri boğacak kadar derin.
Anlamın değil, çıkarın derin olduğu yerlerde tuzun kokması, kavga nedeninin evrensel hukuk ayağını oluşturmakta.
Bundan biraz daha derin olan anlam ise bendeki tüm bahar sevdasını katletmeye yetmesi.

Ortalamanın üzerinde duygusal olduğum bilinir ama, olaylar karşısında kolay ağlamazdım.

Sırrı Sakık’ın eşi ile ilgili haber ve ona verdiği asaletli tepkiyi duyduğumda birkaç damla göz yaşı beni terk etti sitem edercesine….!

“Bu ülkede idam edilen başbakanların yanında, bir yumruk birkaç damla kanın ve de hayat arkadaşının hiç olmazsa mezarının yakınında olmasının ne önemi var ki” diye yorum yapacakların sayısı, bu ülkenin demokrasisini yürütüyorken…..

(haysiyet) onur, candan-kandan bir adım daha ileridedir. İnsan olmanın farkı da burada yatar……

Kahretsin, Baharıma gölge düştü!

18 yorum:

alizafersapci dedi ki...

"Baharınıza gölge düşmesin"
Umutsuzluğa yer yok.

ayşegül dedi ki...

Hepimizin baharına golge dustu yoldaş. Annemle kahroluyoruz. Nereye
baksak, fasıst muhalefet, fasıst dıncıler.Çok kotu, kıskırtıcı bır surecten geçiyoruz.

Eski solcu faşistlere ne demeli??????

Sevgılerrr

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,

"AYIP AYIP" başlıklı yazımda bu konuya değinmiştim.

Sırrı Sakık'ta gözyaşlarımı tutamadım ben de...

Sanki gizli bir el karıştırıcı görevi yapıyor.

Sevgilerimle...

mühendisciwan89 dedi ki...

Bunları üst üste koyunca derin bir kuyuya hapsedilmiş hissediyorum kendimi ve ülkemi...

eyy eşitlik ve barış neredeysen çık gel artık..

Kürtlerin de Türklerin de ihtiyacı var size,

daha çok kan dökülmeden...

Lütfen....!!!

Eleştirel Günlük dedi ki...

Kahretsin! Kahretsin!

zihni dedi ki...

Alizafer Bey,
gölge elimizde değil de, (haklısın) umut elimizde:)

zihni dedi ki...

Sevgili Ayşegül,
aslında kışkırtıcı süreç hiç eksilmedi de üstümüzden, bazı gölgeler var ki, diğerlerinden fazla koyuyor.
Sırrı Sakı'ın eşiyle ilgili bu konu çok özel geldi bana.

Adsız dedi ki...

İdeolojilerimizin baskısı bizi duygularımızdan, insani yaklaşımlardan uzaklaştırıyor. Uçları yaşamak insan olmamıza gölge düşürüyor, ne kadar acı...
Baharın kafaları biraz da olsa karıştırması ne kadar da işimize yarardı değil mi?

zihni dedi ki...

Sevgili Aysema Hocam,
zaman darlığı nedeniyle yazılarınıza yeterince uğrayamıyorum! Henüz yeni okudum. Çok haklı ve de çok duyarlısınız.
Bu olaylar
AYIP AYIPtan da öte organize suç suç demeliyiz değil mi?

zihni dedi ki...

mühendiscivan89,

blogumuza ilk uğrayanlara kahve ve gül ikram ediyoruz öncelikle:)
içmiş ve gülü almış gibi farkedin, yüreğimiz böyle istiyor. Katkınız için çok teşekkürler.
Aynı duyguları paylaşanlarla bir arada olmak güç veriyor insana.

Listeme eklendiniz.

zihni dedi ki...

Sayın adsız,

İdeolojilerimizin baskısı bizi duygularımızdan, insani yaklaşımlardan uzaklaştırıyor

bu sözünüz üzerine, daha detaylı yorum eklemeliyim baş sayfaya.

Katkınız için teşekkür,
ancak,
"adıyok" (adsız) olmanın sizce haklı bir gerekçesi olmalı:)
bu da bir çeşit ideolojik dışlanmışlık olabilir mi?

Adsız dedi ki...

Kimliksiz olmak özgürlüğümü sonuna kadar yaşamak için ödediğim bir bedel diyebiliriz.

zihni dedi ki...

yani, "özgürlükle kimlik" bağdaşmayan iki kavram mı demek istiyorsunuz?

ilginç açılım getirecek düşünceme:)

zihni dedi ki...

Ya da, soruyu değiştiriyorum:

"Kimliksiz olmak özgürlüğünüzü sonuna kadar yaşamak için ÖDETTİRİLEN bir bedel diyebilir miyiz?

Adsız dedi ki...

İzin verin şöyle açıklayayım Zihni;
Kimlik; isim, yaş, cinsiyet, medeni hal ve hatta bizim memleketimizde maalesef din ile belirlenir.
Kimlikle yaşamak zordur, belli kalıplara sokulur, sizden beklenenleri pratiğe dönüştürmelisiniz. Özgür bir insan olmak mevcut kimliğinize yakıştırılmıyorsa kimliğinizden vazgeçmek zorunda kalırsınız.
Yazınıza özellikle kimliksiz yazmamın nedeni de budur. İnsan olmak, özgür olmak, duygusal olmak, haklı olmak, doğru olmak... Hepsi kimliğinizle ve bu kimlikle bütünleştirilen ideolojilerle değerlendirilen özelliklerdir.
Katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana, benliğime :)

zihni dedi ki...

adsız,
bu düşüncelerinizle oldukça cesur ve bilinçli biri olduğunuz izlenimi veriyoprsunuz.

"adsız" yazmaktakla, bir şeyi (bedelli özgürlüğü) çok yerinde ve güzel açıkladınız.

Ama bu konunun açıkladığınızdan daha ötesinin var olduğunu kabul etmelisiniz, belki de ediyorsunuz?

Bilirsiniz ki, dokuz köyden kovulanlar onuncu köyü kurup, orada buluşmadıkça, "özgürlükle saklanmayı" hep birbirine karıştırmaktan kurtulamayız. Bu durumlarda sevgilimize mezar yeri ararken bile ayak altında kalabiliriz.

Adsız dedi ki...

Ben bunun bir seçim olduğunu düşünüyorum. Kaybetmeyi göze alamadığım şeyler içindir bu ödenen bedel.
Kimliğimle mutlu olabilirim hatta onu sevebilirim de... Bir gün gelir ki artık beni rahatsız eder olur bu kimlik ama sevdiklerim ve onların bana kattıkları, ödediğim bedele değer olur.
Saklanmak ya da özgür olmak bu durumda beni 10. köyden uzak tutsa da ulaşmak istediklerime ve kaybetmek istemediklerime yakın tutar.
Can Bahar yazınıza gelen yorumlardan birinde "Buçuklu yaşamak" tabirini okudum biraz önce. İşte tam bu tanıma uyuyor acı olsa da...

zihni dedi ki...

Sevgili adsız,

sizin şu ana kadarki yorumunuzdan çıkarabileceğim sonuç artık olgunlaşmak üzere. Bu düşünce kalıbıyla yalnız olmadığınızı biliyoruz.
"Buçuklu yaşamak" deyimiyle taımlamışsınız bu durumu. Ben size daha açık bir tanım göndersem yanılmış sayılır mıyım?
O da şu:
LİBERAL TAKILMAK!

"liberal olmakla liberal takılmanın" arasındaki fark şudur:
özel mülkiyetinde üretim araçlarına sahip olmadan liberal kaygısızlığı benimseyenler "liberal takılırlar"
üretim aracıyla başka emekleri istifleyerek yaşamını sürdürenlere de Liberal yaşamak denir.
Bu benim kültür dağarcığımın yansımaları. Sizce ve başkalarınca yanlış bulunabilir.
Aslında dediğinzden çok "demediğiniz" var dağarcığınızda, bu kunuda. Öyle çıkarım yapıyorum.