1.8.10

Blogların Tansiyonu


“Sıcaklar, tansiyon, kalp frekansı, kafa-beyin çalışması, hatta çalışmaması…..” joker kelimeleriyle çeşitli cümleler kurulabilir bu aralar.

Diyeceksiniz ki, “düşünme değil, yaşama mevsimidir bu ay”.
Ne desem ki….

Her neyse işte, Blog yazarlığı ve blog izlerliğinin tansiyonu da diğer yaz mevsimlerinde olduğu gibi böyle olmuş bu zamanda,.

Dinlenmenin bir başka versiyonu da “dedikodu” değil midir?
FF’ler bu yüzden revaçta olabilir mi? He valla, bu da öyle birşey.
Ama facebook’un günahını alamam; orada konular ve ilgi alanları cıvıl cıvıl bahar kokuyor.

Yaz uyuşukluğuna rağmen, i-net platformlarında en popüler ilgi alanı, “dokunulan tabular” geldiğini sezi-yorum, hatta biliyorum. Örneğin, forum sitelerinde din konusu açıldığında, sanki bütün camiler boşalır, orada cihat başlar. Birkaç ateist ve değişik ist’ler, ortaya küçücük atom parçacıkları attığında, ayak sesleri ve tozu dumanı, görüş alanını matlaştırır.
Desem de, son zamanlarda sanırım biraz liberalleşme eğilimleri ağır basıyor gibi. Eski din tansiyonu yerini katıksız antikemalistliğe bırakmış.

Friend Feed’lerde karın ağrısından tutun, sinek ısırığına kadar bilumum vıttırı vızzıklar manşet olur. Ciddi manşetler de düşer aradabir ama, feed’in rajonu pek yemez onu.
Msn çetten birkaç hacım daha geniş gibi.

Twitter denilen kapı ise, bildiğim kadarıyla,
BUtürkünün sorusuna cevaben icat edilmiş olduğuna yemin ederim valla... “Deniz dalgasız olmaz, sen nerdesin nerdesin”. Ben şurdayım burdayım. Denizin dalgasındayım, güzellerin sevdasındayım…… vs.
Oh, işte size yaz tatilinin “Twitterfriendfeedi”.

Blogaşırı yazarlığa adım atan 3 Blogdaş var ki, onlar üzerine ayrı bir yorum zamanı gelecek.

Reytingi bol kepçe konulardan bazıları da aşk-meşk-stres-yemek-memek-sevmek-sevilmek…vs.
Küçümsemiyorum bunları asla. Hayatı anlamlandıran ve devamını sağlayan konular üzerinde geyik yapmak.. geyik dedim de aklıma geldi, bu sıcakta geyik kebabı …. Hoşt!

Bir de çocuk büyüten anneler blogları var ki, hayatın ta kendisi ve sağlıklı bir nesil yetiştirmenin en ince paylaşımları burada. Bu Blogların reytingine dil uzatmak şurda dursun, elimden gelse Nobel Ödülünü vereceğim onlara. Yalnız bir soru takılıyor aklıma, bu blog yazma uğraşısına harcanan zaman dozunu aştığında eşlerine, “sanal alem” sendromunu yaşatıyorlar mı? Bizde biraz vardı da, hallettik sayılır orta şekerli….

Bir başka reyting, acındırma tansiyonu olan blog yazıları. Bizim millet öyle konulara
bir tutam göz yaşı ile hücum ediveriyor dalga dalga. Karakteristik özellikmiş bu. İnanmıyorum ben de avrupakılar gibi.
“Erdemli özelliklerimiz”den biri olarak övünmekteyiz böyle hücumlarla.
“Türk toplumu yardımseverdir” tezimizi yutmayan Avrupa birliği, bazen enayiliğimizi yüzümüze vuruyor ve utanmadan utandırıyorlar bizi. “Sosyal güvencesi olmayan, olursa da yok gibi çalışan bir toplumsal sistemin acı biberli turşusunu kurun demeye getiriyorlar. Yangına bir damla göz yaşıyla koşmuş olmak yangını söndürmez, tam tersine körükler ve “sevap”tan öte bir kazancınız olmaz” demek istiyorlar mealen.
Mağdur edebiyatı değil, protesto savaş edebiyatı bir yere taşıyabilir ama, “nemelazım”a acilen bir aşı lazım.

Son olarak, felsefe-bilim-sanat yazıları reytingi var ki, onların derdi sayı değil, nitelik olmalı. Ancak, yazı altında bir pencere icat edilmiş; karşılıklı iletişim insanların emeğine ve paylaşımına verilen saygının ifadesi yazılsın diye açılmış bir pencere. Oraya uğramak, düşüncesini olumlu ya da olumsuz yazmak, yazarını yönlendirmesi ve motive etmesi açısından oldukça önemli buluyorum. Eleştirinin kalitesi ne olursa olsun, tek kelimelik cümle dahi bir izlenim bırakıyor yazarında. Düşüncede toplumsal orkestranın ritmini düzenleyen önemli bir uygarlık davranışı olarak kabul edilmelidir bu.
İşte sorun, bazı blog yazarlarının, okurlarının farkında olmuyor izlenimi vermesidir ki, çok sevimli bulmuyorum. Çapı ne olursa olsun, “zamanı olanlar için” büyüklük kompleksine yenik düştüklerini fark edemeyenler, kaliteli okurunu yitirmeye mahkumdurlar.
Kaliteli Blog yazarlarının böyle bir durumdaki hassasiyetlerinin farkındayım ve onlara hayranlığımı ve teşekkürlerimi bırakıyorum aha bu sayfaya.

Blog yazmak, insanın ufkuna doping yapıyor. Yazılı düşünmek yalnızca profesyonel yazarların tekelinden çıkmış, koro halinde yazılı düşünebilmenin avantajını yaşayabiliyoruz.
Bu yüzden Blog’ların tansiyonu ve kalp atışları mevsim sıcaklığına kurban gitmemeli.

19 yorum:

Zeyno dedi ki...

3 Blogdaşı merak ettim? Eleştiri oklarından biri bana da saplanacak sanırım, umarım sıyrıkla atlatırım :)

Caner dedi ki...

Son cümlende ayrı,tanımlarında ayrı haklısın.
Komple haklısın.

Yalnız;
Yazmaktan ziyade okumaktır güzelliği blogların bana göre.
Okunmaktanda çok çok ziyade...

alizafersapci dedi ki...

Evet, tatile kurban gidiyor yazılar. Selamlar.

zihni dedi ki...

Zeyno,
3 blogdaş:
Elif Savaş Felsen,
Edibe Birsöz,
Pucca günlük (pucca ile blogdaş değiliz ama, sizlerin bloglarından geçiş yaparak tanıdım.

Eleştiri oklarından biri sana değdi mi pek bilemiyorum ama, şunu açık söyleyebilirim, yazıların özgün ve içten duyguları ifade ettiğinden, pek dil uzatmayı haddime yediremem doğrusu:) FF'den söz ediyorsan, sana ait olanlardan söz etmedim, tanıdık başka fflerden esinlendim. Farklı olduğunu da düşünmüyorum, öyleyse bu anlamda pansuman temin edebilirsin:)

zihni dedi ki...

Caner,
"komple haklı olmak" yüce ideallerden biridir. Öyle görüyor olman haklı olmaya verien ödüldür. Layık olmaya çalışacağım.

Sen de haklısın (paslaşma gibi oldu ama). Çünkü, yazıya okuyucu cephesinden baklamyı ıskalamışım. Bu eleştiriyi ciddi buluyorum ve, dikkat edeceğim. Seni buralarda daha çok görmeyi umarım:)

zihni dedi ki...

Alizafer,
yazıdaki eksiklerden biri de senin tarzını sorgulamaktı:) Farklı bir tarzın var ve Bloguna uğrayan hem bilgileniyor, hem de ruhunda güller açıyor. Bir dahasında geniş ele alınmalı bu analiz.

Zeyno dedi ki...

Est. Pucca ya gelince, hiç okumadım ne tarz yazdığı hakkında bir fikrim yok ama siz okuduğunuza göre mutlaka iyi olmalı. İlk fırsatta okuyacağım. Yoğun bakımdan çıkayım da önce :)

zihni dedi ki...

Pucca'yı ben de okumadım. Reklamı arzı aşmış, bir iki satır oksam da birşey anladığımı söyleyemem.

Ama, Elif Savaş ile Edibe Özlem yazıları konusunda iyi şeyler söyleyebilirim. Kitaplarını sipariş verdim ama henüz elime geçmediği için yorumu saklı tutuyorum.

Caner dedi ki...

İş sebebiyle haftada 3 gün baştan sona okuyorum kimler neler yazmış,neler eylemiş diye.
Yorumda bulunmayı es geçtiysem kusura bakma lütfen.
Okumaktayım. .)

ayşegül dedi ki...

üff yaa odum koptu Yoldas kara lısteye benı de alacaksın dıe..:))

ben artık burjuca bı kız olmaya karar verdım ama :Pp

Sevgılerrr

zihni dedi ki...

Sevgili Caner, bizde kusura değil, cesarete bakılır:)
İlgin için teşekkürler.

zihni dedi ki...

Sevgili Ayşegül,
seni "kara listeye" değil, "pembe listeye" layık gördüm Yoldaş.
Çünkü, hayata henüz toz-pembe bakarak, tadını çıkarıyorsun. Hem burjuvalığa da terfi etmişsin:)

"Burjuva olunmaz, burjuva doğulur" diye bilirdim ama, islami burjuvayı görünce yanıldığımı anladım.
Seni daha çok, burjuva içinde emekçi avukatı olarak görmek isteriz:)
Yer yüzünde hiçbir sömürülen emekçi kalmadığında, hep beraber burjuvalığa terfi edebiliriz.

ayşegül dedi ki...

Sagol yoldas..:))

bısı danısmak ıstıorum femınıst dıncı bı burjuca olarak,asagıda kı ayet boyle mıydı?

Nisa 34 :Yarattıgım ınsanlardan bır kısmını dıgerlerıne ustun kılmam sebebıyle ve mallarından harcama yaptıkları ıcın kadınlar erkeklerın yonetıcısı ve koruyucusudur. Onun ıcın sâliha erkekler itaatkârdır.
Benım kendılerını korumasına karsılık gızlıyı (kımse gormese de
namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe etiiginiz erkeklere öğüt verin, onları
yataklarda yalnız bırakın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün; çunku Allah yucedır, buyuktur.

zihni dedi ki...

Evet nostaljik Yoldaş,
feminsit pencerdeden baktığında, bu ayetin rol öznelerinin yer değiştirtmesi gereklidir, değiştirdiğin gibi.
Ancak, "dinci ile feminist" aynı kimliklte sıfat olarak yan yana duramazlar. Yan yana yazılabilir ve siyah-beyaz gibi durur. İslami burjuvayı bir örnek olsun diye verdim, sümme haşa, sana uymaz Yoldaş:)

ayşegül dedi ki...

Evet baba! Yoldaş ;
feminsit pencereden baktığımda,
ozne'nın OZGURLUK ve ENTELLEKTUELIZM oldugu saptamasını
rahatlıkla yapabılırız.Yanı ınsanların ılk donem de yasadıkları hayat felsefesı,ama
maalesef sonra unutulan!!!
Yanı "IZM" ıdeolojısının son asaması kabul edılen...sen anladın ben ne demek ıstedı ..)))

Ama cok cıddı bısı yazmak durumundayım :

Sızın gıbı bır blog arkadasım oldugu ıcın kendımı cok sanslı
buluyorum. BU BLOGU HERKES AMA
HERKES OKUSA-INCELESE.

CUNKU BLOG OLMA OTESINDE >>>>>>>>

GERÇEK BİR OKUL !!!!!!!!!!!

Yarın sabaha karsı ıstanbul'a yola
cıkacagız.Yorumları kapatacagım.
Isvec2ten de takıbımdesın yoldas,
unutma ..:)))

Sevgılerrr

ayşegül dedi ki...

Ben bıraz tembellık hakkımı kullanarak kendımı soguk havuza atacagım bırazdan...üff yaa hergun aynı seyler :Pp

zihni dedi ki...

Bedenin burjuva mekanında dolaşsa da, ruhun ve eylemlerin emekçi Yoldaşım olarak kalmaya devam edecek:)
Sevgiler, mutluluklar
ve ayrıca tarafından şımartılmak da fena değil hani:)
isveçt'e unutmayacağına da sevinrim

Elestirel Gunluk dedi ki...

Bu sosyal network oldukca ilginc bir fenomen oldu gitti... Daha halkina cok yazilacaga benzer...

Elestirel Gunluk dedi ki...

Ama en kotusu (belki de en iyisi cunku bize ayna tutuyor) kalitesizligin, vicik-cikiligim, apolitikligin, ve belden-alticiligin sosyal nette de rant yapiyor olusu...