9.10.10

pasaklı Ankara



Ankara'da en uzun onüç günüm geçti. Eylül-Ekim aylarını iki yana alan 13 gün.

Antalya'nın yaz sonu deniz sefasını Oğlumuzun üniversite eğitimi için ev kiralama macerasına sevda kıvamında kurban ettiğimiz onüç gün...
Tatlı yorgunluğumuzun ve zamanın mikro-savurganlığını zarar sayabileceğimiz günlerin sonunda aklıma ilk gelen Ankara'da yaşamanın zor olduğu kanısı.



Funda Şenol Cantek'in /Modernliğin şantiyesi Ankara ve Yabanlar ve Yerliler kitaplarını "şu an"a kadar okumadığımın pişmanlığı içindeyim. Çünkü, 13 günlük Ankara günlerimde yaşam filminin her karesi taze bir dikkatin süzgecinden geçmekteydi. ("şu ana kadar" dememin nedeni, F. Şenol Cantek ile tanışma ve söyleşme fırsatını bulduğum 2007 yılıdır) Oğlumuzun uzun soluklu tıp eğitimi ve Kızımızın da hedefinde bulunan Ankara Ünv. İşletme Fakültesi hayali (4. sınıfa yatay geçiş ile), bizim de bir Ankara'lı olabileceğimiz ve Ankara'yı didikleme ödevi olarak aklımıza kazınmaya başladı.

13 Günde, aklımın taze dikkatine takılanların tıpatıp aynısını, F. Şenol Cantek'in kitabını Radikal Gazetesinden EMRAH SERBES
Modernliğin şantiyesi Ankara başlığıyla özetlmiş:
19. yüzyılın mahalle kü
ltüründen gün
ümüzün toplu konutlarına kadar uzanan süreçte, modernleşmenin kent ve bizzat 'kentli' üzerinde yarattığı gerilimleri ele alan yedi makale var içinde. Funda Şenol Cantek, üç yıl önce yine Yaban'lar ve Yerliler adlı kitabında 'Başkent olma sürecindeki' Ankara'yı ele almış; kentin nasıl bir vitrin olarak tasarlanıp, modernleşme ve medenileşme ülkülerinin sosyal şantiyesi yapıldığını irdelemişti. Sanki Viran Ankara, sadece uzmanının bilmek isteyeceği çatık kaşlı makalelerin toplandığı bir çalışma değil. Ağırlıklı olarak sözlü tarih tekniğinden yararlanan, değindiği tarihsel uğraklara, bizzat o 'uğraktan' geçmişlerin tanıklığını da ekleyen bir 'şehir mektubu'. Kitaptaki ilk makalede Zeliha Etöz, 'mahallelilik' bilincini odak alarak 19. yüzyıl Ankara'sının günlük yaşamına değiniyor. Dönem esnaf ve zanaatkârının ticari hayatına dair nesnel verilerin yanı sıra, yaptığı güncel göndermelerle de dikkate değer bir yazı. Etöz, 1980'lerin ortalarından başlayarak dağılmaya başlayan 'mahallelilik' halinin, aynı dönemde televizyondaki mahalle dizilerinin yükselişiyle ilişkisinden hareket ederek, bunun bir nostalji ihtiyacını giderdiğini belirtiyor. Evlere takılan çelik kapı sayısının artışıyla, içe kapanan birey sayısının artışı arasındaki doğru orantı da yazının can yakan tespitlerinden.

12 yorum:

Kübik Kafa dedi ki...

antalya bırakılıp ankaraya gelince ,çok zor geliyo insana ilk...hatta ilk başta değil her seferinde zor,ankara pek sevilesi yer değil ...
başkent olmasına rağmen ,birçok şeyden yoksun ve eksik...
ama öğrencilik güzeldir :)

zihni dedi ki...

Kübik Kafa,
Hoş geldin.

"antalya bırakılıp ankaraya gelinir mi? diyorsun"
matematiksel değerlendirilince öyle görünüyor da, insanın sevdiği nerdeyse, güzle mekan orasıdır aslında. Bize göre her iki durumda da Antalya bir başka cennet:)

ayşegül dedi ki...

selam yoldas :)

karnımızın doydugu yer okudugumuz yer
VATAN'ımızdır efenım..netekım nıcın angara'da vatanımız olmasın :D

ıkı kardesımızde cok ama cok zekı,
babaya cekmısler efenım :D

sevgılerrr

zihni dedi ki...

Ooo, Ayşegül Yoldaş gelmiş, şeref vermişler:)

feminizm teorisine göre haksızlık yaparsam erkeklrden sorumlu devlet bakanlığından olabilirim:)

iki kardeşinizin de sadece 23 kromozomu bana çakmiştir yoldaş, kalan 23'ü de tabi ki annelerine...

ayşegül dedi ki...

ahh ahhh tam femınıst cevap ama :D

nıe yasınız genc degıl sızın ama :Pp

zihni dedi ki...

nıe yasınız genc degıl sızın ama

dünyanın gittikçe daha fazla kirlendiğini görmemek ve bu yüzden erken gitmek için:)

Kali Rind dedi ki...

Gri olması için özen gösterilmiş bir şehir tasavvur edin, sonra olabildiğince köksüz ve ruhsuz da olmalı, soğuk bir yüzü olmalı. Binalarının rengi solgun olmalı,
Ankara şimdiye kadar gördüğüm başkentler arasındaki en çirkin başkent. Bükreş, Sofya, Minsk, Yeni Delhi, Khatmandu, hepsi de kendi insanlarının ruhlarını taşıyor (bütün modernleşme çabalarına rağmen). Peki ya Ankara?
Ankara benim için bir hayal kırıklığıdır. Las Vegas kadar yapay bir duruştur. Birbirinden bağımsız dosyalar yığınıdır. Her bir kurum binası köksüzlüğün ayrı bir işareti gibi çıkar önümüze. Sanki Anadolu Dubai kadar çöldür...
Ankara hakkında, gerekli gereksiz herşeyin toplandığı bir çuval tahayyülü canlanıyor gözümde.
Sn. Petersburg bir özenti şeklidir mesela, alman mimarisi göze batar. Fakat bu özentinin içi o kadar iyi doldurulmuştur ki, sırıtmaz.

Ankara, herşey olmak isterken hiçbirşey olamamıştır.

zihni dedi ki...

Kali Rind kıvamında bir yorum olmuş:)

Bilgilendik ve biraz daha kışkırtıldık bu yorum-bilgi karşısında. Siyasi-kültürel fiyaskonun belgesi oldu model kentlerimizin rakipleri karşısındaki durumu.
İstanbul'un 230 dünya şehri arasında, yaşam kalitesi araştırmasında 114. sırada olması da bunu düşündüğümüz gibi açıklar.

Zeyno dedi ki...

Kendini bana sevdiremeyen şehir Ankara. Yokluğunuzun sebebi belli oldu bu arada. Eh yeniden hoş geldiniz o zaman... :)

zihni dedi ki...

Kendini ancak politikacılara sevdiren şehir Ankara.
İstanbul Ankaraya göre biraz şehir sayılır değil mi?

Yokluğumun nedenini bir yere işaretlemiştim ama, demek ki farkedilmemiş:)
En azından yokluğumu farkettiğin için de, hoş geldiğim için de teşekkür ediyorum Zeyno:)

Zeyno dedi ki...

Elbette fark ettim... :)Bu arada belirteyim hemen, geçen sefer mimlediğim için bu sefer mimlemedim bıktırmayayım diye...

zihni dedi ki...

Biz zaten doğuştan mimliyiz değil mi:)
iyi yapmışsın. Ama yine de merak edilen birşeyler olursa, ciddiye alır cevaplarım. N'olacak klavye mi aşınacak sanki:)