22.1.11

Hayatımızın gündemi

İnsanevladının günlük yaşam gündemi büyük oranda standarttır, monotondur.

Yanılıyor muyum?

Uyumak, yemek, işte geçen süre, eve gelip dinlenmek ve bunlara eklenen alışılmış oyalanmacalar… Bu oran birim zamanımızın yüzde 60-90 aralığı olsun.
Standart yaşam grafiği hakkında diyeceğim pek bir şey yok. Asıl diyeceğim, hayata anlam katabilmenin heyecan dinamitlerini patlatma hamleleridir.

“Heyecan gerekli midir”
diye soruyorsanız, sizden iyi kurbanlık koyun olur ki, demokrasilerin dolgu malzemesi olarak pek ala işe yararsınız! Yo yo, soru sormak iyidir, ama bu sorgulayıcılıktan öte “köstekleme”yi çağrıştırdığından sakıncalı buldum.

Heyacan aralığı dediğim yaşama bölümü, standart orandan geriye kalan yüzde 40-10 aralığı olsun.
Hayatın temeli, yani “standart” dediğimiz bölümü istiktrar bakımından yüzde altmıştan küçük olursa, savrulma olasılığı yükselir ki, işte “bir baltaya sap olamadığımız ama  saplara balta olma" ihtimalinin çok yüksek olduğu durumun mayası budur.
Günlük alışılımış yaşamın dışına çıkılarak, bazen riskli yatırım ya da hamle, bazen çılgınlık, bazen esnek tempolu değişkenlik, yeni eşya ve arkadaş-dost kazanımı, sevgili, biraz daha ötesinde bebek, az daha ileride ev-otomobil… gibi değerlere sahip olmak kişilerin kazanım zincirindeki sevincini tetikleyen ve heycan frakansını regüle eden nedenlerin örnekleridir arkadaşlar.

Bu tempodaki her kazanım, bir süre sonra (doyum noktasnda) hayatımızın standart bölümüne dahil olur ki, artık yeni heyacan serüveni yeni açlığını püskürtmeye başlar.

Örneğin, “özgürlük” heycan denizine açılacak olan teknenin en ideal motorudur. Özgürlüğün özgürlüğünü doğru yerinden zaptetmek gerekir yoksa, evrenin sonsuzluğunda içine hidrojen üflenmiş bir balon gibi yokluğa doğru savrulabilirsiniz.

Özgürlük en az, “akıl-ekonomi-girişimcilik” üçgeniyle ayakta durabilir.
Söz konusu yüzde 10-40 aralığındaki heyecan oranını değiştirecek güç bu ügenin bermudasında gerçekleştirilebilir.
Evet, “haklı olduğumu söylüyorsunuz da, bir de bu üçgenin ayaklarının bastığı zemin var ki, kahrolsun kapitalizimin çirkefinde bastığınız zemin kaygan ve de kaypak olduğundan özgürlük üçgeninizin ayakları zeminde yüzeye paralel duramadığından çöküyor!

“akıl-ekonomi-girişimcilik” üçgenini, liberalizmin “ne pahasına olursa olsun kazanma güdüsü”yle karıştırmayın. Liberalistler üçgenlerinin ayaklarını yukarıda dediğim “dolgu malzemeleri”nden (insanın ahmağından) oluşturuyorlar da ondan rahatlar.


(dış özgürlük alanını zorlayarak, iç özgürlüğümüzün yaratıcılığıyla gündemi nasıl renklendirebilirizin kritiği kapsamında)
devamı bir sonraki başlıkta olacak..

3 yorum:

alizafersapci dedi ki...

Zor bir konu, teşekkürler.

ayşegül dedi ki...

Harrikaasin!

Hic de zor bir konu degil!

Bir gun muhakkak Yoldas......

Bu geri zekali halka ve kemal'in
sosyal fasistlerine ragmen..!

Yazin bitince tamamina yorum yapicam.

Sevgilerrr

zihni dedi ki...

Alizafer,
ayşegül "hiç de zor değil" diyor:)

Ayşegül Yoldaş,

insanın kendi gündemini renklendirmesi zotr değil senin de düşündüğün gibi ama,
alizafer'in düşündüğü gibi, onu istikrarlı sürdürebilmek biraz sabır ve inatlık ister:)
bu noktada hangi yoldan gidilir, bu konuda beyin fırtınasını estirelim.