25.1.11

moral stratejisi

buradan başlar


“iç özgürlüğümüzün yaratıcılığıyla gündemi nasıl renklendirebilirizin kritiği”
Buna kısaca periyodik moral sıtratejisi diyebiliriz

Moral kazanmak konusunda “taşıma su ile değirmen dönmez” diye düşünenler de olabilir. “Hani bazı konularda “bir kaşık suda boğulmak” var ise, taşıma suyun önemi neden ıskalansın ki!

Hayatımızda “kırık giden” bazı iş ve planlarımızın, enerjimizin tümüne müdahele edebileceğini şu söz açıklayabilir: sepetteki çürük meyveler, diğer sağlamları da çürütür.
Gündemi renklendirmek konusunda bir mucize yada yeniden bir icat gelmiyor aklıma tabi ki. Herkes tarafından bilinen ama, çok tekrar ile bilinç altında filizlenmeye zorlanan bir eylemden başka anlamı olmadığını da biliyorum burdaki lakırdıların. Yine de küçümsemeyelim, bu da az şey değil doğrusu.
Bir başka yazıda
özgürlük ten söz etmiştik. Burada ise, iç özgürlüğün moral ya da günü renklendirme ve başka deyişle heyecan yaratmadaki katıkısından söz ediyoruz.

Kişilerin özgürlük alanı da kişilerin konumuna göre değişiyor. Evli, bekar, çocuk, yaşlı, öğrenci, yazar-sanatçı ve bütün iş-üretim koşullarına göre ilgili insanların moral regülasyonları farklı nedenlerle düzenlenebiliyor. Daha başka, moral kişilik özelliğine göre de farklı nedenlerden ve farklı çaba ile etkilenebiliyor.

İnsan doğasının genel olarak temel ihtiyaçları sağlama konusunda benzer algıya sahip olduklarını da söyleyebiliriz. İşin burası “yüzde altmışlık” dediğimiz diğer kişilerinkine paralel davranış anlamına gelebilir.

Moral frekansını yüzde 10’dan 40’a doğru ivme (ani sıçrama değil) kazandırmanın tetikleyici nedenleri rastlantısal olabileceği gibi, efor sarfederk de kazanılacığı kesin.

Durgunluğun karşıtı hareketlilik olduğuna göre, hareketin de insan algısına estetik ve ilginç gelmesi konumuzun amacı bakımından ön koşuldur. Buna alışılmışın dışında davranarak, düz algıları kamçılamak demek olur ki, insan ilgisi her zaman “ilk”lere karşı uyarılmış olur.

İş olsun diye, daha açıkçası maskaralık olsun diye komik tutumlar heyacan yerine “harcanmayı” sağlar. Öyleyse heyecan dinamizminin odak noktası yararlılık ilkesine bağlı kalınmaktır.

Yararlılık ilkesinin maddi temeli hakkında Marks,

‘benim üstümde baskı yapan şey, ihtiyaç ve dürtülerin toplamıdır’ demiş. İnsan doğasını dıştaki nesneller ‘gereksinimler’inin tatmin edilmesi için hareket eden ‘eğilimler’, ‘dürtüler’, ‘öz güçler’, ve ‘içgüdüler’ bileşkesi olarak kavrar. Öyleyse, insan doğasının açıklanması insan ihtiyaçlarının açıklanmasıdır, beraberinde bu ihtiyaçları gidermek için hareket edeceklerini ileri sürer.

Marks, “baskı yapan şey”den söz ediyor. İnsanda moral titreşiminin kökeni budur demeye getiriyor kanımca. Öncelikle ihtiyaçların giderilmesi ve daha sonra yeni ihtiyaçlar yaratarak uygarlık ve teknolojinin hayatı kolaylaştıran nesne ve objelerine bir bir sahip olma mücadelesi ve ona sahip olma umudu ve ona sahip olmak.. işte hayatın dönüsel renkleri….

Din’ler ise moral konusunu “huzur” ile açıklamaya çalışırlar. Dinler moralin alt yapısına müdahale etmek yerine, ondan kaçınmayı, tıkırtının, çatırtının geldiği yöne bakmak yerine, ona gözleri-kulakları kapayarak yok saymayı öğütlüyor gibime geliyor. “Sabır” ve “şükür” kavramı “moral katlini” yok etmek yerine yok saymayı öğütler gibi bir şey… Sartre bu durumu şöyle açıklardı sanırım: korkudan kurtulmak için tüm hedeflerini karartmıştır/1

Uğraşılarımızı çeşitlendirebilmiş ve bu çeşitlerin ürünlerini çevreye sıklıkla yansıtmayı başarabilmişsek, bunların geri dönüşümleri moral frekansımızın koordinatları olacaktır.

Kısaca alışılmışın dışına çıkabilmek ve içinde bulunduğumuz konumdayken, savunma ve saldırma gücünü kendimizde bulundurabilmektir gündemimizin renkleri… masumiyeti örselemeden.

2 yorum:

alizafersapci dedi ki...

Zor bir konu!
Dostlukla.

zihni dedi ki...

teşekkürler alizafer