14.6.11

politikada bilgi ve nabız yönetimi

Bilgili toplumu yönetmek  “genel donanım” ister. Genel donanımlıyı, toplumun her bireyinin kültür ve sosyolojik düzeyi bilincinde olan ve  aşağıdakileri yukarıya taşıma misyonunu edinen diye özetleyebiliriz.
Bilgisizi yönetmek ise “nabız kontrolü uzmanlığı” gerektirir.  “Nabız” mecaz anlamda  insanda bulunan hazır inanç, hassasiyet  ve eğilimler olarak bilinir. Nabzın fiziksel mekanı ise bilindiği gibi boğazın bitişiğidir.

 Rastlantı ki, nabız kontrolü aynı zamanda boğaz kontrolü olmaktan  uzakta tutulur kurnazca.  Nabız uzmanlarınca açlığın, sadaka boyutunun dışında bir ilgi değeri yoktur.

Nabız kontrolü üzerine çalışmanın maliyeti bilgi kontrolüne göre çok daha ucuz, beleşçilik ve haksız rekabet sayılır.
Oy verirken nabzını kullanan ile, bilgisini  kullanan bireylerin oranı,  o toplumun dünya ulusları arasındaki saygınlığının da ölçüsü sayılabilir, toplumsal mutluluğun düzeyini belirleme sorumluluğunun da, ortalama yaşam kalitesi düzeyinin de…

“Demokrasi” tarihimiz boyunca verilen çoğunluk oyların bilgiye mi, inanca ve kaygısızlığa mı dayandığını düşündüğümüzde, seçimlerin meşru olup olmadığını tartışma hakkını ancak  fark edebiliriz.

Verilen “oy”ların bütün bireylerde eşit olması vazgeçilmez  kural olduğu halde,  verilen oyların geri dönüşümlerinde aynı eşitliğin kutsanması neden hiçe sayılır?

 “Kafasına kuş sıçtığında şans oyunu oynayan toplumun; ağzına sıçana oy vermesi normaldir” !..”  demiş  Gani Müjde.
Kapitalist rejimlerde devlet kuşunun,
servete ihtiyacı olmayanların başına, ihtiyacı olanların da ağzına sıçacağı rejimin doğasından belli.

İşveren işçiyi işten attığında işçinin ansı ağlar da, bir “işçinin işvereni işten attığında” işverenin bütün sülalesi  neden sırıtır?

“Şeref ekmek bulamazken, Şerefsiz bulur” diyen Kıvırcık Ali de kapitalizmin demokrasisine taş atıyor olmalı.

Neymiş, her iki kişiden biri AKP’ye oy vermiş. Oysa daha beteri, her beş kişiden dördü kapitalizme oy veriyor altmış yıllık demokrasi tarihimizde. Ne fark eder?

Anladınız mı şimdi “milli ve dini gururla övünürken” neden bir baltaya sap olamadığımızı!

 Kapitalist rejimin uzantısı olan Liberalizm, devletin güçsüzleşmesini neden bu kadar şiddetle istiyor? Diye soranlar olabilir.

(Aranan) “Demokrasi bir denge rejimidir.
Çağdaş “çoğulcu demokrasi”lerin temelindeki denge, “emek” ile “sermaye arasındadır.
İşçinin gücü sayısından, işverenin gücü parasından gelir. Sayı ancak, bilinçli ve örgütlü olduğunda anlam taşır. Oysa para, tek başına bile etkilidir.
İşveren Vehbi, tek başına siyasal dengeleri etkileyebilir. İşçi Vehbi ise tek başına hiçbir ağırlığı yoktur”. /A. Taner Kışlalı

Öyleyse iki Vehbi’nin aynı siyasi partide buluşmasındaki çelişkiyi ancak turnusol kağıdı açığa çıkarabilir.
 Yönetecek kadroyu seçecek olan bireylerin bilgi homojenliğini sağlamanın gereğini de…

Bilgisizliğin ve bilginin doğası, kapsamı, ölçüsü  ve kaynağı  nedir? 
Sanırım rezaletlerin püf noktasının yattığı yer burası. 
Soldaki aydınların araştırması ve  geniş kapsamda çalışması gereken nokta da…..


Hiç yorum yok: