15.9.11

üretim ve aşkın kutuplarında dönen bir dünya düşlüyorum

ÇİÇEK ARISIZ,
ARI BALSIZ,
BAL BAHARSIZ,
BAHAR AŞKSIZ
düşünülemez

arının sesine bak aşka davet ediyor
(Sevgili edi.ben’in kulakları çınlasın; bu konuda çok söyleştik)
-----------------------
İnsan için hayat canlı kalmaktan ibaret değilse, mutluluk kombinasyonunun zirvesine ulaşmanın şartı, önceki faktörlerin doğasına etik dışı müdahale olmamasıdır.
“Sevdalı hayat” ancak bu ahenk içerisinde anlamını doğru olarak bulabilir.

Bal, bahar ve aşkın öznesi olarak arı ve insanın ürettiklerini, savunma farkıyla ayırabiliriz. Arı cinsinin faşisti olan eşek arısıyla, insan cinsinin kapitalisti arasında fark olmadığı gibi, üreten emekçileri arasında da fark yok. Ancak, insan cinsinin önemli bir çoğunluğu, daha iyi bir yaşam düzeyine layık olduğunun ve aşağılandığının farkına varmamasıyla arı cinsinden ayrılıyor.

Şöyle:
” Katil Arılar”
1957 yılında, Profesör Warwich E. Kerr, daha iyi bal üretebilmek için Afrika'dan 35 kraliçe arıyı Brezilya'daki Avrupa kökenli bal arılarıyla melezlemek için getirtti. (köle ticareti gibi). Profesör Kerr, kovanlara sadece işçi arıların girebilecekleri, kraliçenin ise geçemeyeceği bir düzenek yerleştirdi. Ancak bir arıcı farkına varmadan bu engeli kaldırdı. Neticede 26 koloni arı kraliçeleriyle birlikte sürüler halinde göç etmeye başladılar. Daha sonra bu arıların kaliteli bal yapmaktan ziyade kovanlarını fedakârca korudukları  tespit edildi. Bu melez koloniler bütün ülkeye yayıldı ve trajik hâdiseler görülmeye başladı. İlk ataklarında 300 Brezilyalı'yı öldürünce "Katil Arılar" ismini aldılar. (anarşist arı)
Bu Afrika menşeli arılar, (varsayalım ki zenciler).  İlk defa 1985 yılında ABD'de keşfedilen bu arılar yüzünden 1196 km2'lik bir saha karantina altına alınmış, ülke çapındaki 600.000 kovan ise özel olarak muhafaza edilmiştir. Bu arılara ait 12 kovan bulunup tahrip edilinceye kadar da karantinaya devam edilmiştir. ( kızılderililerin sonu!)


"Barbarlar, vahşiler, cahiller…": 
19. yüzyılın sonlarında,  Kıta Avrupası'nda proletarya, Komün yenilgisinin yaralarını sararken, devrimci dalga, çoğunluğunu göçmen işçilerin oluşturduğu yeni bir işçi sınıfı aracılığıyla yeni bir kıtaya sıçradı. "İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü" 1 Mayıs, bu yeni sınıfın, "üretim koşullarının kendisinden içgüdüsel olarak doğmuş olan işçi hareketinin", 8 saatlik çalışma talebinin bir ürünü oldu ve "tek bir bayrak altında, tek bir amaç için, tek bir ordu gibi hareket eden” proletaryanın burjuvaziye karşı dünya çapındaki savaşımının simgesi haline geldi.

Avrupa işçi sınıfının soylu ideallerine ve ABD doğumlu beyaz işçilerin "aristokratik" görünümlerine karşın, çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu bu yeni proletarya, "barbarlar, vahşiler, Orta Avrupalı cahiller, yüksek Amerikan değerlerini anlamaktan uzak adamlar" olarak, işçi bile sayılmayan bir topluluğun üyeleriydiler.

İnsanoğlu (kızı demiyorum?), doğanın efendiliğine soyunurken, dayandığı ahlak ya da etik değerin kökenini düşünüp sorgulamadan ve herkes için en yararlı düzeni bulmadan, bu dünyada huzur olmayacak!

Hayvanlar dünyasında birinin beslenme “gereksinimi” diğerinin kanı üzerinde “hak” sayılıyor; insanlar için de birinin emek ürününü gasp etmek, diğerinin üzerinde hak sayılıyor.
Alınteri ve kan.
En temiz kan, insanın kendi teriyle kazandığı gıdalardan oluşan kan; diğerine bizim orda “kanı bozuk” denir.

Kan kaybı için insan daha tepkisel olduğu halde, ter (emek) kaybı için benzer hassasiyeti göstermiyor. Sigaradan daralan nefes borusuyla, idam kendiri ilmeğinden daralan nefes borusuna gösterilen tepkisellik farkı gibi. Oysa, kanı oluşturan ilk değer, arının -başka namıyla emekçi insanın- ürettiği bal değil midir!

“Arının deliğine çöp sokmak” deyimi, yukarıdaki ilişki zincirine pas bulaştırmak demektir. Zincir koptuğunda, mutluluğa ayrılması gereken kaynaklar, baruta ve kan akıtmaya ayrılmaktadır. Sonuçta, birkaç kişinin egosunu beslemek için baharın oksijenine nükleer atık ve karbonmonoksit salmak; yeşil alanları talan ederek ticaret metasına dönüştürmek; arının (emekçinin) artıdeğerini egemenlik aracı olarak dizayn etmek….
Sonuçta, egoizmin çılgınlığına ait bütün hamleler, “sevdalı hayat”a atılan çelme demektir.

Uyanıklarla uyurgezerlerin kutuplarında gıcırdayarak dönen bir dünyada yaşamak nasıl bir duygu? Diye soran uzaylı dolaşıyor tepemizde. (Burada ayık gezenlerin sevdası derin olmaz).

* * *

Dört kitap, bir açık oturum sözcüleri gibi karşımda duruyor şu an. Yazımın kare ası.
-“Tarihi Değiştiren Bilginler”/ Ali Çimen.
Das Kapital
Antonie Laurent de Lavoiser,  kimya bilimine katkısından sonra barutu icat etmiş olmasıyla, arının deliğine çomak sokanlara hizmet ettiği için cenneti boylamış olmalı!

- “Gerçeğin etiği”/ Alenka Zupancic-kant-lacan cephesinden... Başkasının hakkına saygı duymanın ahlaki ve etik kökenini irdeler.

-“Yaratıcı Dehanın Sırları”/Michael Michalko. Bu kitap, her ne kadar ABD istihbaratçılarının baş köşe kitabı olsa da, insan doğa ile mücadelesinde büyük düşünmek ve birçok gizleri çözmek için başarının gereklerini öğrenmek zorunda. Kim kullanırsa onun çıkarına işler. İngiliz şairinin dediği gibi, “istersen yol kenarını süsleyen bir ot ol, ama otların içerisinde en yeşili ol”. Einstein, “samanlıkta iğne ararken, iğne bulunsa dahi aramaya devam etmeyi ve olası bütün iğneleri bulmayı” deneyeceksin" demiş.


Arı gibi bal yapmayı bilipte onu korumak için sokmayı bilmiyorsan, onu da Marks’dan öğreneceksin.
İnsanlar çırılçıplak ve eşit olarak doğdukları halde, sonradan hangi manevralarla aradaki uçurumun şifresini çözmenin  “insancıl” hikayesi, felsefesi, matematiği, politikası, ahlakı, etiği ve hayata dair tüm ölçüleri haykıran -Das Kapitalin yeni tercümesinin 1. cilti, 860 sayfa.

Bize reva görülen hayat kalitesiyle, hak ettiğimiz hayat kalitesi arasındaki farkın anlamı yüklü bu orman kokan sayfalarda.
Emek-değer ve yaşamdaki içgüdüsel amacımız olan beslenme, barınma ve estetik gibi mutluluk kombinasyonu eşek arılarının vicdanına terk edilemezliğin stratejisi….

Akşam karanlığında, şehrin tam orta yerindeki plaj kumsalında topladığım dinginlik ile, dört kitabı aynı anda (desem de bir gün arayla) okumanın dayanılmaz ağırlığında tüy gibi hissediyorum kendimi.…
“Yemek hazııırrr” çağrısını 3. mü yoksa 4. mü seslenişte duyumsadığımın farkında olmayacak kadar dalmışsam, kadife fırçalı azarı hak ettiğimi düşündürüyor:).

Adı üzerinde gerçek-etik-hak-hukuk-yaratıcılık.. insanın tüm insanlığını tam kapasite ayağa kaldıran konuların tam ortasındayım.
Dört kitabı aynı anda ama, bir açık oturum düzeni içinde okuyor olmanın zoraki keyfi bağımlılığımı perçinliyor. İşimle ilgili görevimi tamamladığımın rahatlığı da karışınca aklımın orta yerine, geriye gitarın tellerinden sızan nağmeler kalıyor. Nostalji köşemin bir hüneri var ki, gitarın teline bir dokun bir daha yankılanıyor. Acemiliğim fark edilmiyor bu köşede.
Akşam haberlerinde izlediğim “Somali açlık krizi” ile “Yunanistan’ın iflas krizi”nin domino etkisi, okumakta olduğum kitapların magazinel kanıtını oluşturması bir başka basıyor yüreğime!

Ülkemizin yüzde yirmiye yakın bir oranda “ekonomik büyüme rekor”uyla, paylaşımda ve her türlü güvenlikte dünya sonlarında oluşumuzun ve olayın bu yanını birkaç muhalif düşünürden başkasının görmeyişi, dört kitabın içeriğinde bomba gibi duran kışkırtıcı gerçekler….

Sonuç:
kendi ihtiyacından fazlasını insanlığa (kamuya) sunmayı amaç edinen
ve bu amaca engel olanları sokan arıya sosyalist denir.

Bal kovanlarını “demokratik manevralarla” ambarında istifleyen arıya liberal kapitalist denir.

Liberallerin istiflediği balın depo kapısını kırıp işçi arılara tekrar dağıtmayı amaçlayan arılara anarşist denir.

Balını çalanları sokmayan, liberallerin stokladığı baldan, bir ömür boyunca, sadece tadımlık uman arıya da milliyetçi-mukaddesatçı denir.

6 yorum:

TOLGA dedi ki...

merhaba zihni yoldaş (abi),

bir yerlerde okumuştum: ağzından bal damlayan arının kıçında iğnesi var,
diye...ama sizin soyutlandırmanız özneye cuk oturmuş:)

sevgiyle.
tolga

zihni dedi ki...

sevgili Tolga,
konuyu tam ağırlık merkezinden yakalayan bir söz olmuş:)

tam da bunu demeye çalıştım bir yığın söz ile.
okuyan adamın hali bir başka:)
sevgiler.

aikon dedi ki...

Anarşist arı ?

zihni dedi ki...

Liberallerin istiflediği balın depo kapısını kırıp işçi arılara tekrar dağıtmayı amaçlayan (agresif) arılara anarşist denir.

Kamil Cengiz dedi ki...

Yazılarınızı beğenerek takip etme çabasındayım. Bu yazınızı da tek nefeste okudum. İlginç, güzel ama biraz da ideolojik ve bir tarafa sanki torpil geçer havada bir bakış açısı. :)
Saygılarımla kardeşim...

zihni dedi ki...

Kamil Cengiz,
yazılarımı edebi açıdan beğendiğiniz ve siyasi açıdan beğenmediğiniz için çok teşekkür ediyorum. İlginiz bile beni onurlandırıyor. Farklı düşünmek de benim açımdan önemli değer. Eğer, aramızda sınıf farkımız yoksa, bu farklılığı en aza indirmenin bir yolunu bulmalıyız:)
Sınıf farkımız var ise, yine de canın sağolsun kardeşim:)

"bir tarafa torpil geçme" espriniz" bana yeni bir konu tüyosu oldu. Çok teşekkürler.