27.3.12

Mona Roza


 Eleştirel Günlük tarık tufan’ın  “anna” şiirindeki kadın adı için, “...ben iyi șiir severim. Neyse bu șiirde bir tek șey rahatsız etti beni. O da seslenilenin Anna olușu. Neden Hatice, Emine, Ayșe, falan değil de Anna?” diye sorunca, aklıma Sezai Karakoç’un “monaroza” şiiri geldi.

Yerli aşka yabancı perde mi?
Mona Roza şiirini ilahi ezgi sanatçısı Selçuk Küpçük seslendirmiş.
Başlık monaroza ama, 16 kıtalık  şiirden sadece 3 kıta almış. Yavuz Bülent Bakiler’in Gözlerin İstanbul Oluyor şiirini de ekleyerek, bu şiirin ününden yararlanarak, kendi sözlerini de monte ederek, melodinin romantik yankısını da üfleyerek, güzel bir monaroza aşuresi oluşturmuş.


Bu şiir, Sezai Karakoç’un, Muazzez Akkaya adında bir okul arkadaşına olan aşkının ürünüymüş. M. Akkaya bir göçmen ve okulunun en hareketli  kızı.... 

“Bunda ne var?” diye düşünülebilir. E.G.nin sorusundan yola çıkarsak,  Sezai Karakoç, dindar, muhafazakar, hatta ilahiyat fakültesine rastlantı sonucu gidemeyen bir şair.  Monaroza bir kadın adı ve M.A.’ya olan platonik aşkın şifreli perdesi olarak mı, yoksa  Osmanlı padişahları gibi   yabancı kökenli, mavi gözlü, sarışın kadınlara ilgi duyduğundan mı yazılmıştır? Bu konuda farklı yorumlar bulunmakta

Hani aşk poleni bu, nereye konacağı bilinmez ama,  muhafazakar kesimin (genellikle) bilinç altı başka okunuyor da ondan dikkatimi çekiyor.
Koyu muhafazakar’ın  gizli bir avrupalı  hayranlığı ile, politik söylemlerindeki avrupa karşıtlığındaki çelişki ancak “liberal çözümleme” ile hazmedilir diye düşünmekteyim.


Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor
MonaSaat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Sezai Karakoç

6 yorum:

Zeyno dedi ki...

Bence şahane!

aysema dedi ki...

Karakoç'un gençlik şiirlerinden biri, onunla anılmasını pek istemezler bugünkü ulular.

Yabancı isim kullanmak, aşkı onunla yaşamak; evdeki kadına dokunmamak... Evdekinin görevi anne olmak, onunla böyle şeyler yaşanmaz; yaşansa da uluorta söz etmek yakışık almaz ya ondan olabilir mi?

Hem zamane hariciye nazırımızın önerisi var bu konuda, duymuşsunuzdur: "Rus kadınlarıyla evlenin!" buyurmuş! Rus erkekleriyle de evlenelim mi karşıtlığını duymak bile isteyeceğini sanmıyorum...

Yabancı hayranlığının yanında yabancılar tarafından onaylanma (aşağılık duygusu) duygumuzun payını da düşünmek gerekir.

Sezai Karakoç'tan birkaç dize de ekleyip gideyim en iyisi...

KIŞ
Ses kışı. Ateş yırtıldı. Çarpıldık.
Ürktü insanı aşkıyla terleten kitap
Bir bağ vardı gitti Bağdat'tan öte
Çöktü bir akşam güne Şam'dan önce

Baharı seller götürdü boğuldu yaz
Kırıldı kristal vakitler güz kadehi
Ne çok mezar taşları taşıyarak sırtında
Çıkıp gelmesini bildin ölüm tüccarı...

Savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde Savaş değil Barış olsun, şiirlerle yaşayalım sevgide-dostlukta buluşalım...

Sabahattin Gencal dedi ki...

Merhaba,
Blogların geliştirilmesiyle ilgili olarak yapılan Gencal araştırmasına katkı sağlarsanız memnun olurum.
Saygı ve sevgilerimle.

zihni dedi ki...

Zeyno,
bizce de şahane olmayan, bu sayfada şık durmaz:) çok mu iddialı oldu ne?
kışkırttın ama:))

zihni dedi ki...

aysema Hocam,
2.paragraf yorumunuza paralel ben de şu soruyu sormuştum yazımın birinde:"adem babanın havva anaya aşık olması caiz midir?"
şu kaburga meselesi sanırım muhafazakar kesimde, kadına biçilen değerin altyapısı gibime geliyor. Şu libido baskısı olmasa erkeklerde, kadının hali çok daha perişan olur sanıyorum.

Hariciyemiz, dahiliyemiz, aillelerin yatak odasına kadar müdahale yetkisini (yetki değilse de haddini diyelim) nerden alıyorlar? Hani en az 3 çocuk yapmaktan başlayan...

"yabancılar tarafından onaylanma" güdüsü tam dindar kesimde yok da, iki arada bir derede kalanlar için doğru olduğunu düşünüyorum. Malumdur ki, liberal müslümanların iktidar uğruna ağalarına beğenilme" güdüleri ağır basıyor bence de...
Şiirin melodik ve romantik yapısı güzelse, bütün şairler baş tacıdır bana göre. Bu yüzden dediğiniz gibi, barış, sevgi, hak, adalet... gibi kavramları barındıran şiirler bizimdir.

zihni dedi ki...

Sabahattin Hocam,
isteğiniz baş üstüne, o soruları yanıtlayacağım. Aslında bir altta yazdığım "blog yazmanın düşünbdürdükleri" konusundan özet gibi... en kısa zamanda...
ilginize teşekkürler.