23.4.12

Ozan ile Uğraş’anın yüreğine şiir saplansın



Requiem, kod adıyla, bir zamanlar forumların derin şairi, sevgili dostum, kardeşim, Ozan Uğraş’ı 2006 yılında tanıdım. O zamanlar yazdığı deneme şiirlerini eleştirimize açar, her hamlede ilgi alanımıza bir daha şiir kondurur ve bir basamak daha yukarıda hayranlığımızı  devşirirdi.

Daha sonraları katıldığı edebiyat forum sitelerinde kurdukları, edebiyat kulübüne beni de birkaç kez davet etmiş olmasına, yeterince  zaman ayırıp, karşılık veremediğimin üzüntüsünü yaşadım.
O şimdi profesyonel bir şair.

Bildiğim kadarıyla şu ana kadar iki kitabı yayınlandı.
Şairin şiirleri, yaklaşık olarak oniki tür ile sınıflandırılan, Lirik, Somut, Deneysel, Satirik ve  Modern şiir türlerinin motiflerini birlikte taşıdığı anlaşılıyor. Coşkulu, kuralsız, kelimelerin zaptedilmez illüzyonu, eleştirici ... motiflerin hepsini aynı şiirde görmek olası.
Daha çok, yaramaz çocuk Küçük İskender şiirleri tarzına denk düşer.


Requiem, Fransızca’da "Ölülerin ruhu için dua" demekmiş. 
Rquiem, şiirlerlerinin keskin tarafıyla, ölüm ile yaşam arasındaki kalın çizgiyi yontmaktadır.  Birkaç şiirini en az üç kez üst üste okuyup sokağa çıktığınızda, yürüyüş ritminizin değiştiğini fark edeceksiniz.  Öyle ritmik, öyle duygulu, öyle protest, öyle uçuk...

İnanmazsanız arşın burada.
Ozan Uğraş

Ozan Uğraş üç şiir:

Alternatif Ölüm

Radyoda Marilyn Manson, şehir efsanesi olacak kadar gırtlaktan ölürken
hoparlöre bastırılan izmaritin imkansız uyumu
sesin üstüne sinen iki günlük balık kokusu ve alkolik bir kaç cümle ki;
yarısı devrik yarısı devrilmek üzere,
çarşafların üstüne vuran metalik bir düş
bulutların hizaya gelip geniş ormanlara istila hazırlığı,
didaktik bir dokunuş beynime evet şimdi!
bir cips ve bir de katalan aksanıyla adının telaffuzu

ben, iki oda bir holüm,pencerelerim kirli ve kıllı
yüzüme atılan taşlar
çatırrrrrtttt sesi ve yükselen burcum bizim illere uzak,
ortadan garip bir sesle yarılmış bir vazo ,içinde
erotik bir pozla beslenmiş ince bir kağıt ,
hangi coğrafyada eksiltilmişse üstüne kalın puntolarla soru işareti
bırakılmış bir hayat
dudaklarımla fotosentez yapacak kadar açık oksijen
ki gözlerin azot dönüşümü, bu ince ilahi bir emir
öteki de
aynalara çarparken
önce ellerimin kesilmesi
ve kanın o büyük sersemletici huzuru.
kana karışan deodorant,
iki mg falan ürik asit ve ardından terlemiş ten,
baltanın yanına uzanmış bir vücut
sağ elim cebimde sol elim balta sapında
bir baltaya sap olmanın ihtişamlı orgazmı
ve böğüren Manson....



Bugün Günlük Tutmaya Karar Verdim

Bu, günlüğümün son cümlesiydi
postmodern bir peygamberin etrafındakilere bir şeyler anlatırken
sahabelerinin pür dikkat dinledikleri gibi
dinledim seni
her ağzını açışında,bizzat cenneti ve cehennemi gördüm
hiç bir zaman din ve devlet işlerini birbirinden ayıramayan bir ülkenin
bizzat laik aşığı oldum,
bir devletin derin gövdesi gibi açıklanamayan varlığımla
sana, açıkçası yani hayatıma din gibi hep uzakta kaldım, öldüm
organlarımı kaybettim,
gerçektin,inanılması imkansız bir mucize,
ölüme davetiye çıkaran delirme noktasıydın .

banyoda aynaya bakarken karar vermiştim, günlük tutmaya
elimdeki dart okunu aynada yansıyan alnımın tam ortasına isabet ettirdikten sonra
ilk cümlesini yazmıştım günlüğe
bundan otuz yıl önceki nostalji olmuş bir futbol maçında
bir ingilizin, almana attığı çalımı izlerken,seni düşündüm
dünya kupasını ben olsam sana verirdim

gündüzün iki buçuğuydu,evde serin bir hava
tam rakı havasıydı
aniden açılan kapının ardından içeri üşüşen tanımadığım bir sürü insan
ve sürpriz doğum günü partisi
buzdolabından çıkan adamın bilmem kaçıncı yaş günü,
hiç bir zaman aniden patlayan doğum günleri
ne sana ne bana ait olmamıştı
günlüğüme yazmıştım bunu,
bir gün doğum günlerimizi öğrenip,seninle esaslı bir şekilde sevişelim diye
sana verebileceğim en büyük hediyeydi, mumu üfleyerek yaktıktan sonra
kocaman bir muzlu pastanın içinde birbirimizi izlemek..

üçüncü dünya ülkesinin yetiştirdiği en büyük halk kahramanının
büyük güçlere kafa tutarken kendi bedenini ,ülke toprağı bellemesi gibi
bende kendimi senden saymıştım,duyduğum en büyük devrim fikriydi
senin benim yanımda sonsuza kadar soluman.....
bu günlüğümün sondan bir önceki cümlesiydi

gecenin iki buçuğuydu,evde serin bir hava
tam rakı havasıydı
kötü adamların dışarı çıkıp,iyi aile çocuklarının evde kötülük yaptığı
iyi ve kötünün birbirinden çekinerek,saflarını belirlediği
o anlaşılmaz, iki mafya adamının birbirine fazlaca saygı duyması gibi
birbirimizi gözümüzde fazla neden büyütmedik
günlüğüme bunu da yazdım
sen tanrı soyundan geliyordun,sana hiç dokunamadım...

bugün günlük tutmaya karar verdim
sonunda, bir gün senden bahsetmeye karar verdim.


köle doyuran

kızıl dağların ötesinde bekleyen bir keman
mücadele veriyor kader,özgür irade soslu bir müzik ile
duyuyor musun köledoyuran; insan eti mucizesini asıyor dimağa
köylüler geliyor ellerinde sevdiklerinin elleriyle
yeleleriyle, şal ile çalıyorlar kürdi makamında bir cinayeti
ben gözlerimi ovuşturuyorum sabahın köründe ölümden yeni kalkmış
bir piç şerri ile ve illeti ve terbiyesi kırbaçla verilmiş öğlen ezanı losyonu gibi

müziğin insan ruhuna iyi gelmesi affetmiyor beni

bana iyi gelen neşterle çalınan insan bedeni
tuhaf geliyor insan topuğunu bir ayakkabının altına çakmak belki
ama orjinal topuklu ayakkabısı ile vals yapıyor şimdi aLLEN gİNSBERG
ve anlaşılır birşey değil
çektiği otuzbirlerin amerikan senato binasında neden sergilenmediği

pimini çekip martının olur olmadık yerde bıraktı köledoyuran

ben perdenin arkasından gördüm ama kimseye söylemedim açıkcası
açıkcası umrumda değildi uzaydaki zaman,algıdaki kelebek
derideki sinek, pokerdeki lama ve hüviyetteki dur levhası
devletteki kan lekesi ve üstüme dökülen akarsu
keşke kutsal kitaplar yazılmadan tanısaydım seni
ve o zamanın şairi olsaydın
belki o zaman seni ''bu tanrı'' diye öldürürlerdi
şimdi bir kemana germişler seni
çivileri notalarına çakmışlar
kanın akla çekilen bir rimel olarak kalmış kadın teninde
eşgali belirlenemeyen bu şiir için ipucudur yumruğum
masaya koyup gittiğimden beri, geriye alınmıyor saatler ve insan suratları
köylüler memnun, hasat değil bu sene caz konserleri ve


ve söylediklerine göre
bu sene işlekmiş toprak ve karo 2
ağzımın kenarında dünden kalmış bir uçuk
bugünün cımbızla alınması gereken chaplin posteri
ve ben aynadaki görüntümü traş ediyorum köledoyuran
kendime dokunmuyorum kirli sakal bana yakışıyor diye

öyle ilgi çekici bir hal alıyor ki insan ruhunun olmayışı

insanlar ayrıldıklarında tren istasyonlarında
el sallamak için sanki başkalarının ellerini kullanıyor
ve bence çok da sikinde değildir kurbağa familyasının
prens olup giden kurbağanın akibeti,
ve uzaya gönderilen ilk maymunun
döndüğünde top sakal bırakıp brooklyn burjuvasını eleştirmesi
köylülerin bu konuda henüz bir yorumu yok
ve hala aruz ölçüsü ile çekiliyor kadın sarkıtları

kızıl dağların tomografisinde bazı sarsıntılar belirdi,

geçmişe dönük bir peygamber hafızası olarak kayda geçti travma
ağzı açık kalmış cesetler ihmale mi geldi ne anlayamadım
ama onlar şuan bozuk yaralar için kumbara
köylüler ne desin köledoyuran yoruma açık bir katliam bu
affeden ile affedilen arasında
ben kırık bir su testisinin gölgesinde kedi sıvazlamaktan yanayım
sana sol elimi gönderiyorum tokalaşıp iki tek rakı atmak için
kargo ile belki karga ile henüz karar vermedim

ginsberg vadisinde hüznümün üstüne asit damladığından

puanlı bir gülüşüm oldu benim
ve mimiklerimden gerildim akşam güneşine
küçücük bir monitörde izledim babamın hayatını
cızırtılı çekiyor diye yayın, kalbinin üstüne çıkıp antenle oynadım
sonra babam gitti
köylülere söyleyemedim
belki sen beni şehri yakmaya ikna edersin diye köledoyuran
sana bir çift insan yağıyla desteklenmiş kibrit gönderdim
.


4 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

Tanıtım ve emeğiniz için teşekkürler.

Bucera dedi ki...

Çarpıcı şiirler, okudukça insanı huzursuz eden ama okumaktan da asla vazgeçilemeyen sarsıcı satırlar

Teşekkürler

zihni dedi ki...

Teşekkür bizden sevgili dost:)

zihni dedi ki...

7.4 şiddetinde değil mi Doktorum:)

evet biraz sıradışı. Hiç bağdaşmaz sözcüklerle ara bağını bir sihirbaz hüneriyle kurabilmesi şaşkınlık yaratıyor. Ve kısaca dediğiniz gibi, okutuyor.