18.7.12

hayal kuru-yorum

2 Temmuz 2013 iş hayatımın son noktası olacak. 
İş sözleşmemi bir yıl daha  uzatma kararımla,  "en büyük hayallerim ve planlarım" da aynı süre için ertelenmiş olacak.

Bu zaman içinde daha çok okuyacağım; özellikle yerli ve yabancı klasikleri yeniden gözden geçireceğim.
Onur Caymaz'ın "sanki yarın nisan" ve "ezilmiş leylaklar" kitabını okuyacağım.

Şimdilik, üçlü  projemin özetini yazıyorum buraya.
Bu yazı, saatin hatırlatma alarmı gibi burada duracak, son bir yıllık iş yaşamımdan arta kalan zamanda geliştirilecek, bir yıl sonra, bu yıl da elde edeceğim birikimlerim ve tüm cephanelerimle, bu projeye yükleneceğim.

Bu Temmuz'un  sonuna kadar ipad3'üm elime geçtiğinde, havada karada, denizde... her yerde artık kendimi bu atmosfere kilitleyeceğim. Müzik ve doğa,  bu uzun maratona koşmak için enerji kaynağım olacak.

Birinci başlığın konusu biraz daha çok zaman alacak.

* * *
1.
TOPRAKTAN BETONARMEYE YOLUM

Dinamizm, ilerleme, yenilik, yaşamda ne varsa kavrama, ona dokunma ve yenisini yaratma güdüsü, ham hayallerimin işlenmesine istekliliğim, ardımdan esen yelin itkisiydi.
O bir teknoloji büyüsüydü, o bir hız ve özgürlük müydü? Yoksa kırmızı atımın toprak yollardaki rahfan gidişinden daha fazlası mı?

Okuma sevdası böyle doğdu içimde. Tarlanın beden gücüne bağımlılığıyla, bedenimin okuma sevdasına bağımlılığında, aşığın platonik tutkunluğundan habersiz olan sevgiliyi oynamak kalıyordu bana.

Makara resim öyküsü bu yola çoktan itmişti beni. Yerin yedi kat dibinden, yer yüzüne kaç milim çıkabileceğimin de gururu....

Toprak ve Betonarme arasındaki yol, bize reva görülen, dayanacağımız hayat diye elimize tutuşturulan iki ucu boklu değnek değil miydi!

Topraktan fırlayıp betonarmeye savrulan hayat kütlem aklımı şüphe, itiraz,  isyan ve yeni arayışlara yoruyordu.

Kültürel ve siyasal gelenek, din ve bunların öznesi olan zenginliğin gücü,
O kültürün hayattan tad alma kompleksine etkisini törpüledi. Paylaşılanlar ile paylaşılamayanlar arasındaki farkın şifresine çomak sokabilmeyi çoktan tetikledi.

 "Acıları bal eylemeye" katlanma sabrının, platonik aşkların ve arabesk hayatların kökü üzerindeki toprak kalkmalıydı; yerine beton kütleler dökülmeliydi.
..........................

Sürekliliğini boşvermişlik ile boşbulmuşluk arasındaki kör döngüden alan baskın kültürün gizine mum ışığı yakabilmek için, aşk ve kan testine vurduğumuz bir başın tansiyonu olacak bu öykü....

Kaderden düşünceye, düşünceden eyleme, eylemden güvenlik gereksinimine uzanan bir yolun hikayesi... 

* * *

2.
Yeme, içme ve solumaye ek olarak, insani özelliklerin en güncel rajonu sayılan
 "SEVGİLİ İLİŞKİLERİ"
"Azgelişmiş" toplumlarda geleneklerin özel ilişkilere attığı çengeller, sevgili ilişkilerinin samanlık serüvenini yaratıyor.
Aynayı çatlatan kırık yüzlerin çizgilerinden sızan kan damlaları,
kzıl bela,
"namus" mahkemesinin kanlı dar ağacı...

Saksı çiçeklerinin,
 taktiksel işkenceli aşklarıyla,
Kır çiçeklerinin platonik aşkları,
 diyalektik kıvamda hesaplaşabilirse,
 aşkzedelerin sayısını azaltacak,
aşklarda papatya falı  yerini (sevmek+sevilmek="sevişmek")
formlüyle bağlayacak.
Öyle yaşlanılacak, öyle ölünecek.
"Aşklar ne pazara, ne de mezara kadar" sürecek.
 O zaman, mezarlar da yan yana kazılacak....

* * *
3.
ÜLKEMİZDE KAMU VE ÖZEL İŞ YÖNETİM PRATİKLERİNE ALTERNATİF
 ÖZ YÖNETİM  (ya da pramitleri)

Yirmiyedi yıllık iş hayatımda, bütün ayrıntı ve alternatiflerine dikkat yüklediğim bir konu, YÖNETİM VE ÜRETİM İLİŞKİLERİ.
Kapitalist üretim modelinde toplam fayda patronun bütçesine giren-çıkan arasındaki fark olarak belirlenirken,
Kamu kapitalist üretim modelinde "ölmeyecek kadar kazanç" sağlayan iş sahibi olmanın avantajıyla övünmek nüfusun boştagezerlerine karşı ayrıcalıktır! Bu durum aynı zamanda hükümet partilerine tekrar oy vermek için önemli bir mevzi sayılır.

Her iki modelde de çoğunluğun geleceğini genel servete orantılı olarak güvence altına almak yerine, sürekli umut ve bağımlılığı artıran taktik olarak görülür.

Öz yönetim modellerinde, rakip iddiaların yerine, bireyin zengin olma olasılığı ve hakkı vardır. Ancak, bu hak bireyin kendi öz enerjisinin, kollektif bilinç ile ölçülen miktardır.

Örnek,

Bütün çalışanların bir havuz içinde, lastik botun üzerinde durduklarını düşünelim (çalışmaya hazırlık aşaması).  Havuz fabrika, bot üretim aracı olsun. Suya batmadan (zarar etmeden), havuzdaki suyun seviyesini yükseltmek (üretim artışı) ve suya harici maddenin karışmasını önleyerek (kalite) bot ile birlikte yükselmeyi istikrarlı konuma getirmek amaçlanacak.

Su, havuz maliyeti ve musluklar hammadde ve genel girdiler, havuzu yükselten ve daha sonra taşan su da artan ürün (kazanç) olacaktır.
Kollektif çalışmada  her çalışan birbirini (yakın mesafeden)  denetleyecek, bilgi artışını regüle edecek, hem de yükselme eşit olacak.
Yükselmedeki hız, girişteki suyun debisine, muslukların kapasite ve kalitesine, bot üstündekilerin üretimdeki ahengine bağlı olacaktır (yatırım, teknoloji performans).

Havuzdaki su botları rahat yüzdürecek düzeye geldiğinde (başabaş ve asgari geçim düzeyi), marjinal katkılarla havuz suyunun taşması noktasına doğru yol alınacak.
Havuzdan taşacak olan su (ürün) kapitalizmde olduğu gibi özel ellerde tanklarla istiflenmeyecek,  başka havuzların dolmasına yönlendirilecek ve diğer işsizlere iş alanı açılacak.

İlk havuz çalışanları böylece üretim artışından gelen paylarını alırken, ikinci havuza dolan suyun sermayesini (üretim aracını) oradaki çalışma konseyine devrederken, oranın kazancından küçük bir pay almaya devam edecek.
Nesillerdeki devridaim bu ölçüde sürecek, israflı ve insafsız kazanç olmayacağından, toplum hızla zenginleşecek, bir süre sonra mesai saatleri kısılarak, sosyal hayata ayırılan zaman artırılacak.


..........

5 yorum:

ayşegül dedi ki...

Çok insani, insanlık için hayal kuruyorsun... ben de senin hayaline bir devrimci feminist yoldaşın olarak destek veriyorum sevgili Yoldaş. İçeriğinde pratiğe geçecek uzun bir "betonarme yol"., "aşk ve devrim"., ve bunların tecrübe sarmalıyla ülkemizde kamu ve özel iş yönetim/pramitlerine alternatif çözümleri, pratik örneklemelerle geliştiriyorsun. ne iyi yapıyorsun !!..

Önerdiğin "havuz"u; özgürlükçü, sınıfsız toplumda, kapitalist ve burjuva devlet aygıtını ele geçirmek olgusu bağlamında büyük bir devrimin sembolü ;

üstündeki botlar ve içindeki bireyleri, ademi merkeziyetçi,
özgürlükçü ve öz yönetimci-anarko komün'ler olarak düşünüyorum.

ayşegül dedi ki...

Sevgili yoldaşım işimizin çok zor olduğunu biliyoruz. Dört bir yanımız sivil-radikal partilerce, sendika ağaları, enerji avcısı devletler ve buna benzer askeri ve sivil faşistlerce kuşatma halinde, ama ezilen işçi sınıfının devrim yolunda özgürlük mücadelesi için ön saflarda mücadelemiz devam edecektir.

Günümüzün işsizler ordusunu ve büyük sömürüyü düşündüğümüzde, emekçi sınıfın kurtuluşu için "ülkemizde kamu ve özel iş yönetim" teorini destekliyor, birinci havuzdan taşan suların, ikinci, üçüncü, yüzüncü havuzlar oluşturarak istihdam problemine katkıda bulunmasını en az senin kadar istiyorum.

Teoriler ve tezler, pratik uygulamadan geçtikten sonra doğruluğu tescil edilir ve kutsanır.

Engels ve Marks'ın birçok örgüt teorileri, yoldaşlarının temsil ve karar verme yetkisine rağmen oportünist düşünce tarafından süngülenmiş ve yeni anti-tezler ortaya çıkmıştır.

"Anarşizm" pratik olarak ütopya gibi görünse de verdiğin havuz sistemini anımsattı bana !!..

Sevgilerrr xoxo

zihni dedi ki...

Çoktan da çok sevgili Yoldaşım,
aynen anladığın, yorumladığın ve henüz yorumlamayıp düşündüğün gibi her şey.
Ben leb desem, sen anlıyorsun leblebi demek istediğimi:) Amaç, anadoluda masumiyet şefkatine kördüğüm edilmiş kitlelerin kaderine soğuk su dökebilmek...

Anarşizm her durumda düzenlerin otokontrol mekanizması, vurguncuların korkulu rüyası olacak. Sanmasınlar ki, başıboş bir düzen sosyalizm-komünizm!

Seni feminist bir kaymakam ya da vali olarak düşünüyorum da...
Düşündüklerinin yarısı düzenin çarkında aşınsa bile, kalan diğer yarısı, bulunacağın ildeki kadınlar için ne büyük nimet olacak:)

kubilay düzenli dedi ki...

yoldaş anladığım kadarıyla odaklandığın atmosferin meyvesi bir kitap olacak imzalı bir tanesinide bize armağan edersin elbet kitaplığımızda aydınlık saçsın diye kitaplığımızda aydınlık saçmakla kalmayıp rehberimiz olsun diye gelecek sömürüsüz güzel günlerimizin sevgilerimle kubilay düzenli

zihni dedi ki...

İki yoldaş iki "siyasal bilimci" meslektaş, iki vali adayı:)
bu büyük rastlantı her zaman bir araya gelmez. Gelmişse eğer, bu şansı doğru kullanmalıyım ve bu projenin gözetim altında tutulduğunun farkında olmalıyım:)

Kubilay yoldaş, bu projeye "kitap" demek çok büyük bir iddia olur! Şimdilik böyle iddiam yok. Ancak, yetkili ve de birikimli yoldaşların onayını alırsam, neden olmasın ki.
Sen yaz tatillerinde yanıma geldiğinde (bu yıl bekledim) kitaplara birkaç takla attırırız seninle. Olmaz mı?