8.7.17

bir deneme denemesi

Şeytanın kulağına kurşun, şu sıralar kendimi epeyce yakışıklı hissediyorum. Aslında uzun zamandır öyle olmadığımın farkındaydım. Fakat şu sıralar, arada bir kapıldığım anlardan biri. Sağolsun bunda berberim Memedin de payı var. Ama çok uzun sürmüyor. Saç dengeleri değişince, ölçüler de çığırından çıkıyor. Fiziki ölçülerimin dengeleri pek bozuk sayılmasa da, kafa kemiğimi ve bacak yapımı yeniden tasarlamak ve daha estetik yapmak isterdim doğrusu. Saçlarımın kafa coğrafyasındaki sınırları, saç teli kaçakları… ve diğer organların koordinatları tam estetik tamire muhtaç.

Tedavüldeki kültür diyo ki, “Allah öyle yaratmış, bozarsan isyan sayılır”. Biz de inanı-yoz... Dolayısıyla toka dahil hiçbir şey takmıyoz kafamıza. Desem de pek inanmayın. Tıraş, parlatıcı, şampuan, losyon, rolon, pafüm… vs gibi malzemeler metroseksüelliğe girmediğinden, rahatlıkla değerlendirebiliyorum. İşte bu noktadan sonra sözünü ettiğim sanal his peydahlanıyor içimde. Yakışıklıyım hissi…

Yakışıklı olmak önemli mi?

Geçenlerde feminist gurupta “güzellik” kavramını tartışmıştık kısaca. BURADA "Güzellik nedir"
 konusunu işlemiştim felsefi açıdan. Bilindiği gibi, güzellik deyince kadınların estetik ve magazinel kültür kompozisyonu akla geliyor; yakışıklılık ve karizma da erkeklerin….

Nasıl bir durum derseniz? Mesela caddede dik yürüyorum. Omuzlarımı az yukarı kaldırıp, hafiften öne doğru kasıyorum. Göğsümü kabartıyorum. Vücut kitle endeksim 3 kg. daha vermem gerektiğini işaret ediyor ama, bu anlık değişimleri dikkate alınca bişeyciklerim kalmıyor kaygı adına. İrademe ve bilincime güveniyorum. Sigara içmediğimden belli değil mi? Göbek konusunu tamamen hallettim sayılır. Yukarıdan bakınca, eğilmeden diz kapağımı sıfırdan görebiliyorum. O kadar yani. Yüz coğrafyamdaki organlarımın esnek bölümlerini de moral katsayıma güvenerek, kolay ayarlayabiliyorum.

Vücut koordinatlarınız nasıl olursa olsun, içten gelerek gülümsemek güzelliği otomatiğe/garantiye almaktır. İçten gelmezse sırıtmak olur. Mesela takırdarken (kahkaha) boğazdan çıkan sesin bir de az frekanslı geri yansıma dalgası olmalı. Yoksa, o zorlama ve gösteriş gülmesi olur ki, yavan kaçar.

Bunların farkındasınız ve hileli tavırlara tenezzül etmiyorsunuz. Güzelleşiyorsunuz, karizmanız coşabiliyor. Kaşlarınız yukarı kalkıyor, gözleriniz de buna paralel irileşiyor. Geriye ne kaldı? Moral, moral moral ve ulusal kolektif düzenin radyasyonundan korunabilme cephanesi.

Kişisel bir durum aslında... Desem de, buna da inanmayın. İnsanın kendini güzel ve yakışıklı bulması moral açıdan hem ailesel, hem de (olumlu yansımaları bakımından) çevresel olabiliyor. En azından hayata ve olaylara daha yapıcı, uzlaşıcı ve esnek bakabiliyorsunuz. Özgüven kaçağınız olmuyor. Toleransınız ve çözümleyici niyetiniz yüksektir o anda. Karşınıza çıkan “cahil bilgiçliğiyle” örselenecek olan kişiliğinizin savunma mekanizması iyi çalışıyor. Öfkelenmek, sigortaları attırmak yerine, ukalalarla en fazla alay ederek başınızdan savmayı başarıyorsunuz.

***
Birkaç gün önce Kızımız tatil için geldiğinde beni tepeden tırnağa inceledi. “Babacığıımmm, gittikçe gençleşiyorsun bakıyorum da… bunu neye borçlusuuunnn…” derken boğazımın altına, ellerimin derisine, yüz mimiklerimin estetiğine… falan bakarak, inceledi. “Hiç sarkma, buruşma, pörsüme yok… ne güzel. Hem de çok fitsin. Bak sana neler aldım, hepsi genç işi” diyerek, hediye bohçasını gözümün önüne döktü… Cicili bicili renkli renksiz desenli bir sürü yaz giysileri… Hadi diyelim ki renk ve biçimlerine hatırın için katlanacağım, bunları ne zaman eskiteceğim? Ve ardından aynaya bakıyorum. Gerçekten de kuru iltifat olmadığını fark ediyorum.

Daha ne olsun; memleketin gidişatından başka, kişisel ve ailesel derdim yok . Ancak, "alan almış, satan satmış” ayaklarından paça olmaz, biliyorum. Bu kapsam alanında çizgili picamayla misafir karşılayanlara iki çit lafım var: ayda iki gün, en az on yıl semt kütüphanesine uğrasalar fena olmaz aslında. Ben zamanında uğradım ve şimdi akşamları da evde giyimime özen göstermeye çalışıyorum. İnsanın önce kendine, sonra yakınındakilere ve daha sonra uzaktakilere de saygısı olmalı.

Bakımlı olmak iyidir. Her zaman öyle miyim? Hayır! Bazen sallapati durduğumuz anlar da olabiliyor. O durumlarda insan görmemeye, yakınımızdakilere de mazeret üretmeye çalışıyoruz. Bir de sallapati yakalandığımız anlarımız var ki, ayda yılda bir görüştüğümüz ve değer verdiğimiz insanların fotoğrafik hafızasında öyle kalmak ne tuhaf! Oldu böyle anlarımdan….

Araya şunu da sıkıştırayım:Parası olduğu halde mağazadan yırıtk kot alıp giyenlere valla bila gıcığım! Onlar Sosyalizmin yoksul savunuculuğunu istismar edenlerdir. Dolayısıyla da düşünen ve farkındalığı olan yoksullarla alay etmenin daniskası olduğunu düşünüyorum. Elimde değil!

Şu sıralar kendimi yakışıklı hissedişimin nedenleri yalnızca tepeden inme psikolojik (his) değildir elbette. İnsanın duygu durumunun maddi alt yapısı mutlaka vardır. Özellikle hayat ve hayatötesi Arkadaşınızın … (Ona sevgili diyor romantik edebiyat. ben daha fazlasını...). Ardından emek ve bilgi…. Yoksa kendimizi avutmuş oluruz ki, "kendi gibi inanmayan insandan nefret ederek, bazen öldürerek ve bunu allah için yaptığına inanarak cennete gideceğini sanan insan konumuna düşeriz; Allah korusun.

Hiç yorum yok: