10.9.19

BİR BOŞANMA ÖYKÜSÜ


Zihni ÖRER


Uzaktan tanırdım. Öyle samimi ilişkim olmasa da, sokakta her gördüğümde onlara imrenirdim; birbirlerine olan samimiyetleri, her görenin de ilgi odağıydı.

Görünürde bu kadar düzeyli olan sevgili ilişkisinin sonu mahkeme koridoruna nasıl taşınabilirdi? Anladım ki aşk ve gurur birbirlerine boyun eğmezmiş.

Ben umutsuz bir aşk çıkmazının şaşkını, ondan da öte, “aşk sanığı” olarak o salonda bulunurken, onlardan ne kadar farklı olduğumu düşünürdüm.

Sahi aile mahkemeleri hep kavgaları mı sorgular? Ya aşk çıkmazlarını…? Oysa aşk mahkemesi diye bir birim olmalı diye düşünürdüm hep.

Bu çiftin durumu, öyle vahşi güdülerin sergilendiği bir boşanma kompozisyonuna hiç benzemiyordu.

Ben aile mahkemesinin koridorunda mahkumlar gibi olta atarken, onlar oturaklarda, birbirlerinin yüzlerini göremeyecek kadar çapraz konumda oturup, iç çekerek çağrılmalarını bekliyorlardı. Adam başını yere eğmiş, ayakkabısının burnuna doğru, gözlerini kırpmadan tek noktaya bakarak muhasebe yapıyordu belki de. Ya da kendi içinde boşanmanın yarattığı çöküntünün hesaplaşmasını…. Kadın yan dizideki oturakta beklemesine rağmen, arada bir başını yarım tur çevirip, adama bakış attıktan sonra gözlerini hemen kaçırıyor, karşısındaki binayı ayakta tutan orta kirişe bakıyordu. Bina kirişinin direnciyle aile birliğini tutan gücü karşılaştırıyordu belki de.

Bu merak ile kadının yüzündeki ifadeyi görebilmek için cephesine doğru olta atarcasına ilerledim. Gördüğüm manzara yüreğime bir hüzün kıvılcımı daha çakmaya yetmişti. Hıçkırarak ağlıyor ve gözyaşlarını silmeyi bile akıl edemiyor gibiydi. Birden ayağa kalktı, adama doğru yürüdü.

Olacakları merak içinde izlemek için ben de usulca onara yaklaşarak, etki-tepkinin sesli halini anlamaya çalıştım. Kadın, adamın yanındaki boş yere oturduğunda adam istifini bile bozmadı. Kadın o anda hıçkırmasa da gözyaşları kendi halinde akmaya devam ediyordu; damlalar sanki kendi gözlerinden değil de gökyüzünden dökülen yağmur taneleriydi.

Adamın yüzüne eğilerek, şefkat yüklü bakışıyla, “nasılsın?” diye sordu. Adam, yanında kimse yokmuşçasına, istifini bile bozmadı. Kadın devam etti, “geçen gece nerde kaldın? Adam yine tepki vermedi. Kadın, “rahat uyudun mu? Kahvaltı yaptın mı? Yine cevap yok. Çantasından çıkardığı kredi kartını ve iki binlik parayı adama uzattı, “al bunu, senin cebinde paran olmadığını biliyorum. Ne yiyip içiyorsun. Sen şimdi ablandan borç almışsındır kesin, onu da öde. Yoksa enişten duyarsa ablana iyi demez” dedi. Adam yavaşça başını kaldırdı, “hayır ben maaşımdan avans kullanırım, siz sıkıntıya düşmeyin. Kendinize birşeyler alın.

“Siz” diye özneyi çoğul kullanırken, 3 yaşlarında bir çocuklarının olduğunu biliyordum.

Kadının eli havada kalırken, gözyaşlarının hızlandığını gördüm. Usulca yerinden kalktı, ilk oturduğu yere gitti. Duruşmaya çağrıldığında ağlamaya devam ediyordu. Dayanamadım, ben de ağlamaya başladım. Düşündüm ki aşk başka, gurur çok daha başka telden çalarmış. İkisinden de önemlisi, ayrılığın Türkçesinden eser yoktu görünürde. Duruşma hakimi koridorda benim tanık olduğum manzarayı görmüş olsaydı, hiçbir ifadeyi dikkate almadan, “sizi boşamıyorum, hadi evinize…” der miydi? Kendi derdimi unuttum, kafamda hep bu soru kaldı.


Not: Kırmızı Kedi Yayınevi bu kitabı incelemeye devam ediyor.






Aşk Sanığı
Haydar Gökahmetoğlu Zihni Kardeşim sonuna kadar okudum,.. Yazının sonunda '' kafamda hep bu soru kaldı'' diyorsun ya, konuyu öyle bir yerde kesmişsin ki okuyan merak içinde kalsın istemişsin herhalde...Süper

Konuya ilişkin yorumum ise ben bu meseleyi '' gurur '' değil, esiri olduğumuz KİBİR olarak görüyorum...Her iki tarafta anormal tepki olmadığına göre basit,sıradan bir olayı büyütmüşler...
1
  • Zihni Örer Haydar Gökahmetoğlu gururun alternatifi olarak KİBİRi önermekle çok sağlam yerden yakalamışsın . Demek ki bu yazı amacına ulaşacaktır. Neden? dersen, bu yazı kitabın son öyküsüdür. Kitabın kahramanı önceki öykülerde bir aşk süreci yaşadı. Kitap başından beri okunursa, tespit ettiğin ''kafamda hep bu soru kaldı'' cümlesi daha kolay yorumlanabilir diye düşünüyorum. Kahraman kendini sorguluyor ve kaygısının temelini biliyor. Bu kitabın tamamı yaşanmış, gerçektir. Kibir mi gurur mu konusu ise, kendi sayfamda da sorulduğu ve yorumladığımız gibi, bilinmiyor ve bunun arka yüzü araştırılacaktır. Bulunamazsa, örenkelerine bakılarak sağlam, gerçekçi bir noktaya bağlanabilir.
    1
  • Haydar Gökahmetoğlu Zihni Örer bu kitabı mutlaka okumak farz oldu 😃 ...

    Sadece bu sayfanın bana verdiği duygu düşünce şu, mutlu bir görünüm (dışarıdan gözlemlenen) var...Eğer bu rol gereği ise zaten baştan yanlış bir yoldalar ama insan ne kadar yapmacık şeyleri gerçeği
     gibi yansıtabilir ki ?? ...
    Ben yapmacık olduğunu düşünmüyorum, neden mi?. Kadının tavrı ve erkeğin buna çok kayıtsız kalıp anormal tepki vermeyişi...Kadın mahkeme salonunda dahi erkeğin kendinden ayrı geçirdiği günü ve yarın yaşayacaklarını merak ediyorsa kaygı taşıyorsa ve erkek çok anormal tepki vermiyorsa hatta kayıtsızmış gibi bir görünüm sergiliyorsa,hallolmayacak bir şey yok erkek bir şeyi kafaya takmış ve ondan kurtulamıyor demektir...Onun için KİBİR diyorum, o duygu onun olumlu adım atmasına engel oluyor demektir...Aralarındaki sevginin bittiğini sanmıyorum ve bunu destekleyen hiç bir emare yok...

    NOT: Bazı istisnalar, affedilmezler dışında insan sevdiğine ne gurur ne kibir yapar...Burada erkek daha fedakar olmalı, kadın her haliyle NARİN bir yapiya sahiptir...
    1
  • Zihni Örer Yine ufkumu açan çok değerli bir yorum. Dediğin gibi, erkeğin bir takıntısı var. Onu da araştıracağım. Benim şu anda çalıştığım Uzlaştırma/mahkeme işimde de bu takıntılarla mücadele ediyoruz. Davaların büyük çoğunluğu kıytırık kökene bağlı konulardır. Bu durumun en net ve kısa anlatımı şudur: bir pire için yorganı yakmak. Toplum olarak bu bilinçsizliğin bedelini çok ağır ödüyoruz. Mahkemelerin tıkanmasına, iç güvenlik güçlerine ihtiyacın bu kadar artmasına, bu kurumların topluma maliyetine.... velhasıl bir yığın enerji ve maneviyat israfı hep bu yüzden. Kitabın içeriğindeki ana fikir de bu noktaya işaret ediyor.

Hiç yorum yok: