Masada Masaymış Ha
Adam yaşama sevinci içinde
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Adam masaya aklında olup bitenleri koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masa da masaymış ha
Sezi-p-öğreni-yorum-luyorum çözüp-ç-özümü-söylüyorum
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Paco Cepero - Aqua Marina (Rumba - Flamenco Guitar)" resitali
BURADAN izleyebilirsiniz
yemek tarifi
malzemeler:
1-bir bilgisayar,bir televizyon (ilişkili)
2-"Paco Cepero - Aqua Marina (Rumba - Flamenco Guitar)" resitali
3-bir beyaz malibu (sütlüsünden)
4-bir kapalı balkon ve masa (çiçeklisinden)
5-ben ve sen (yani O, yalnızca ikimiz, bir de yalnızca siz ve ikiniz ve bir de yalnızca herkes)
6-ve bunlara ek, bir sonbahar cumartesi akşamı.
Nasıl yapıldığı:
Yakıyorsunuz ateşi ve yemek ısınmaya başlıyor; asla pişmiyor.Pişmiyor ve yemiyorsunuz, doyup da dışlamıyorsunuz boş kapları,pek ala bulaşık yapmıyorsunuz ve kenara atacak birşeyiniz olmuyor.Hep aç kalkıyorsunuz, hep bir daha yemek için can atmaya devam ediyorsunuz.
Afiyet olsun
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?
Her hızlı batışın tabana değecek ayağı vardır elbette. Ve sonra aynı hızda yüzeye çıkışlar alternatifidir bu yasanın.
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
21
-Ya "SEN"ce?
dns ayarlarını değiştirerek,
BU SAYFAYI açın.
Açılan bu "Tünel" de
"http://www.Myspace.com" yerine kendi blog linkinizi yapıştırarak,
"Begin Browsing"
butonuna basın, blogunuza "tünelden" girebiliyorsunuz.
"Bence durum budur"
zihni
4
-Ya "SEN"ce?
Bloglardan alışılmış devamlılığın dışında uzak kalmak, birçok blog yazarının ortak mazereti sanki. Yaz mevsiminin insana kaybettirdiği olağan ve olağan dışı enerji kaybı insanı söğüt gölgesine mahkum kılıyor.
Hayatın beslenmeye ve yatırıma programlı eylemleri mazeret dinlemiyor elbette. Herkes hem işinde gücünde hem de hurma gölgesinde yalellim (sevgili Açalya’nın kulakları çınlamıştır) ve söğüt gölgesinde uzun hava çekmek boş zamanların (buna tembellik de diyebiliriz) sesli göstergesi sayılır.
Blog meşguliyeti tutkuya dönüşünce, insana duygu ve düşünce paydaşları karşısında bir sorumluluk da yüklüyor. Bu yüzden, sessizce ve vedasızca ve de ardında, bir iz (adres) bırakmadan kaybolan çok değerli insanlar aramızdan uzaklaşmış ve bir hayalet gibi kendilerini (tanışları nazarında) sonsuzluğun boşluğuna itmişlerdir!
“Allah yoksulu sevindirmek için önce kaybettirir, sonra da buldururmuş”. Ama bu blog aleminde önce buldurup sonra kaybettirmesi anti-yoksulluğun göstergesi sayılır mı ki?
Evet.
Materyalist bir bakış açısına sahip olduğum bu zamanlarda, bedenini hiç görmediğim, sadece sözcüklerinin içeriğinden değer biçtiğim ve gönlümde sonsuza kadar da öyle kalacağına inandığım bu insanlar karşısında idealist miyim?
Düşünüyorum.
İdealist değilsem de bencilliği de bir yere sığdıramıyorum.
Söğüt gölgesinde, -hurma gölgesinden farklı olarak- yalellim çekilmiyor; kitap da okunabiliyor aradabir, “kürt açılımı” dizisi de izleniyor, Hebertürk tv. Yorumcusu Yiğit Bulut’un evrim teorisi reyting macerası da…..
Alan Woods - Ted Grant
aklın isyanındanın
“Bencil Gen” ve R. Dawkins’in bencil gen kökeninden “liberal gerçekliğine”(!) önemli bir eleştirisini okumaktayım 3. kez okuyorum ve alanımın dışında olan biyoloji konusunu anlamaya çalışıyorum. Bunu anlamaya çalışırken, karşı görüşe yer vermek için (onu da görüş sayma iyiniyetimi zorlayarak) Harun Yahyanın (kendi sitesinde) bencil gen teorisini eleştirirken(!) ne kadar bencil bir tavır içinde olduğunu keşfediyorum Ve iki eleştirinin arasındaki etik farkı da…..
Evet, anlayacağınız gibi söğüt gölgesinde boş durmuyorum, -daha önce dediğim gibi- arada bir tıngırdatıyorum.
Oğlumuzun gitarda kısa zamanda aldığı yol ile müşterek ritim gösterisiyle gençleşiyor, O'nunaldığı tıp eğitimiyle (gelecekte) gen teorisine yapacağı katkı umudunu da ekleyerek, hayata gençlerin penceresinden bakabilmenin heyecanını yaşamaya yelteniyorum.
"Bencil Gen"i, başlıktaki gibi GENCİL BEN şekinde hece değişimi yaparak söylüyorsam bir sebebi var, gençlik iması:))
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
Bazen böyle,
saatlerce,
alabildiğine amatörce,
ve
çoğunlukla bence...
aradabir sevdiklerimce.
"trans"atlantike doğru transfer olabildiğimce.
kendim çalar kendim dinlerim bir de sevenlerim.
bazen böyle geçer günlerim. bazen de... bilindik şeyler.
"Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş."
ne diyorduk?
"Mutluluğun efendisi bilinciniz mi zihniniz mi?" diye sormuşlar ama
paradokslarla uğraşmaya vaktim yok şu temmuz sıcaklığının sıcaklığında...
işte böyle benim hikayemin bir paragrafı:
"Bence durum budur"
zihni
11
-Ya "SEN"ce?
TATİLAT, mekanda tatil ve evde yeniliğin kısaltması olarak Türk edebiyatına bir armağanım olsun bu kelime:)
Evimizin oda içi dekorasyonu bekar (ya da tatil) evi görünümünden kurtarıldı sayılır. Tatlı yorgunlukların çoğu bitti. Resimler çekmek isterdim ama, “görgüsüzlük”le “sevinç ortaklığına davet” kavramlarının çakışması frenledi.
Söz konusu resimler, “her ne kadar Dianne Dengel'in "Home Sweet Home’dan epeyce sınıf farkı olsa da, bizde “mutluluğun resmi” çabalarımızın ürünü oldu.
Sıra mutfakta yeniliğe geldi. Bir de iç kapıların değişimi, salonun dolap-bar projesi… vs.
2009 yılımız geçen yıllarımızın birçoğundan hareketli ve de verimli ve de eğlenceli geçiyor (şeytanın kulağına kör kurşun).
İki çocuğumuzdan Kızımız Konya Selçuk İşletme 2. sınıfa geçti, İşletme Hakimliği hedefliyor, ona göre sorumluluk çıtasını yüksek tutmakta.
Oğlumuz Ankara Tıp hazırlık bitti, birinci sınıfı bu yıl okuyacak.
İkisi de sınav kıskacından kurtulunca, yerçekimi bizime evde yön değiştirdi.
Çocuklarımız artık “bebeklikten” (çocukluktan) çıktı, eğitim ve kariyer programları kendimizce otomatiğe bağlandı, artık onlar ağır misafir gibi ağırlanmalı. Onların bütün davranışları artık yetişkin insan, bağımsız birey ağırlığıyla karşılanmalı düşüncesindeyiz.
Sevgili(m) eşimle romantizm kasetimizi yeniden başa sarmaya başladık. Kaset mi kalmış ortada onu CD’ye dijital ortamda aktarıp, ömrünü olabildiğince uzatmak heyecanındayız.
Alanya’da yaz bu yıl biraz daha güzel. Bu güzelliğin bileşenlerinin bir kısmı, yukarıda sözünü ettiğim ailevi düzene bağlı olduğu gibi, diğer bir kısmı doğanın cömertliğine bağlanabilir. Yeşili, akarsuyu, hava bileşenlerindeki denge, topraktan alınan ürünlerin çokluğu… gibi.
Hollanda’dan gelen misafirlerimizle geçirdiğimiz iki gün yılın nazar boncuklu günü olmaya aday.
Alanya’nın en şirin müzikal ortamlarından biri ÇELLO BAR.
Özgün ve protest müziğe açlığınız varsa Çello Bar’a, uğramadan geçmeyin. Açlığınız yoksa yine geçmeyin. Geçerken bizi de yanınıza almayı unutmayın. Yoksa öbür dünyada yakanızdan tutarım:))
GRUPARAF
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?
Farid Farjad - Robabeh Jan
klip:poppywomen
tadilat dediysem, sitemize ya da blogumuza değil....
evet evet sitemize.. nasıl da denk düştü. sadabad sitemizin bahçesinde tadilat, yazlık olarak kullandığımız evimizde tadilat...tadilat oğlu tadilat....
"tadilat" değişiklikler demekmiş.
oysa biz yenilik yapmaya çalışıyoruz. (bırakalım kelime oyununu şimdilik, değişiklik yenilik)
ev yeniliğe doymuyor. ustalarla dans edilmiyor; insanın ayağına değil, damarına basıyorlar çoğunlukla. 2 saatlık iş için 300 lira isteyeninden tutun, kahvhanede okey oynarken verdiiğiniz işi küçümseyen ve ev kirasını elektirk su faturasını ödeyemeyenler aynı kişiler olunca, sosyalistlik dumura uğruyor burada, emekçilikle hurma gölgesinde yalellim çekmek aynı anlama gelmemeli.
neyse,
hem iş hem deniz hem tatil hem çalışma çorbası insana BLOG YAZARLIĞINI bir süre daha erteletiyor,
sevgili paydaşlarıma sevgive saygıyla duyurulur.
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
1 -Ya "SEN"ce?
not: bu videoyu (youtobe) izleyebilmek için, DNS nizi değiştirmelisiniz. BURDAKİ gibi.
Bahar bahar nedir bu melankolik pürüz birkaç gündür üzerimde!
Yazamıyorum, okuyamıyorum, çalamıyorum, gülemiyorum, söyleyemiyorum, sevemiyorum, nefret edemiyorum… bu sarhoşluğuma kimseyi karıştırmıyorum.
İnsanda, moral çevreyle sıradan ilişkiler ve özel programların keyfi uzun süre yatay seyir izler mi? Yoksa böyle bir beklenti mi saplandı içeriğime. Düşünme yetisi, hafızada uyuyan dinamit gibi saklı durduğu bir an, işte o melankoli.
Ne iş ki, bu zaman diliminde düşünmek bile istemeyişim “bu teşhise” itekledi beni.
tedavi?
Sevgili Edinin sayfasına teğet geçerken, şu Gibsy’nin Flame’si kriz etkisi yapıverdi bende. Dedi ki şeytan, hadi bu krizi fırsata dönüştürüver nooo’lur!
Müzik ve dans. Bu kadar basitmiş meğerse.
Gıdım gıdım ölüme gittiğinin farkında bile olamayan sigara tiryakilerinin psikosersemliğine çare bulunur da, şu küçücük donukluğa niçin bulunmasıni:) diyecek kadar mayalanmışım.
“Düşünüyorum o halde var mıyım”? Varım (ama 500 milyar istemem).
İmeem’in işitsel yeteneğine karşılık, Flame dansın (aynı zamanda) erotizm estetiği yüksek dozda antimelankolik etkiye sahip olduysa, tam isabettir ve ben suçlu değilim, hastayım, mağdurum.
Şu an tedavi sürmekte ve bu yazılar yarı baygın ruh halimin çıktısıdır, saygıyla paylaşılır.
"Bence durum budur"
zihni
10
-Ya "SEN"ce?
aşk karın doyurmazmış he mi?
aç karnına da aşk olmazmış?
"aşk"sızlıktan kimse ölmemiş ama,
"aş"sızlıktan sürünen sürüden betermiş
Aş “aşk”ın “k” haliymiş
"k"sını kış-kışlarsak olurmuş bu iş.
"aşk" metafizikten yola çıkarmış ama,
“aş"tan da diyalektik mama
varmış bir bildiği diyalek-titiz-min:
"k" ve dahi kapitalizmin
Meta ve fizikler aşçılardan koparılanmış
Gerisini siz, ilerisini ikimiz düşünelim demiş.
hayat "Y"nin sapında kök olurken,
Ye memet ye-yenlerle
Memtçiğin hiç alakası yokmuş.
aşk "Y"nin sağ çatalında
aş "Y"nin sol çatalında da yol alırken
kalp soldan atarmış da amanda aman ,
aşk da kalbin attığı yerde yatarmış
aç karnına aşk tok karnına aş olmazmış
bu şiir şişede durduğu gibi durmazmış
zihni örer
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?

TKODER Gn. Başkanı (90’lı yıllarda) Ayşe Akman ve daha sonra T. Saylan tarafından öpüldüğümü belirterek başlığa bağlayalım konuyu.
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Karıcığım,
*bana hakaret ettiğin için senden özür dilerim.
-Tamam, affettim....
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?
“Sürekli biriktirme tutkusu, haklarının ve gücünün farkında olmayanların emeğini ve özgürlüğünü yiyerek beslenir ”
1 Mayıs’ın emekçi bayramı olarak yasalaşması, “farkındalığı” sağlayacaksa, sosyalist bir partinin ilk seçimlerde tek başına iktidar olacağını düşünürüm. Çünkü, sayı buna yeter.
1 Mayıs’ı bayram olarak yasalaştıranların benim gibi düşünmeyecekleri kesin; yoksa “bindiği dalı kesmek” olur ki, onlar, emekçilerin büyük çoğunluğu kadar saf olamazlar...
1 Mayıs’ın emekçi bayramı olarak yasalaşması, “farkındalığı” sağlaMayacaksa, ki büyük olasılıkla öyle olacak.
Emekçi öncüler hep “öcü” olarak algılanmaya devam edecek. Bütün 1 Mayıslarda -açlık sınırının altında yaşam sürdükleri halde- pikniklerde mutluluk numaraları yapanlar daha sevimli sayılacak!.
1 Mayısların anlam ve önemini ıskalamayan aydınların kafasına vurmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyecekler.
1 Mayısların eski klasik gösteri biçimi olan lastik yakma ve kırıp-dökme gibi içi boş eylemleri terk etmeleri, sadece bilgilendirme ve uyuyan devi uyandırma programlarına öncelik verilemeleri zamanı çoktan gelmiştir.
Sendikaların, bilim ve sanat dünyasında "beyin" desteğine sahip olduklarını biliyoruz. Öyleyse bütçelerinin önemli bir kısmını bilgilendirme-bilinçlendirme yolunda harcayabilirler mi?
Hayal kuruyorum işte.. işverenlerin güdümüyle seçilen öncülerden(!) çok şey istemek hayali, ütopyası....
"Bence durum budur"
zihni
4
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
Bu gün 23 Nisan, çocuklara verilen değerin bayramı.
Dünyada tek çocuk bayramı ama, çocuk haklarını sağlamada kim bilir sondan kaçıncı sıralardayız! Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği 54 maddelik Çocuk Hakları(*) Beyannamesi
Madde 1-Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.
18 yaşına kadar çocuk sayılan bir tanım ne emeğinin sömürülmesi, ne de evlenme yaşı olarak ne kadar değer kazandığı, günümüzde süren ve sürünen davalardan anlaşılıyor!
Çocukken "neşe doluyor da insan", ergenliğe ilk adımı attığımızda, hayal dünyasının ve yaşam gereklerini sağlama kaygısının sonsuzluğunda yitip gidiyoruz!
Boğaz tokluğuna bir ömür sürdürebilmeye bağışıklık monte etmek mi çocuğa verilen değer? Yetiştirme yurtları, intenet kafelerin sapık köşeleri ve sokak kodesleri gibi toplama kamplarında uğursuz, bilinçisiz, insan hakları kavramını ufkuna sığdıramayan sözde bir kısım paracılar ve eğiticiler mi bilecek bu hakları?
Kırsallarda 5 yaşındayken üretime katılmaya başladığı halde, ömrü aynı düzlemde boğaz tokluğundan öteye geçemeyen politikzedelere, "yarının askerleri" olarak bakmak ne büyük ihanet!
Cumhuriyetin ancak 10. yılında "bayram" diye kutlanmayı hak edebilen 23 NİSAN sevincinin, daha sonraları sadece hayal kurmak yılgınlığına dönüşmesi ne acı!!!
Yine de umut bayramınız kutlu olsun.
*Çocuk hakları, kanunen veya ahlakî olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu, eğitim, sağlık, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır.
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
Ben, Galileo Galilei, yukarıdaki gibi tövbe ettim ve (engizisyon savcısının idam ından kurtulmak için verdiği yemini tekrarlayarak) imzaladım.
"Eppur si muove” (ama yine de dönüyor)
&&&
Ey Fransa kralı Fransuva..! Sefir-i Kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında ala mele-i nnas fuhşiyyat ve lubiyyat yapıyormuşsunuz. iş bu name-i hümayunumun eline vusulünden itibaren be melanet ve rezalete son vermediğin taktirde orduyu hümayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum; /Galileo'nun engizisyon tarafından yargılandığı zamanın Padişahı (Kanuni Sultan Süleyman).
Kanuni'nin bu mektubundan sonra Fransa'da tam yüz sene dans yapılmamıştır.
Oryantalizm:Fransa'da dansın yüz yıl yasaklandığı aynı sürelerde, Padişah köşkünde cariyelerle fingirdeşmenin mübah sayılması.
* * *
tarihi filmin renkli versiyonu vizyonda:
"Ergenekon" karmaşasında bilim ve din
Bilim adamları tutuklanıyor; evrim teorisi , Bilim ve Teknik Dergisi yayınından kaldırılıyor. Evrim bilmecesi din adamlarına çözdürülüyor; aydın-cahil nefreti ve düşmanlığı körükleniyor;
Açlık, işsizlik ve cahillikten dolayı İş yerleri ve evler yağmalanıyor, can güvenliği şansa kalıyor; kamera alarm ve diğer güvenliğe yatırılan toplam para, işsizlerin ve hırsızların talep ettiği toplam para miktarını aşıyor;
diyanetin bütçesi birkaç bakanlığın bütçesini, cami ve hapishane sayısı okul ve fabrika sayısının birkaç katını aşıyor, teknolojik mesleki iş gücü ihtiyacı karşılanamazken, imam ve işsiz oranı ihtiyacın çok üstünde tutuluyor;
Siyasi partilerinin adının bir yerlerine "milliyetçilik ve adalet" sözcüğü iliştiriliyor
.........
not:konu içeriği daha önce aceleye gelmişti, aslında daha da genişletilebilirdi ama, zaman elvermiyor, bu kadarcık değişiklik yapmayı uygun buldum, hoşgörünüze....
"Bence durum budur"
zihni
4
-Ya "SEN"ce?
Kanlı canlı sol sinyal lambası
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?

Dilek Öğretmen
"Mim"lemiş.
Mim ve MUM arasında söz uyağından başka aydınlık benzeşmesi de var.
Mum ki, kendi tabanından çok çevresini aydınlatmasıyla simgeleşmiş.
Mimler de öyle değil mi? Beynimizin ve yüreğimizin kuytu köşelerine projeksiyon tutmakla, kaderin ortak paydasını fomüle etmek gibi...
Bu Mim için şu uyarıyı eklemiş Dilek Öğretmenim:
Genellikle çok derinlerde sakladığımız kazarak ortaya çıkarabileceğimiz yönlerimiz vardır. Kim ne derse desin hiçbir zaman çok geç değildir.Eksiklerimiz kadar olumlu yönlerimizi de kabul etmek oldukça önemlidir.
Cümleleri tamamlayın lütfen:
Büyük harfli sözcükler cümlelerin tamamlayıcı yanıtlarıdır.
1. Çocukken KENDİMİ SIRADANLIKTAN kaçırdım.
2. Çocukken AYDIN BİR ÇEVREDEN yoksundum.
3. Çocukken UYGARLIĞIN KIRIK DİŞLİSİNİN FIRLATTIĞI PARÇADAN yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken KENTLİ olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken OKUMA İSTEĞİME ENGEL OLUNMA KORKUSUNDAN UZAK OLMAK isterdim.
6. Evimizde asla yeterli ELEKTRİK IŞIĞI olmadı.
7. Çocukken daha fazla MADDİ DESTEĞE ihtiyaç duyardım.
8. Bir daha asla BABAMI göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca AYNI MODDA, TEKRAR TEKRAR KAZIKLANMANIN TEPKİSİZLİĞİNİ merak ettim.
10. İLK PROJEKSİYONDA AŞIRI İYİMSERLİĞİMDEN DOLAYI “SAF” YERİNE KOYULMAMIN ZAMAN kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
10
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
3
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
Sözün Özü:
Kadının sosyal hayattaki eylemsel ve daha sonra simgesel duruşu,
kendi hakkının-hukukunun ve özgürlüğünün,
ne kadar umurunda olduğuna işaret eder.
Özgürlüğünü önemsemeyen kadın, aşkı da saygıyı da hak etmez.
Aşkı haketmiyorsa, bütün haklarından vaz geçer, sığınmacı olur.
En sağlıklı kadın erkek ilişkisi, kişiliklerin alt alta değil, yan yana koyulanıdır.
Kadınların günü:
1- konken günü olanlar
2-altın günü olanlar
3-yasin günü olanlar
4- ilk üç şık hariç, HER günü olanlar
devamı BURAda
"Bence durum budur"
zihni
4
-Ya "SEN"ce?
bu kısa filmi izleyelim ve birlikte düşünelim.
yönetmen : Hasan Tolga Pulat senaryo : Tuncay Tunca - Hasan Tolga Pulat oyuncular: ekim ekemen, esra yurtsever, emre kavuk, melek ekemen...
BURADA "Gülümsemenin Enerjisine Tetiklenmek" başlıklı yazımızda,
“Gerçek gülümsemenin resmini yerli ve yabancı sitelerde bulamadım. Demek, gülümsemek kolay olsaymış, ayaklara düşermiş” demiştim.
"Gülümseme"nin resmi ayaklara değil ama, yüreklere düştüğü kesin.
Bu film yalnızca gülümsemeyi değil, aynı zamanda AHLAK kavramını da kapsamlı düşünmeyi tetikledi.
Sevgili Aysema Öğretmen, “Ben en çok "farkındalığı tetiklemek" sözünü sevdim.” demişti.
Bu filmin her karesi (ya da aşaması), bir başka FAYDA'yı tetiklemesi açısından tırnak içindeki deyimi onaylıyor.
Başkasına yapılan bir "fayda"nın karşılığı maddi değilse, ona İYİLİK, maddi ise "görev" deriz. Oysa iyiliğin karşılığında mutluluk duygusu da bir FAYDA değil midir?
Ahlakın kökeni nedir? diye sorulur:
Dindarlara göre "cennet ödülü" ya da Tanrı korkusunun davranışlarımıza yansıması olarak bilinir.
R. Dawkins'e göre,
Evrimin doğal seçilimle işlediğini açıklayan Darwinci görüş, sahip olduğumuz iyilik, ahlak, namus, duygudaşlık ve merhamet gibi eğilimlerimizi açıklamakta yetersiz kalır. Doğal seçilim açlık, korku ve cinsel arzuyu kolayca açıklayabilir ki bunların hepsinin sağ kalmak ya da genlerimizin korunmasında doğrudan payı vardır. Fakat yetim bir çocuğu bir kenarda ağlarken fark ettiğimizde, yaşlı bir dulun yalnızlığına ve umutsuzluğuna tanık olduğumuzda ya da acılar içinde inleyen bir hayvanı gördüğümüzde hissettiğimiz iç burkucu merhamet hissi hakkında ne düşünmeliyiz?
İçimizdeki bu “Merhametli Kimse” nereden gelir?
"İyilik, 'bencil gen teorisiyle uyumsuz değil midir?"
"cennet" bencil genin bir isteği olamaz mı? İsmail Peygamber'in, cennete gitmek (Allah emretti diye) oğlu İsmail'i "bıçakla kesme" girişimi (sonradan yerine bir koyun verildiği söylenir) ahlakın neresine konulabilir?
Bencil gen bir doğal seçilim biriminin (örnek, kişisel çıkar birimi) bencil bir organizmayı, bencil bir grubu, bencil bir türü ya da bencil bir ekosistemi işaret ettiğini düşünemeyiz çünkü bencil olan sadece gendir. Organizma, grup organizma ve türIer kendilerinin birebir kopyalarını türetmez ve kendini kopyalayan varlıkların havuzunda rekabet etmezler.
Genler beslenmek için bencil davranmak zorunda, organizmadaki kollektif işlevde "dayanışma" içinde bencillikten uzaklaştığını anlıyoruz. Vücudun organları kendi işlevlerini yerine getirirken, örneğin mide yiyecek hamlesini yapabilmesi için göz, el, diş.. gibi organların dayanışmasına ihtiyaç duyar.
Ahlak için bir başka söz:
ZİZEK'İN Paralaks TÜRKÇE BASKI İÇİN ÖNSÖZÜ’nden idefix e-postasından
Bana sık sık soruyorlar: kitaplarınızda nasıl bir etik savunuyorsunuz? Bütün hepsinde ortak olan bir etik tutum var mı?
İşte yanıtım: evet, var, ahlaktan yoksun bir etik savunuyorum – ama Nietzsche'nin bizi kendimize sadık kalmaya, iyinin ve kötünün ötesindeki seçilmiş yolumuzda ısrar etmeye çağıran ahlaksız etiği değil.
Ahlak, benim diğer insanlarla olan ilişkilerimin simetrisiyle ilgilidir; onun sıfır seviye kuralı "benim sana yapmamı istemediğin şeyi bana yapma"dır; etikse, tersine, benim kendimle tutarlılığımla, kendi arzuma bağlılığımla ilgilenir.
Fakat, etikle ahlakı ayırmak için tümüyle farklı bir yol daha var:
Friedrich Schiller'in naifle duygusal karşıtlığı çizgisinde bir yol. Ahlak "duygusaldır," ötekilerini (sadece), ötekilerinin gözüyle kendime baktığımda, iyi olan kendimi sevmem anlamında içerir; etikse, tersine, naiftir – yapmam gereken şeyi yapılması gerektiği için yaparım, iyiliğim yüzünden değil. Bu naiflik düşünümselliği dışlamaz – hatta ona, insanın yaptığı şeye karşı soğuk, katı bir mesafesi olmasına izin verir.
BENLİĞİMİZ SAYGIN ama BENCİLLİĞİMİZ ASLA…
"Bence durum budur"
zihni
3
-Ya "SEN"ce?
28 Aralık 2008'de Dilek Öğretmen Mimlemişti. "En kısa zamanda baş üstüne demiştim ama, "yükün ağırı geç gelirmiş" öz deyişine sayacağından ve bu gecikmeden dolayı beni bağışlayacağından eminim. Çünkü O herşeyden önce bir Öğretmen:)
Verdiği değerden ötürü O'na teşekkür ediyorum ve ilgili resimlerin birazcığını BURADA (davetiyeli olarak) ilgilerine sunuyorum.
Alttaki yazı bir özet olup, Hatay Gazetesinde "dizi yazı" olarak yayınlanmıştı.
"Bence durum budur"
zihni
9
-Ya "SEN"ce?
Biberden başka acı,
heyecandan başka sancı görmeyesin
Kafana birşey takacaksan eğer,
o tokadan başka birşey olmasın.
Çok sayıda yılbaşı görmek umut değil,
çok sayıda gülümseme nedeni olacak günler önemli.
Her yılbaşında hayata dair yeni, yıllık proje üretmediysem
Yıl başı akşamında neyi kutladığımı merak edebilirsiniz.
Yeni yılda ölüme bir adım daha yakınlaşıtığımıza mı eğleniyoruz,
"Sürüden ayrılanı kurt kapar"a koşulsuz desteğe mi?
Her yeni yılda benliğimi rektefeye sokamadıysam,
Pasımın üzerideki boya kaç yılbaşı görebilir ki!
"Yeni" pankartını yılın bağrına değil,
Geriden ileriye atabildiğimiz farka yapıştırmalıyız.
zihni ö.
"Bence durum budur"
zihni
3
-Ya "SEN"ce?


"Bence durum budur"
zihni
14
-Ya "SEN"ce?

ya tutarsa?
"Bence durum budur"
zihni
22
-Ya "SEN"ce?
BANA BİR KOCA
Ezginin Günlüğü-Bana bir koca lazım (demiş).
Havaların soğumaya başladığı şu günlerde, “insanoğlu-kızı”nın, doğal gaz zammı ve global krizin kışkırtmasıyla, şeytan…...
Boş verelim şimdi şeytanı da,
Parça adeta GÜLÜMSEMENİN KLİBİ olmuş.
Bir alt yazımızda, “gülümsemenin” resmini ararken, gülümsemenin klibini bulmuş olmak gülümsetti doğrusu. O halde, gülümseme krizi devam ederse bu hafta, sebebi bu klip olacaktır:)
Bu müziği ilk kez dinlediğimde, Gerçek (yaşanmış) bir öykü geçti aklımdan.
Tarımın sanayiye peşkeş çekilmeye başlandığı ilk yılların politikası sonucunda,
köy delikanlılarını fabrikaya işçi olarak aldıkları zamanın bir öyküsü.
-Düzenli bir maaşı var adamın. Beyaz eşyaların (çamaşır makinesi, buz dolabı tv. vs) yeni çıktığı zamanlar... artık çeyiz dizerek evlenme vahtı geldi de çattı. Köylü kızı artık işini makinelere yaptırıyo, tüm zamanlarını gocasına ayırabilmenin lady’liğini yaşamak ne gözel.
Adam bu durumda zevkten dört köşe; ama, bir süre sonra kadıncağız hamile kalınca, adamın köşeli keyfi, köşeli jeton olur! Unutkanlık, kararsızlık…kirli çamaşırlar, bulaşıklar, işe geç kalmalar!!!!... keyif kaçmış, "avratsızlık tak demiştir" artık.
Aralarında tecrübeli arkadaşlar var ya aynı yoldan geçilmişti zamanında. Onların bir fikri alınmalı.
Bir çay sohbetinde, bu konuyu arkadaşlarına açmaya karar verir.
Arkdaşlar, benim avrat hasta (hamile) işler birikti, evleneli 5 yıl oluyo; 5 binlira para da biriktirdim; bu parayla bir avrat daha mı alsam, bir otomatik çamaşır makinesi çıkmış ondan mı alsam? Hangisi daha ucuz acaba?
Arkadaşları fayda-maliyet ilişkisini enine boyuna tartışırlar, “bir avrat daha alınmasına” karar verirler.
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Ara sokakta yürürken, 14 yaş civarı bir çocuğun bana doğru ilgisi ilgimi çekti.
Hayır, ben O’nun ilgisini çektim; hayır o, hayır ben… hayır…
her neyse, çekiştik işte….
Bir anda oyununu terk edip, YILIŞIK bir görünümle bana doğru yaklaştı…
Acaba “spastik engelli” miydi?
Hayırdır inşallah!
Bu yaklaşımın tonunda bir ısrar vardı ki,
Israr-esrar-esrarengiz…
diyalog farz oldu artık.
-Adın ne?
-Cengiz…
Yoksa geçenlerdeki gibi,
“abi bir liran var mı? iki gündür açım da…!!”
diyen adamın “geçim sıtratejisi”yle mi buluşmuştum?
Günde 20 kişiden istenen 1 lira, garantili yövmiye doğrulturdu,
hiç kimse 1 liracığın yorumunu da yapmazdı… gibisinden düşünmüştüm.
Ama, 20 kişiden kaç kişinin aklına gelirdi o ünlü Çin Atasözü?
“Bana balık ikram edeceğine, balık tutmasını öğret”
Tabi bir kereye özel (gerçek açlık olasılığına karşın) yemeğini de yedirerek.
Hayır efendim, yanılmışım, “bu yılışık çocuk” başka meramı dillendiriyordu:
-Abi, sen hasta mısın?
-Öyle mi görünüyorum?
-He abi, çirkin görünüyon; aha hastane şurada yakın…
Farkındalığa tetiklenmekti bu.
-Yok Allaha şükür, hiçbir derdim sıkıntım yooookk (memleketin derdinden başka).
-O zaman gülümsemeyi öğren abi; suratın çok asık!
-Kurusun diye asmıştım ama kuruturken yakmışım demekJ)
Gerçek şu ki, Çocuğun alnından öpmek geldi içimden ama,
elini dostça sıkmakla yetinebildim.
Gerçek gülümsemenin resmini yerli ve yabancı sitelerde bulamadım.
Demek, gülümsemek kolay olsaymış, ayaklara düşermiş.
* * *
Tebessüm:GÜLÜMSEME:
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Tebessüm veya gülümseme, fizyolojide özellikle ağzın iki kenarındaki ve gözlerin çevresindeki kasların hareketiyle oluşan bir yüz ifadesidir. Gülümseyen bir simaya veya sık sık gülümseyen bir kişiye mütebessim veya güleç denir.
İnsanlar arasında özellikle zevk ve eğlencenin ifadesi olsa da, istemsiz (gayri ihtiyari) olarak endişenin (anksiyete) ifadesi de olabilir. Gülümsemenin kültür farkı gözetmeksizin, belirli uyarıcılara (stimulus) verilen normal tepki olduğuna dair birçok kanıt mevcuttur. Çoğunlukla gülümsemenin nedeni mutluluktur. Birçok çalışma gülümsemenin doğuştan gelen bir tepki olduğunu, ve hatta insan ceninlerinin (fetüs) gülümsediğini göstermektedir; yine de vahşi çocukların genellikle gülümsemediği bilinmektedir, bu var olan tezlere karşıt delil olabilir.
Hayvanlar arasında, dişlerin gösterilmesi, gülümsemeye benzese de genellikle tehdit etmek için yapılır veya teslim olma işaretidir.
Gülümsemek sadece yüz ifadesini değiştirmez, beynin fizik ve duygusal acıyı azaltan endorfinler üretmesine neden olur ve böylece esenlik hissi verir.
"Bence durum budur"
zihni
10
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
4
-Ya "SEN"ce?
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Fikir ve inançların YOKSULLUK kavramıyla bağıntısı.... demiştim.
Bir alttaki yazının devamı yazılacakken, yukardaki ilan düştü kucağımıza bir rastlantı olarak.
YOKSULLUK konusunu işlerken, birkaç gün sonra YOK olduk.
YOKSULLUKLARIN NEDENİYLE BÖYLE YOK EDİLMENİN (Düşünce üretmenin)
YASAKLANMASI ARASINDA da BİR İLİŞKİ VARDIR.
Klasik deyimle, "Burası Türkiye"... ama, aniler kısa süreli şok yapar;
geleceğini biseniz bile bu böyledir!
"Bence durum budur"
zihni
0
-Ya "SEN"ce?
Blog’larda bu günden başlayarak “YOKSULLUĞU işleme haftası ilan edilmiş.
NTV
Kısa bir giriş ile başladıktan sonra, geniş açılımlarını daha sonra yapmaya çalışacağım:
Fikir ve inançların YOKSULLUK kavramıyla bağıntısı:
* Kapitalizm: Sınırsız servet biriktirme tutkusunun ideolojik sistemi.
* YOKSULLUK=Kapitalizmin ve onun tarihteki kökenlerinin toplum üzerindeki egemenliğinin zorunlu sonucu.
* Din’ler, yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine, “sadaka sistemi”yle birçeşit yoksulseviciliği yapan, yoksulları, “cennet puanı kazandıran işletme” olarak algılayan bir anlayış.
* Komünizm:Kapitalizmin,ve doğal entropik dengesizliğin insanlık üzerindeki bütün lekelerini temizleyene kadar TOTALİTER, sonra totaliter devletini intihara zorlayacak ve yeryüzündeki tüm ekonomik değerleri sadece MUTLU olmaya harcayacak (ütopik) bir ideoloji.
Sosyalizm:Toplumu oluşturan bireylerin, üretim-tüketim süreçlerindeki fırsat eşitliğinin garantisi ve bu garantinin üzerine kurulmuş olan sosyal yaşam.
Devamı olacak
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Blog yazarlığı doyuma ulaştı mı ne?
Bilmem! Bana da öyle gibi geliyor.
Ama neden; iyi esiyordu beyin fırtınaları?
"Bence durum budur"
zihni
11
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
10
-Ya "SEN"ce?
1 Temmuzda yürülüğe girecek olan Elektrik zammından dolayı, elektrik-ampul ilişkisini bir sorgulayalım dedik. UYGARLIK-EKONOMİK-POLİTİK düzeyimizin altında gizlenen anlayışları görmeye çalıştık.
Buyurun, AMPUL-ZAMPUL HİKAYESİ:
Doğru Aydınlatma: gözü yormayan, kamaşma yapmayan, aydınlatılacak ortam için doğru renkte ve doğru miktarda seçilmiş ışık kaynağı kullanılan ve dekoratif bir biçimde tasarlanmış bir ışıklandırmadır.
Ayrıca, doğru ampulün, "Armut-Ayı" ilişkisine çanak tutmaması gariban tüketici lehine önemlidir.
Tungsten flamanlı ampullerin harcadığı enerjinin %10'u ışık, geriye kalanı ısı olarak harcanır. Bu ısı temmuz ayında "Türban-pardesü" sıcağıyla, laik-antilaik kaynamasına dönüşebilir. Geriye kalan %10'luk ışık ise, "aydın-cahil" sürtüşmesinde kullanılmaya yetmeyecektir.
Kurulan bir siyasi partinin seçtiği "adınlanma" simgesinin özellikleri, aynı zamanda toplumun hangi ekonomik diliminde yaşayanların işine yaradığının da göstergesi olur.
Elektriğe yapılan %21'lik zam %9 enflasyonu sırtından hançerliyor ama, önemli değil, armut ışığında bunu gören az çıkar. Önemli olan şey, bir şekilde ortalığı ısıtarak, bulanık havada, yeni bir tür renkte sermaye sınıfı yaratmaktır.


RAkamlarla Elektrik kazığı: http://haber.sol.org.tr/mansetler/820.html
"Bence durum budur"
zihni
15
-Ya "SEN"ce?
"...böyle hafif sakin melankolik." bir isteği oldu sevgili Ebru'nun. Saman alevinin yangınında tavlanan yüreği yaz demeye getiriyordu sanki...
Melankoli (melankolia); mutsuzluk, yalnız kalma istediğir.
‘’Melankoli, hüzünlü olma mutluluğudur.‘’ - Victor Hugo (Wikipedi)
"Hüzünç" süzcüğünü Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay'dan ilk duyduğumda, ilk işim bu sözcüğün daha önce kullanılıp kullanılmadığını aramak oldu. (Google'da) birkaç kıytırık cümle arasında geçse de yerleşik bir sözcük olmadığı anlaşılıyordu.
Ümit Zileli-M.Balbay ile söyleşirken, ABD'nin AKP'yi artık gözden çıkarabileceğini, AKP'yi İran'a saldırma konusunda, Irak'a saldırmada kullandığı kadar kullanamayacağını anlatıyordu.
ABD'nin, Türkiye cephesinden İrana saldıramayacağını SEVİNÇle karşlarken, yerine başka bir "piyon" yaratabileceğini düşünmek HÜZÜNLE karşılanıyordu.
Sevinç ile hüzün bir araya geldiğinde, "HüzünÇ" ile özetlenebilirdi. Melan-koliyi kolileyip depoya atabilecek bir sözcük türetilmişti artık.
Politikadaki sevinç ile hüzünden melankoli çıkarılamazdı kuşkusuz.
"Seni seviyorum ama kavuşmamıza aşılamaz engeller var"
kıvamında limon kokulu bir cümle bırakıldığında geriye,
sevilmeye değer birinin,
irade dışındaki bir olguyla,
tarihe gömmekle başlayan bir duygu,
yerini melankolik bir duruma bıraktığında,
hüzünç dalgası aşk rıhtımını dövmeye başlanmıştır artık.
Dalga kayadan birşey koparamasa da, altındaki toprağı için için oymayı sürdüreceği kestirilemezdi ki o zaman!
Yürekten kopan üç damlalık hüznün üzerine, sevildiğini hissedişin izdüşümündeki iki damla sevinci eklediğimizde, artan bir damlalık hüznün yakmadığını sanıyoruz.
Ama, saman ateşi gibi içinden yürüyen köz, zararın farkını yürek yorgunluğu masajına döndürüyor adeta..
Çevreniz tarafından standart yaşam algısının dışına taştığınız farkedildiğinde, köşeli parantez içine alınıveriyorsunuz.
İşte o zaman başlıyor yalnız kalma isteğinizi "hüzünç" olarak ifade etmeye. Karmaşık ve de sarmaşık duyguların özeti olarak arşivinize yerleşiveriyor o.
Sevgiliye kavuşamamaktan hüzünçlü, aynı zamanda kalbine bağışıklık kazandıran Fuzuli, sevgilisini yanında görünce, "çıkarın şunu odamdan, onun hayali yetiyor bana" diyerek, melankolizmi Divan Edebiyatına aşılıyordu...
"Bence durum budur"
zihni
15
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
Amerika’da “Mortgage krizi”, “peyk”indeki ülkeleri de krize sokmuş!
( kötü kader!..)
Tabi ki öyle olacak, alçakta durursan, ağzına girenin değil, kıçından çıkanın kokusunu duyarsın.
Nedense,
Amerika’daki işçilerin, siyahların, kırmızıların, esmerlerin “krizleri” hiçbir ülkenin “iş adamlarını” krize sokmuyor!
Bizde krizlerin yaşamasında birilerinin çıkarı varsa onun adına “canavar” derler: enflasyon canavarı, terör canavarı, trafik canavarı..yani, yakasından tutulacak olan adres kendileri değil, canavarlardır.
Küresel kriz de çift başlı canavara benzer:
1-Mortgage ekonomik
2-Kuraklık krizi …
Bir bankanın bir başka bankadan ya da borsadan paralarını çekmesiyle (ABD'de böyle olmuş) dünya ekonomisi sallanıyorsa,
Bunun yansıması olarak, sadece yoksulların başı sallanır.
Buna karşılık hiçbir soygun, yolsuzluk, kara para, sömürü mekanizması.. gibi olaylardan hiçbir yoksul olumsuz etkilenmez. (nah etkilenmez demelisin içinden)
Atmosfer tabakasının delinmesiyle kutuplardaki buzların erimeye başlaması arasında kuraklık ilişkisi kurulur.
Buzların erimesi, sıcaklığın artması ve bunlara bağlı olarak KURAKLIK ve sonucunda gıda kıtlığının baş göstermesi....
Ne yapmalı bu durumda?
Elbette piyasa ekonomisi kuralları işletilmeli, yani, yaşama dair her şeyi birkaç misli pahalıya tüketilmeli. Bunun diğer ayağı ise, ücret ve dar gelirlerin düşürülmesi olmalı.
* * *
Durum o kadar karmaşık mı dersiniz?
Bence işin püf noktası “kerizlik”te yatıyor.
"Küresel Kriz" dedikleri olayın asıl adının "kapitalizmin 4. bunalım dönemi" olduğunu işaret eden düşünürlerin öngörüleri önemsenmelidir.
Küresel kriz servet stokçularının kar akışını yavaşlatmaktan öteye bir risk daha taşıyor (kendilerine göre): köle-efendi ilişkisinin sorgulanması olasılığı...
"küresel krizin düğümü nasıl çözülür" diye bir anket koyduk yan tarafa. Bu ankete, 9 değerli konuk cevap vermiş:) Onlara teşekkür ediyoruz.
"küresel krizin düğümü nasıl çözülür"?
a- Yoksullarıntırnakları uzarsa :%11
b- G 8'lerin G noktsına çomak sokulursa:%11
c-Krize neden olanları Sosyalizm çarparsa:%22
d-küresel kriz kördüğüm olmuş, çözülemez:%55
* * *
başlıkta olduğu gibi asıl amaç "kriz-keriz" ilişkisinin nüvesini dağıtmaktı.
Marks ve Engels, kapitalizmin birkaç kalp krizinden sonra öleceğini demişti de çoğu keriz inanmamıştı... (kendileri bilir)
Biraz da alıntı:
"Kapitalizmin
1. bunalım dönemi yaklaşık 18 yıl,
2. bunalım dönemi 27 yıl sürmüş,
3. sü ise 1945'den bu yana devam etmektedir.
3. bunalım döneminde emperyalist ülkeler sosyalist sistemin varlığını kendilerini tehdit edici unsur olarak gördüklerinden aralarındaki çelişkiyi yumuşatarak, uzlaşmacı, entegrasyoncu bir tutum takındılar. Kendi aralarında çıkabilecek bir savaştan, askeri çatışmadan kaçındılar."
"Emperyalist dönemde temel anlamda 3 büyük çelişkiden bahsetmek mümkündür.
Birincisi; emek-sermaye çelişkisi, yani proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi.
İkinci çelişki; çeşitli tekeller, finans grupları ve emperyalist devletler arası çelişkiler, yani emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkiler.
Üçüncüsü ise; emperyalistlerle sömürge halkları arasındaki çelişkiler."
Eee? nolacak bu çelişkiler varsa?
Bu kadar çelişkiyi sırtında taşımak ahmaklık değilse, ayağının altında köle görme sadistliğinden başka birşey olamaz. (günümüzde köleliğin ortadan kalktığını değil, sadece şekil değiştirdiğini unutmayalım)
* * *
Son olarak, Z. Ö.'den (K)özlü sözlerle bitirelim:
-Krizler bağırsaktaki gaz sıkışmasına benzer, vücudu terk etmedikçe sancısı bitmez.
-Krizlerin varlığı kerizlerin çokluğuna bağlanabilir ancak.
-ÇANTADA KEKLİK olan kerizlerin ekonomik-kredi notu (arada bir) yükseltilir.
-Engin eşeğe çıkan çok olur.
zihni örer
"Bence durum budur"
zihni
1 -Ya "SEN"ce?
Tren gelir hoş gelir,
ley ley, limi limi ley.
İçi dışı boş gelir,
Limi limi güzel gel bize.
"limi" ve "ley" kelimelerinin anlamı Türkçe sözlüklerde bulunamadı. Olsuuun, ülkemizde her şey anlamlı olmak zorunda mı ki?
* * *
Bektaşi'nin biri, kafayı hafiften firiklemiş,
"batsın bu dünya" şarkısını söylüyormuş durmadan.
Arada bir de, notasız, "batsın bu dünyaaaaa" diye de bağırıyormuş.
Başbakan'ımız Tayyip Erdoğan bunu duymuş, yanına çağırmış Bektaşi Hoca'yı.
-Söyle Hocam, "neden batsın bu dünya"?
Hoca, "batsın tabi ki, belki altı üstünden iyidir"
demiş.
İstanbul emniyet müdürü de oradan geçiyormuş o an,
"hoca sen gomonist misin, yoksa ergenekon çetesi üyesi mi..?" (görüldüğü gibi "hoca" kelimesi Bektaşi'ye atfedildiğinden küçük harfle söylenmiş)
-"Neden soruyorsun müdür bey?"
-"Ne bileyim, KAOS yaratıyorsun da ŞU GÜLLÜK GÜLİSTANLIK VATANIMDA?"
"Hee ya" demiş Hoca, "sadabad bahçesinde durum öyle, sen gel bir de, bizim pencereden bak sıkıyorsa...."
* * *
Sağcı ve solcunun aşk hakkındaki anlayışları tartışılıyordu. (adını hatırlayamadığım) bir dost dedi ki,
-Solcunun aşkı olmaz, hesabı olur.
etkili bir vurguydu, yarım saat düşünülmeliydi bu sözün felsefi çerçevesi...
-Düşünüldü, karar verildi:
OYSA SOLCULUK TA AŞK GİBİ KALBİN OLDUĞU BÖLGEDEN ATARdı (hem de atardamardı)
Yani göğsünün sol yanından...
* * *
Yandaki anketimizde görüldüğü gibi, küresel felaketin alarm çanlarını öttürdüğü bu sıralarda insanlığı, açlığın beklediğini haykırıyorlardı.
Bunun açıklaması özetle şu idi, "kişi başına düşen gıda miktarı azalacak."
Gıdaların azalacağı bir döneme denk getirilen "ÇOK Çocuk YAPIN" pompalamasında bir hikmet olmalı? Ama ne?
* * *
Mazot fiyatlarıyla mazotlu araç vergilerini birlikte artırmanın sonucu ne olabilir?
Cevap:Araçtan kaçamak ( satmak) istersiniz, alıcı adayı da sizin gibi düşündüğünden, almaktan vaz geçer. Yani satamazsınız. Kullanmak zorundasınız, vergi yükü altında inlersiniz. Hurdalığa atsanız, içinde dop dolu alın teriniz gidecek!
Yaninin yanisi, köşeye sıkıştırıldınız, çünkü, yukarıdakiler halkını ÇOK SEVİYOR.
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
Küba Tv'den:(görüntü kastığından kaldırıldı)
Göz kamaştıran küçük oyuncaklarla yoksullarımızın ruhları ipotek altına alınadursun, Küba ile Türkiye'de yaşam farkına bir göz atalım.
Kübalıyı kıskanmamak elde değil. Onur farkıyla ileride olmak bile çok şey.....
* * *
KÜBA'DA HAYAT
arşivimden
Yarım yüzyıldır süren katı bir ambargo ve ekonomik rekabet koşulları altında, Küba’daki okur yazarlık oranı bir yılda, diğer Latin Amerika ülkelerinin ve ABD’nin kırk yıldır ulaşamadığı bir seviyeye yükseltildi. Ülkenin çocuklarının %100’üne ücretsiz eğitim sağlandı. Okullardaki devamlılık oranı yarımküredeki en yüksek seviyedir; bu oran anaokulu ve dokuzuncu sınıf arasında %99’dur. Ortaokul öğrencileri, anadil ve matematik bilgisi alanında dünyada birinci sırada gelmektedir.
Ülkemiz aynı zamanda, dünyada, en fazla öğretmen ve sınıf başına düşen öğrenci sayısında da birinci sıradadır. Fiziksel veya zihinsel yetenekleri olan bütün öğrenciler bu alanlara özel okullara alınır. Bilgisayar eğitimi ve görsel-işitsel metotların kullanımı, hem şehirlerde hem de köylerde bütün çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin hizmetine sunulmuştur.
Dünyada ilk kez, daha önce eğitim almamış ve çalışmamış, 17-30 yaşları arasındaki bütün insanlara, bir yandan maddi destek verilirken diğer yandan yeniden eğitim görme fırsatı tanınmıştır. Bütün vatandaşlarımız, anaokulundan doktora eğitimine kadar her tür eğitim hizmetini tek kuruş ödemeden alabilmektedir.
Bugün ülkemizdeki üniversite mezunu, aydın ve profesyonel sanatçı sayısı Devrim’den öncekinin 30 katıdır.Bugün ortalama bir Küba vatandaşı, en az 9 yıl eğitim almaktadır. Kasıtlı cahil bırakma diye bir şey Küba’da yoktur. Ülkenin dört bir yanında sanatçıların yetiştirilmesi için kurulmuş sanat okulları ve buralarda çalışan sanat öğretmenleri vardır; bu okullarda 20,000’den fazla genç insan yeteneklerini geliştirmektedir. Bunun aynını on binlerce genç insan meslek okullarında yapmakta ve sonra da profesyonel eğitimine devam etmektedir. Üniversite kampusları giderek ülkenin bütün kasabalarına yayılmaktadır.
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir eğitsel ve kültürel devrim olmamıştır, Marti’nin “kültür olmadan özgürlük olmaz” inancına da sadık kalarak, yakında Küba bilgi ve kültür alanında dünyadaki en iyi dereceye ulaşacaktır. Ölü bebek doğumu oranı binde 60’tan, binde 6 – 6.5 seviyesine düşürülmüştür. Bu oran, Patagonya’dan ABD’ye, yarımküredeki en düşük orandır.
Ortalama yaşam süresi 15 yıl artmıştır. Çocuk felci, sıtma, neonatal tetanos, difteri, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, boğmaca, dang gibi bulaşıcı hastalıklar yok edilmiş; tetanos, meningokok menenjit, hepatit B, homofil menenjit ve tüberküloz tamamen kontrol altına alınmıştır. Bugün ülkemizde başlıca ölüm nedenleri çok gelişmiş ülkelerle aynıdır; kadiyovasküler hastalıklar, kanser, kazalar ve benzeri, ancak bizde daha az vaka görülmektedir.
Önemli bir yenilik de çok yakında yapılacaktır; tıbbi hizmetler halkımıza daha yakın yerlere taşınacak, sağlık merkezlerine giriş kolaylaştırılacak, böylece daha fazla hayat kurtarılacaktır.
Genetik, doğum öncesi veya doğum sırasındaki nedenlerden kaynaklanan sorunları en aza indirmek için yapılan araştırmalar sürmektedir. Küba bugün, kişi başına düşen en fazla doktor sayısına ve en yakın takipçisinin iki katı kadar doktora sahiptir. Araştırma merkezlerimiz, en ciddi hastalıkların tedavisini bulmak için aralıksız çalışmaktadır. Kübalılar dünyadaki en iyi sağlık sistemine sahiptir ve ilerde de bütün sağlık hizmetlerini ücretsiz almaya devam edeceklerdir. Sosyal güvenlik halkımızın tamamını kapsamaktadır.
Küba’da insanların %85’i ev sahibidir ve bunun için vergi veya benzeri bir şey ödemezler. Geri kalan %15 sembolik bir ücret olarak, maaşlarının %10’unu ödemektedir. Yasadışı uyuşturucu kullanımı nüfusun önemsiz bir kısmını içermektedir ve bununla kararlı bir biçimde mücadele edilmektedir.
Kimsenin umudunu şansa bağlamaması için piyango ve bunun gibi kumar oyunları Devrim’in ilk yıllarından itibaren yasaklanmıştır.Küba televizyonlarında, radyolarında veya yazılı basınında hiçbir ticari reklam yayınlanmaz. Bunun yerine, sağlık, eğitim, kültür, beden eğitimi, spor, hobiler, çevreyi koruma ile ve uyuşturucu, trafik kazaları ve diğer sosyal sorunlarla ilgili anonslar yapılır.
Bizim medyamız eğitir, zehirlemez veya yabancılaştırmaz. Bizim medyamız ahlaksızca tüketen toplumları yüceltmez. Heykeller, resmi fotoğraflar, sokak veya kurum adları gibi yaşayan devrimcileri kültleştirme gibi bir şeye rastlanmaz. Bu ülkenin liderleri insandır, ilah değil.Bizim ülkemizde, paramiliter güçler veya ölüm timleri yoktur, insanlara karşı şiddet asla kullanılmamıştır. Yargısız infazlar veya işkence gibi şeyler asla söz konusu değildir. Bu ülkenin insanları daima kitlelerle Devrim’in getirdiği yenilikleri desteklemiştir. Bugünkü kutlama da bunun kanıtıdır.
Bugüne kadar başarılanlar açısından ülkemiz dünyanın geri kalanından aydınlık yıllarla ayrılır.
Yurtiçinde ve yurtdışında insanlar ve halklar arasında kardeşliği ve dayanışmayı destekliyoruz.Yeni kuşaklar ve bütün insanlar çevreyi koruma gerekliliği konusunda eğitiliyorlar. Medya, çevre bilinci aşılamak için kullanılıyor.
Ülkemiz, kültürel kimliğini inançla savunuyor, bir tarafın iyi niteliklerini kültürüne katarken bozucu, yabancılaştırıcı ve aşağılayıcı olan her şeye karşı da savaşıyor.Sağlıklı bir toplumun geliştirilmesi, amatör sporun teşvik edilmesi, halkımızı madalyalar ve takdirlerle dünyanın en üst sıralarına taşımıştır.
Halkımızın ve tüm insanlığın hizmetinde olan bilimsel araştırmalar, birkaç yüz katına çıkmıştır. Bu çabaların sonucunda, önemli ilaçlar Küba’da ve diğer ülkelerde hayat kurtarmaktadır. Küba asla biyolojik silah geliştirme girişiminde bulunmamıştır, çünkü bu bizim geçmişte ve gelecekte bilimsel personelin eğitiminde temel aldığımız ve alacağımız ilkelerle ve felsefeyle tamamen çelişir.
* * *
TÜRKİYE VE BAZI ÜLKELERDE GELİR DAĞILIMI:
Kaynak:http://www.turkforum.net/showthread.php?t=78410
Türkiye, gelir dağılımındaki adaletsizlikte, OECD ülkeleri arasında Meksika ve ABD'nin ardından üçüncü sırada yer aldı. En zengin yüzde 10'luk kesimin toplam gelirin üçte birini aldığı Türkiye'de en fakir yüzde 10'luk kesim ise gelirin yüzde 2.3'üne sahip.
Dünya Bankası'nın Dünya Kalkınma Göstergeleri 2005 raporunda yer alan verilere göre, Türkiye'de nüfusun en yoksul yüzde 20'lik kesiminin gelirden aldığı pay yüzde 6.1'de kalırken, en zengin yüzde 20'nin aldığı pay ise yüzde 46.7 düzeyinde seyrediyor.
Yüzde 10'luk dilimde fark 13 katYüzde 10'luk dilimlere bakıldığında ise daha çarpıcı bir sonuç ortaya çıkıyor. Türkiye'de nüfusun en yoksul yüzde 10'u gelirden yüzde 2.3 oranında pay alırken, en zengin yüzde 10'un aldığı pay ise yüzde 30.7'ye çıkıyor. Yüzde 20'lik dilimlerin karşılaştırılmasında 7.6 kat olan en yoksul ve en zengin kesim arasındaki gelir farkı, yüzde 10'luk dilimlerin karşılaştırılmasında 13 kata yükseliyor.
ABD'de gelir dağılımı daha bozukABD 40.8 olan Gini katsayısıyla gelir dağılımı Türkiye'den daha bozuk ülkeler arasında yer alıyor. ABD'de nüfusun en yoksul yüzde 10'u gelirden yüzde 1.9, en zengin yüzde 10'u ise yüzde 29.9 oranında pay alıyor. Türkiye, dünyanın en büyük ekonomilerinin üyesi olduğu OECD içerisinde de Meksika ve ABD'den sonra gelir dağılımı en bozuk üçüncü ülke oldu.
Meksika'da fark 43 katMeksika 54.6 olan Gini katsayısıyla dünyada da gelir dağılımı en bozuk 16'nci ülke konumunda bulunuyor. Meksika'da en yoksul yüzde 10'luk kesim gelirden sadece yüzde 1 pay alırken, en zengin yüzde 10'un payı ise yüzde 43.1'e kadar çıkıyor. İki kesim arasında 43 katlık fark bulunuyor.
Gelir dağılımıyla ilgili verileri belli olan 69 ülke ise Türkiye'ye göre daha adil bir gelir dağılımına sahip bulunuyor. Bu ülkeler arasında Tanzanya, Tunus, Mozambik, Jamaika, Nepal, Ürdün, Mısır, Endonezya, Yemen, Burundi, Bangladeş gibi ülkeler de yer alıyor. AB geliri daha adil dağıtıyorDünya Bankası verilerine göre gelir dağılımı Türkiye'den daha bozuk herhangi bir Avrupa Birliği, AB'ye aday ya da Avrupa ülkesi bulunmuyor. Avrupa'daki ülkeler gelir dağılımının en adaletli dağıtıldığı ülke grubunu oluşturuyor.
Danimarka, 24.7 olan Gini katsayısıyla dünyanın geliri en adil dağılan ülkesi konumunda bulunuyor. Japonya ise 24.9'la Danimarka'yı izliyor. İsveç, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Norveç, Bosna-Hersek, Özbekistan, Macaristan, Finlandiya, Makedonya, Almanya, Slovenya, Ruanda, Ukrayna, Hırvatistan 30'un altındaki Gini katsayısıyla gelirin oldukça adil dağıldığı ülkeler olarak sıralanıyorlar.
"Bence durum budur"
zihni
0
-Ya "SEN"ce?
Mim gülünü, sevgili Edi’ye
"Bence durum budur"
zihni
13
-Ya "SEN"ce?
HABER: İtalyan gelin öldürüldü
İtalyan gelin ölü bulundu
Gelinlikle dünya turuna çıkan ve Türkiye’de kaybolan İtalyan Sanatçı Pippa Bacca’nın cesedi, Gebze’nin Tavşanlı Köyü Sarıbayır mevkiinde bulundu. Olayla ilgili olarak sabıkalı bir kişi gözaltına alındı
* * *

1-(İdam cezasına karşıyım ama) katil zanlısı "Murat Karataş" gibilerin sayısı -bizde- çoğalarak artıyorsa, örneğin 20 ytl'lik bir cep telefonu için gözünü kırpmadan insan öldürüyorsa; evlerde, sokakta, heryerde, ölümüne yapılan soygun ve bebeklere tecavüz sıradan olay haline geliyorsa,
"suçu", DÜZENSİZLİĞİ SERT ELEŞTİRMEK olan (sözde) "FİKİR SUÇLULARINA" devlet tarafından yapılan şiddet eylemi ve dışlanma-suçlanma cezası diğerinden tehlikeli bulunuyorsa,
suçlu kim?
2-(İdam cezasına karşıyım ama) Murat Karataş gibileriyle,Pippa Bacca'lar arasındaki genel fark, toplumları yöneten insanları seçerken dikkate alınmıyorsa, suçlu kim?
3-(idam cezasına karşıyım ama) tecavüze uğrayan kişi, bir ölüm borcunu hacizle ödüyor ama, tecavüzcü aslında asıl tecavüzü öcelikle kendi (olmayan) insanlığına yapıyor, sonra da sistemin insanlarına ulaşabilme yetenek ve anlayışına yapıyorsa, suçlu kim?
O kendini biliyor ama, O'nun da karakterinde tecavüz varsa, bu üç bilinmeyenli denklemi çözmek isteyeceğini düşünemiyorum!
İdam cezasına değil ama, idam cezasınının nedenlerini ciddiye almayan sistemlere karşıyım.
---------------------------
Konuyla ilgili dost linkler:
Cumhuriyet Forum
Gaykedi
Aslıberry
"Bence durum budur"
zihni
16
-Ya "SEN"ce?

Önce öptü sonra öldürdüİşsizlik bunalımı bir aileyi daha yok etti. Diyarbakır'da cinnet getiren adam kızlarından birini öldürdü, diğerini yaraladı. Sonra intihar etti.
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
Sevgili EDİ
MİMlendiniz... Çekiniz şimdi ordan bi' "alfabe" :P!!!her harfi sizde bi anlama yumruk atıyordur herhalde, e biz de bilek biz de görek gayrı :)
demiş.
sevgi ve saygılarımızı yollayarak, "baş üstüne" demişiz ve kolları sıvamışız.
"Bence durum budur"
zihni
9
-Ya "SEN"ce?

Ampulün iyisini kim yerse yesin de
Modelinin modasını bu fiyata,
Düzenzedelere katıksız yedirmeseniz?
diyorum.
Çağ arıyorcasına basıyorsanız,
Eşeğin sırtındaki semere,
"Daha gidilecek çook yolunuz var bence de.
* * *
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
KADIN HAKLARININ türbana İNDİRGENDİĞİ BİR ZAMANDA,
KADINlar gününüzü KUTLAMIYORUM.
Oysa temel haklarda ve güvenlikte eşitlik, yaşam mücadelesine verilen enerjide de eşitliği getirecekti.
Oysa, eşitler arasındaki aşk ve paylaşımın emeği de eşit, anlamlı ve kaliteli olacaktı.
Oysa kadının erkeği sigorta ve geçim aracı, erkeğin de kadını çocuk doğurma makinesi olarak görmesi son bulacaktı.
Oysa nankörlük edenleriniz çoğunlukta ve kazanılmış haklarınızı elinizden alan hükümnetleri koşulsuz besliyorsunuz. Size yarım hak verenle tam hak veren "sistem"e verdiğiniz destekte çelişkileriniz şaşırtıcı!...
Kusura bakmayın ama, bu yüzden, kadınlar gününüzü kutlayamıyorum.
"Bence durum budur"
zihni
13
-Ya "SEN"ce?
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
yeni belge:
soner yaçın araştırması, AKP üst düzey yöneticilerinin "kapatma" hikayeleri (türbanlama)
Aşağıdaki makalede, “türbana özgürlük” talebinin arkasındaki çelişkilerden söz ettik.
Birz felsefe yapmanın zamanı....
Bir kız, türbanı nedeniyle öğrenim hakkından yoksun bırakılmalı mıdır?
Bir de tersinden soralım:
Bir kız, öğrenim hakkını türbana kurban etmeli midir?
Özgürlük bir onurdur tabi ki. Ama mağdurun olaya özgürlük penceresinden değil, din penceresinden baktığı nı anlıyoruz. Evet, din de bir onurdur bazılarına göre.
Biri din cephesinde, diğeri özgürlük cephesinde, İki onur zıt kutupta nasıl durur ki? …
İşin püf noktası bu karmaşada yatıyor sanırım.
“Aşkım için her şeyimi veririm, özgürlüğüm için aşkımı da feda ederim” diyor düşünür.
Burada özgürlüğü getirecek olan şey “türban” mıdır, yoksa bilim-ilim sahibi olmak mıdır?
Bu ikilemden birine zorlandığınız durum için sorulmuş bir sorudur bu. Yoksa, türban takma isteğine dışarıdan engel olunuyorsa, bu özgürlüğün gaspıdır düpedüz.
Bu talebin, “masum bir türban takma özgürlüğü” ile, “dini yaşam biçiminin mevzi kazanımı” olup-olmadığını kamuoyu anlayabilmiş olsa, konuya türban (daha genel deyişle giysi) özgürlüğü çerçevesinden bakılabilir. İşte iki onurun barışabildiği nokta da burası olmalı.
Tartışmacı tarafların din ile bilimi karşı karşıya getirmeleri de rastlantısal bir ilginçlik kazanıyor. Bir çok platformda din ile bilimi barışık gösterme çabaları yüzeysel düzlemde seyrederken, türban tartışmalarında, farkında olmadan yapıldığını düşündüğüm tavırlarıda, bu ikilinin çatışması açığa çıkıyor.
Profesörlük kariyer ya da meslek sahiplerini, bilim-düşünce adamı olarak biliyoruz. Yani bu mesleğin asıl işlevi düşünmek, bulmak ve anlatmaktır .
Başbakanlığın asıl işlevi ise, organizasyon…
Başbakanın bir Profesöre, düşünce üretilen bir konuda SEN SUS, İŞİNE BAK diye azarlamasını, tarafların tartışma konusundaki taraftarlık misyonuyla değerlendirdiğimizde, “engizisyon mahkemesi” halinde görebiliriz. Yani, egemen olan kilisenin, Galileo’yu, “dünya dönüyor” dediği için mahkum etmesiyle eşdeğer bulunabilir.
* * *
A. Öcalan İtalya’da tutuklu bulunduğu sırada, Türkiye’de idam cezası tartışılıyordu. Avrupa parlamentosu Öcalan’ın idam edilmemesi için baskı yapıyordu o sıralar Türkiye’ye.
İtalya’da bir dergi: “ siz Apo’nun idamına insan hakları çerçevresinde karşısınız ama acaba Apo (kendisi) idam cezasına etik olarak karşı mıdır?” Diye soruyordu.
Aynı soruyu türban konusunda sorabiliriz:
Türban takma özgürlğünü istemek pek ala hakkınızdır, bu hakkınıza sonuna kadar saygı duyabiliriz de, acaba, arada bir de olsa, TÜRBAN TAKMA-MA özgürlüğünden yana mısınız?
Daha somut söylem ile: Üniversite kapılarında türban takarken, herhangi bir günde, “bu gün türban takmak canım istemiyor, hem havalar sıcak, hem de saçlarım güneş enerjisinden nasibini alsın” diyebilecek kadar özgürlüğünüz –ya da cesaretiniz- var mıdır?
Dini gerekçe açısından baktığımızda, hiçbir üniversite öğrencisinin, hem de bu çağda saç telinden tahrik olacağını düşünemiyorum. Ama sokakta ve taşrada bulunabilir bu kadar sapıklık.
Sorunun cevabı evet ise, tüm solcular ve sosyalistler, talepleriniz karşısında saygıyla eğilir.
İlim yapma hakkınız ve istikbaliniz açısından bunu önemsiyoruz.
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?
resmin üzerine "tık" deyin, ezenleri görün
ezilen sadece türbanlı kadın-kızlardır, şekilde görükldüğü gibi, ezenler, iktidar derdindedir. Her iki bakış açısında da kadının kaderi mutsuzluk
Üniversitelerde “türban yasağı”nı kaldıran yasanın tartışıldığı bu günlerde, anlam kargaşası üzerinden yol alınmaya çalışılması, salt oy kaygısının, etik ilkelerin üstüne çıkarıldığını gösteriyor.
Bu tartışmalarda sorun olan iki şeyden biri, tavırların iki yüzlü seyretmesi, diğeri dayatmaların özünde yatan sorunların tartışmaya sokulmaması...
Konunun özü olan ayetlere girilmemiş olmasının nedeni, bilgi yerine doğmatik bağlılığın, çoğunluk üzerindeki bilinç dışı etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu da oy potansiyeli olduğundan, kaynaktaki muhataplarınıavını “ürkütmeme” taktiği öncelik kazanıyor.
Demokrasilerin en çürük yanı, oy çokluğunun bütün değerlere egemen olmasıdır….
Çokluk, yaşamın her alanında her zaman kaliteyi ve yararlılığı sağlamadığı kabul edilmelidir.
“türban ve özgürlük” ….
Muhafazakar tarafın çabasında, “Türban özgürlüktür” diye bir iddia kamu oyu önünde yoktur ama, dar alanlarda "asıl özgürlük islamdadır" diye iddialara rastlamaktayız.
Karambol tavır akorduyla, karşı tarafı “yasakçılıkla” suçlayarak ileri adımlar atmaya çalışmaktadırlar. “TürbanA özgürlük” ile “Türban özgürlüktür” arasındaki farka inilmemesi anlamlıdır.
Kemalistlerin politik öncüleri ise, tıpkı politik türbancılar gibi, oy kaygısı ve “rejim rövanşı tehlikesi” nedeniyle, açıktan “özgürlüğün asıl tehdidi türbandır” demek yerine, (birkaç akademisyenin dışında) “laiklik elden gidiyor” ya da “türbanlılar çoğunluğu sağlarsa türbansızlara baskı yaparlar” gibi yüzeysel kaygılarla birşeyler anlatmaya çalışıyorlar. Türbanlıların tamamının kendilerine oy vereceklerine inansalar, sanki herşey süt-liman olacak.
Özgürlük nedir?
En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden(etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir. Buna paralel baska bir gündelik tanımı, insanın kendi kararlarını kendi istemine ve düşüncelerine göre belirleyebilmesi, ve kendi seçimlerini kendi iradesiyle yapabilmesi olarak belirir. Burada özgürlük bir irade özgürlüğüdür. Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük'de özgürlük sözcüğünü şöyle tanımlamaktadır:
"1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet."
Özgürlük bu imiş, ya türban nedir?
Türban, “genellikle pamuklu veya ipek kumaştan yapılmış, başa veya fes, kavuk gibi bir iç şapkanın üzerine sarılan uzun baş örtüsü.” Diyor wkipedi, ama bir kumaş boyutu değildir asıl tartışma yaratan. Öyleyse, bağlaycı emir hükümlerine bakalım:
Nur :31, Ahzap:33-59, Nisa:34 gibi ayetlerde, kadının iradesi tamamen hiç olarak görülmüş, birer emirden ibarettir.
Kadın, eğer türbanı dini inanç gereği taktığını söylüyorsa, bunun bir zorlama olmadığını iddia etmesi bir çelişkiden öte, ilgili ayetleri inkar anlamına da gelebilir. Çünkü, örtünmenin icadında kadın iradesi değil, tamamen erkek iradresi vardır. Ayetlerin açıklamasında da görüldüğü gibi, erkekleri tahrik etmekten uzaklaştırmak amacıyla kapanmanın emredildiği söylenir. Oysa tahrik olmama (yada kendine hakim olma) zorunluluğunu erkeğe yüklemek yerine, kadının "cazibesi"sorumlu tutulmuştur.
Bunun özgürlükle ilgisini şu cümlelerle kurmaktadırlar. “Asıl özgürlük, Allahın emrine ve peygambere itaat ile mümkündür” gibi içini doldurmak gereği bile duymayacakları bir söylemdir.
Oysa imanın özgürlükle ilgili bir kaygısı yoktur. İman sorgusuz sualsız bağımlılıktır.
İşin asıl tehlikeli boyutu, inanç olarak yaşanan kuralların türban ile sınırlı kalamayacağı… İnaca giden yolda ayetlerle ve hadislerle desteklenen o kadar katı kuralların adım adım ilerledikçe, savaşan şeriata kadar dayanacağı beklentisidir. Bu günkü ivmeler, düzenin, toplumun temel gereksinimlerine cevap veremeyişindeki acizliğinden yararlanılarak, "düşmanı kendi silahıyla vurmak” avantajını kullanmaktalar.
Üniversite okuyan dindar gençler, "ya türban ya diploma" zorlaması karşında tercihlerini tavizsiz olarak, türbandan yana göstermektedirler; istikballerini öldürmeyi göze almaktadırlar. Oysa, aynı düzen içerisinde faiz sisteminden, dolayısıyla yabancı paraların gücünden alabildiğine yararlandıkları görülmektedir. Dinin karşı emirlerine rağmen birçok dini kuralları "darül-harp" kapsamına alabilmektedirler. Örnekler çoğaltılabilir.
Bunlar gibi daha bencil çıkar içeren kulallarda taviz verilirken, okul çatısı altında türbanı, ilim-bilim kurumlarının üstüne çıkarmaları, konuyu görünenden daha karmaşık hale getiriyor.
ÖDP Gn. Başkanı Ufuk Uras’ın dediği gibi, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÇARE DEĞİL
"Bence durum budur"
zihni
1 -Ya "SEN"ce?
Bir MİM'e bir MUM olabilmişsek, mutluyuz:))
"yapmak zorunda olup da bir türlü yapamadığım şeyler"di MİM başlığı.
Zihni Örer MİMlendinizzzzzzzz he heee :P
Demiş sevgili EDİ.BEN. Kendisine verilen soruda , “yapmak istediğim..” ile “yapmak zorunda olduğum…” gibi ayırımı da yakalamış. Cevabını ikinciye göre vermiş.
Bu ince ayrıntıları harmanlayarak, cevabımı özetlemeye çalışıyorum:
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
'NEHİRİDAdan kopye çekilmiştir:))
Bm Em
Işığın sustuğu yerde gülüşlerin aydınlatır
D C Bm
Payımıza düşen keder sevinçlerimizden kalır oy
Bm Em
Bir daracık yerde kaldım sensiz dağlarım devrilir
D C Bm
Uçarken yollarda ölen kuşların çığlığı kalır oy
Em D
Gitme dağlar öksüz kalır,gitme yıldızlar azalır
C Bm
Gitme bu şarkı yarım kalır,gitme
Em D
Gitme yüzün bende kalır,gitme çiçek susuz kalır
C Bm
Gitme bu şarkı yarım kalır,gitme
Bm Em
Hazan şimdi genç ömrümüz bir temmuzun ortasında
D C Bm
Geçeriz bu kıyametten gönlümüzde sızı kalır oy
Bm Em
Bu şehri seninle sevdim sevgim ateş ortasında
D C Bm
Beni sensiz bir başıma koyup gitme yazık olur oy
Em D
Gitme dağlar öksüz kalır,gitme yıldızlar azalır
C Bm
Gitme bu şarkı yarım kalır,gitme
Em D
Gitme yüzün bende kalır,gitme çiçek susuz kalır
C
Gitme bu şarkı yarım kalır...
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
Doğan Canku
yaşamakgüzel
------------------------------------------------------------------------
KADERE(!) KÜS AMA KENDİNE VE UMUDA KÜSME
*-Yılların mutlu geçmesi için, çokça enerji toplamanızı,
(bilgilenme ve temel besinlerle)
*-Enerji toplayabilmeniz için 24 saatinizi 3’e bölüp, her bölümü sadece kendi alanında kullanmanızı (uyku-iş-sosyalalanda),
*-Her zorun aşılabilecek bir gediğini bulma güdüsünü canlı tutmanızı,
(kararlılık)
*-Kararlı durabilmeniz için, "doğal yıkımları" kendi doğasına hapsetmenizi (cenaze, doğal felaket, kaza gibi)
*-Onları kendi doğasına hapsedebilmeniz için kendinizi sürekli yenilemenizi
(kalıp düşünce ve yargı biçiminden bağımsızlaştırarak)
*-kendinizi sürekli yenileyebilmeniz için taze bilgileri sürekli bilgi dağarcığınıza katmanızı,
(okuyarak-dinleyerek-sorarak)
*-Bilgileri kendinize sürekli katabilmeniz için her gününüzü -maddi-manevi- “kar-zarar” testiyle muhasebe etmenizi
(bir gün sonrasında açığı giderme programı için)
*- "Zor"lara rağmen, gülümsemeyi ilke edinmenizi
(sırıtmakla gülümsemeyi ayırt ederek),
*- "Arabesk psikolojiye" yenik düşmemenizi
(hep ağlayarak-sızlanarak ve dilenerek)
*-Bütün bunlara rağmen bedeniniz-maddi çıkarlarınız- ezilse de, onurunuzun bükülmesine fırsat vermemek için,
Özgürlüğü önemsemenizi
(ilgili yerlerde gereğini yaparak)
KENDİ KARARINIZDAN ve tavrınızdan DİLİYORUM.
çok mu şey istiyorum :))??
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?

not:Yazının buradan aşağısı, Doksanlı yıllarda bir gurup arkadaş ile yayımladığımız bu dergiden alınmıştır
Bu konuşma 1854 de Kızılderili Şef Seattle tarafından halkının toprak larını satması Istenmesi üzerine bir cevap olarak yazılmıştır. Bu konuşma Washington’ da muhafaza edilmiş ve Amerikan Expo
* * *

WASHİNGTON’ DAKİ BÜYÜK ŞEF TOPRAKLARIMIZI ALMAK İSTEDİĞİ KONUSUNDA SÖZÜNÜ GÖNDERMİŞ.
BÜYÜK ŞEF AYNI ZAMANDA DOSTLUK VE İYİ NİYET SÖZLERİNİ GÖNDERMİŞ, BU ÇOK NAZİK BİR HAREKET, ÇÜNKÜ KARŞILIK OLARAK BİZİM DOSTLUĞUMUZA ÇOK AZ İHTİYACI VAR. AMA BİZ TEKLİFİNİ DÜŞÜNECEĞİZ. ÇÜNKÜ BİLİYORUZ Kİ, EĞER SATMAZSAK BEYAZ ADAM SİLAHLARLA GELİP TOPRAĞIMIZI ALABİLİR. GÖKYÜZÜNÜ, TOPRAĞIN ISISINI NASIL ALIP SATABİLİRSİNİZ? BU FİKİR BİZE GARİP GELİR, EĞER BİZ HAVANIN TAZELİĞİNE VE SULARIN PARILTILARINA SAHİP DEĞİLSEK, ONLARI NASIL SATIN ALABİLİRSİNİZ?
BU DÜNYANIN HER PARÇASI BENİM İNSANLARIM İÇİN KUTSALDIR. HER PARLAYAN ÇAM İĞNESİ, BÜTÜN KUMLU SAHİLLER, KARANLIK ORMANLARDAKİ SİS, HER AÇIK ALAN, VIZILDAYAN BÖCEK, HALKIMIN DENEYİM VE ANILARINDA KUTSALDIR, AĞAÇLARIN GÖVDELERİNDEN AKAN SULAR KIZILDERİLİLERİN ANILARINI TAŞIR. KIZKARDEŞLERiMİZ, BEYAZ ADAMIN ÖLÜLERİ YILDIZLAR ARASINDA YÜRÜMEYE GİTTİKLERİNDE, DOĞDUKLARI ÜLKEYİ UNUTURLAR. BİZİM ÖLÜLERİMİZ BU GÜZEL DÜNYAYI ASLA UNUTMAZLAR. ÇÜNKÜ 0 KIZILDERİLİ’ NİN ANASIDIR. BİZ DÜNYANIN PARÇASIYIZ VE DÜNYADA BİZİM PARÇAMIZ. GÜZEL KOKAN ÇİÇEKLER BİZİM KIZKARDEŞLERİMİZDİR;
GEYİK, AT, BÜYÜK KARTAL, BUNLARSA BİZİM ERKEK KARDEŞLERİMİZ, KAYALIK TEPELER, ÇAYIRLARDAKİ ISLAKLIK, TAYIN VÜCUT ISISI VE ADAM, HEPSİ AİLEYE AİTTİR.
ÖYLEYSE, WASHİNGTON’ DAKİ BÜYÜK ŞEF TOPRAĞIMIZI ALMAK İSTEYİNCE BİZDEN ÇOK ŞEY İSTİYOR. BÜYÜK ŞEF BİZE RAHATÇA YAŞAYABİLECEĞİMİZ BİR YER AYIRACAĞINI SÖYLÜYOR. 0 BİZİM BABAMIZ VE BİZ DE ONUN ÇOCUKLARI OLACAĞIZ.
ÖYLEYSE, TOPRAĞIMIZI ALMA TEKLİFİNİZİ DÜŞÜNECEĞİZ, AMA BU KOLAY OLMAYACAK. ÇÜNKÜ BU TOPRAK BİZİM İÇİN KUTSALDIR. DERELER VE NEHİRLERDEN AKAN, PARILDAYAN SULAR, SADECE SU DEĞİL AMA ATALARIMIZIN KANLARIDIR. EĞER SİZE TOPRAK SATARSAK ONUN KUTSAL OLDUĞUNU HATIRLAMALISINIZ, VE ÇOCUKLARINIZADA ONUN KUTSAL OLDUĞUNU ÖĞRETMELİ-SİNİZ.
GÖLLERİN BERRAK SUYUNDAKİ HER HAYALİ YANSIMA, HALKIMIN YAŞAMINDAN OLAYLAR VE ANILAR ANLATIR. SUYUN MIRILTISI BABAMIN BABASININ SESİDİR. NEHİRLER ERKEK KARDEŞLEMİZİNDİR, SUSUZLUĞUMUZU GİDERİRLER, NEHİRLER KANOLARIMIZI TAŞIRLAR VE ÇOCUKLARIMIZI BESLERLER. EĞER SİZE TOPRAĞIMIZI SATARSAK, HATIRLAMALISINIZ VE ÇOCUKLARINIZA ÖĞRETMELİSİNİZ Kİ NEHİRLER BİZİM KARDEŞLERİMİZDİR VE SİZİN DE; BUNDAN DOLAYI NEHİRLERE HERHANGİBİR KARDEŞE GÖSTERECEĞİNJZ KİBARLIĞI GÖSTERMELİSİNİZ.
KIZILDERİLİ HER ZAMAN İLERLEYEN BEYAZ ADAM ÖNÜNDE GERİ ÇEKİLMİŞTİR. DAĞLARDAKİ SİSİN SABAH GÜNEŞİ ÖNÜNDE KAÇIŞI GİBİ. AMA BABALARIMIZIN KÜLLERİ KUTSALDIR. MEZARLARI KUTSAL TOPRAKLARDIR VE BU TEPELER, AĞAÇLAR, DÜNYA’ NIN BU PARÇASI BİZE SUNULMUŞTUR. BEYAZ ADAMIN BİZİM ADETLERİMİZİ ANLAMADIĞINI BİLİYORUZ. TOPRAĞIN BİR PARÇASI DEĞERİYLE AYNI ONUN İÇİN, ÇÜNKÜ GECE GELİP TOPRAKTAN İHTİYACI OLANI ALIP GİDİN BİR YABANCIDIR 0. Devamı: BURADA
"Bence durum budur"
zihni
13
-Ya "SEN"ce?
Sevgili A. Şahin göndermiş bu videoyu, (teşekkürler)
"Bitmemek İçin Savaştığımız Kadar İnsanız!" diye not düşmüş altına
Filmdeki Yaman Bey, İdare edemez, etmemelidir. Kişi başına düşen milli gelirin 7 bin dolara çıktığı(!) bir dönemde, ulusal dedikleri dış borçlar şimdiden (hatta Yaman sıfır yaşındayken) Yamanların boynuna borç yazıldığı bir düzende Yaman Bey nasıl idare etsin ki?
Belli ki O’nun kapitalist düzene karşı “yaman” bir duruşu vardır.
Aman Yaman Bey, Bu asil duruşu Anneler anlayabilir de, (Devlet) Babalar anlamadı bu güne kadar.Ulusal-toplumsal üretim ve paylaşımdaki kronik eşitsizlik karşısında siyasallaşma zorunluluğunu hissedip tepki veren büyüklerin “iç düşman” olarak mahkum edildiği bir tarihin mirası acaba yaşı küçük, dikkati büyük Yamanların doğal duruşlarını hangi maddeden yargılayabilirler?
Ama, böyle giderse Yaman, şimdiden “minik sakıncalılar” listesinin başına yazılabilir! Tırnağıyla kazıyarak bir meslek edinebilir Yaman, belki bir üniversite bitirir, belki bir işe girer ama, asla makam, mevki ve maddi hakkını adilce kullandırmazlar. Ömrünün en güzel yılları, boğaz tokluğuna çalışarak ve çevresinde gördüğü ve yaşadığı çarpıklıklara kahrederek geçecektir yaşamı.
* * *
Gırgır Dergisi'nin kapak sayfasında bir karikatür vardı çok eskilerden.
İki işçi, öğle yemek paydosunda bir ağacın gölgesine "T" şeklinde uzanıp (birisi kafasını diğerinin karın boşluğuna yaslayarak), dinlenmeye çalışmaktadırlar. Ücretlerin (her zaman olduğu gibi) düşük olduğu ve öğle yemeği peşin parayla yendiğinden, yemek parasını tasarruf etme düşüncesindeler.
Yarım saatlik uzanıştan sonra, işçinin birinin karnı açlık gazından dolayı guruldamaya başlar. Kulağı karın boşluğuna dayalı olan, "Ahmet gardaş, karnın siyaset yapıyor haaaa! Patron duyarsa işten atar Allah korusun:))"
Yorum böyle...
* * *
Alın teriyle geçinen insanlar, yaşamının altın yıllarını sadece üretmeye ve uyumaya ayırmaktadır günümüzde bile. Ama başkasının alınteriyle geçinenlerin ve kazancını eğlence sektörüne bağlayanların gönlünü-gözünü tatmin etme fırsatı, emekçilerin çalışmaya ve uyumaya ayırdığı zaman oranından fazladır.
İçinde yaşadığı ülkenin ulusal ekonomik miktarı ne kadar yüksek olursa olsun, çalışanlarının bundan payına düşeni alma kapasitesi, örgütlü güç ve onun dinamizmi kadardır ancak. İşin bu püf noktasına daha çok din ve milliyet ülküsüyle müdahale ederek başarılı da olmaktadırlar.
Pasif bireylerden oluşan sürü toplum, hem politik hem de kapital iktidarı için bulunmaz bir yapılanmadır
Arada bir pasifliği ödüllendiren politikaları da vardır düzenin. “Sana da çıkabilir” umudunu satışa çıkarırken bile olağanüstü kar sağlarlar. Duayı parayla satanlar gibi tıpkı, umudu satarlar.
Çalışanların iş bulma şanslarını(!) iş bulamayanlarınkine kıyaslarken “nasip” ya da “kader-kısmet” kavramıyla yedek bilinç kutusu haline getirirler bu tuzağı. Toplumun bu yapısı demokrasicilik oyununda ana omurgayı temsil eder.
Sosyalizm, videodaki Yaman Bey’in doğal tepkisinin siyasallaşmasından başka şey değildir. Bir de karın guruldamasının sözcük ve işlevlerle ifadesi…
Ama yanındaki ek videolarda görüldüğü gibi, küçükse sulandırılarak alay konusu haline getirilir; büyükse “vatan haini” damgasına kadar götürülür.
O zaman da Nazım Hikmet’in dediği olur: Vatan Haini
"Bence durum budur"
zihni
9
-Ya "SEN"ce?
Sabicas - Arabian Dance
Sezi-p-öğreni-yorum-luyorum çözüp-ç-özümü-söylüyorum
Not:slogan yazılışındaki çizgi aralıklarından tek harf ve kelime çıkararak ta anlamlar yerini bulabilir
Blogumuzda “logo sloganı” olarak kullandığım bu sözün anlamının, hangi felsefe akımının yansıması olduğunu düşünmeye başladım bir an.
"se-zi"yi, (bizim) adlarımızın ilk hecelerinin birleşiminden esinlenmiştim. “sezi-yorum”un, başlı başına bir düşünme biçimini işaret etmesi, başlangıçta bir rastlantıydı sadece.
Sayfayı her açışta karşılaştığım bu deyimin anlamı artık yüzüme bir sonbahar rüzgarı gibi vurmaya başladı. Bazı rüzgarlar okşardı ama, bir deniz dalgasının en sert kayayı bile parçalayabilmesi gücünü anımsattı bu durum.
Buraya bıraktığımız her deyişin bir ağırlığı ve her açılışta başta göstermenin daha fazla bir sorumluluğu olmalıydı.
Biraz çabayla, onunla bğdaşan anlamların felsefi boyutlarını sermeye çalıştım.
* * *
Felsefe akımlarından “sezgicilik” çağrışımını ilk anda akla getirse de, sezgiyi, gerçeği tanımada sadece bir yön bulma başlama noktası olarak aldığım görülmektedir.
Sloganımızın son yükleminden anlaşıldığı gibi, detayları öğrenip kavramadan bir şeyin doğruluğuna karar vermeye çalışmak, Newton’un, (Quantum’dan habersiz) atom altı parçacıkların hareketini gözlemleme işini tanırya havale etmesine benzer.
Sözü fazla uzatmadan, tanımlara kısaca göz atalım:
Sezgicilik
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Sezgicilik, felsefi bir kavram olarak sezgiye akıl, zihin ve soyut düşünme karşısında hem öncelik, hem de üstünlük tanıyan felsefe akımıdır.
Sezgiciliğe göre bilginin, özellikle de felsefe bilgisinin kaynağı ve temeli sezgidir. Burada önemli olan sezgi kavramının içeriğidir. Felsefi anlamda sezgi, bir tür açılma, doğrudan doğruya keşfedilme ve dolaysız, aracısız birden bire kavranılma anlamında kullanılmaktadır. Buna göre, varlıkları bize oldukları gibi veren bilgi, sezgidir.
Ortaçağ felsefesinde önemli isimlerden biri olan İmam Gazali'de, Gerçeklik sezgi ile bir kerede ve tam olarak kavranır, akla dayanan bilgi ise asla tam ve kesin olamaz düşüncesi bu felsefelerin ana tezidir. Böylece hem rasyonalizme hem de materyalizme bir karşı çıkış sözkonusu edilmektedir.
etikte sezgicilik: (duygu ve his etkinliği)
Eylemlerin doğru ya da yanlış oluşları, onlar üzerine düşünmeyle ulaşılacak bir sonuç değil, aksine doğrudan sezgiyle varılacak bir bilgidir.
düşünme ve deneyimin ötesinde bilgiye ve dolayısıyla sonuca sadece sezgiyle varılması gerektiğinden, etik sorunlarının genel sezgiyle tamamen uyumlu bir şekilde çözülmesine önem verilir.
Matematik felsefesinde sezggicilik:
Buna göre, matematiksel belitler (aksiyom) doğrudan doğruya sezgi yoluyla kavranabilirler. Matematiksel önsellikler sezgi yoluyla kavranırlar ve bu nedenle de bu durum, matematiğin üstünlüğünü gösterir.
Akılcılık veya rasyonalizm olarak da adlandırılan, bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimde değil düşüncede ve zihinde temellendirilebileceğini öne süren felsefi görüş.
Yansıma teorisi ve Diyalektik Materyalizm
Diyalektik Materyalizm, genel felsefi kategorileri ve kavramları (var oluş-öz, biçim-töz, gerçeklik-yanılsama, nesnellik-hakikat, nedensellik-olasılık, zorunluluk-özgürlük vb.) da kullanır ve onlarla çalışır. Aydınlanma Çağı'nda ki felsefi akımların çatıştıkları ve çözümleyemedikleri konuları (bilginin kaynağı, düşüncenin temeli, aklın yapısı ve işleyişi, duyumların yeri vb.) özgün -ve pozitif bilimlerce de kanıtlandığı üzere- çözümlere bağlamış, temel aldığı yasaların, gerçekliğin yasaları olarak formüle etmiştir. Yani, buna göre gerçekliğin(doğanın) işleyiş süreçlerinin yasaları, diyalektik materyalizmin bilgi mekanizmalarının da yasalarıdır. Düşünceyi maddenin, bilgiyi gerçekliğin bir yansıması olarak alması dolayısıyla Yansıma Teorisi olarak bilinen teoriyle aynı zemine dayandığı söylenebilir. Böylece de kendisini gerçekliğin isleyiş süreçlerine uyduran, daha doğrusu o süreçlerin zihinsel yansımalarının sonucu olan bir teori olarak ayrıcalıklı bir yere oturtur.
Benim için fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir."/Marks
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
Duygularımın refleksine bulutların izdüşümü çullandı bu gün.
Mevsimin hüznüyle buruşan umudum, yüreğimde nemlenmeye başladı.
Başladı ama,
gözyaşları, nasıl ki yürek yangınına pasif, sonbahar yağmuru da sarı yaprağa öyle yabancı; öleceklerle sürüneceklerin kaderi bir avuç insancığın elinde olunca!
Sardunyaların renksizliğiyle aynı hüznün panzehirini bir başka bahara iteklemek avuntusuyla süren ömrün anlamını bulamıyorum kendimde! Bunca anlamsızlığın karşısında anlamsız yaşayabilmenin anlamını da...!
Aynı ülkenin insanları arasındaki savaş kazanılsa da kaybedilse de sonuç değişmiyorken, barajlarınız dolsa ne olur, boş kalsa ne olur, kara buluta kan karıştıktan sonra!!
Penceremde soğuktan büzüşen kumruların güvenine bir avuç kırık buğday serpmenin utkusuyla, çiçek-böcek, kuş, türk ve kürtlerle ortak geleceğimizin bileşkesini, umudun çerçevesi yapıyorum en azından.
Ama???….
Böyle düzenler ve düzülenler diyarında bu nem, bir filizlenmenin sabrı yerine,
bir başka küflenmenin kuluçkasına yatacağı korkusuyla!..
İsyanımın kasları, bulutların karasıyla yumuşama eğilimindeyken,
miktarı bilinmedik enerjiler akıtıyor toprağa yine de.
Depreşmez mi, genel gidişatın çirkinliklerine yansıyan öfkem!.
Mevsim ıslaklığının umurunda ise çirkin savaşların yüreklere düşürdüğü ateşler?
“Hodri-meydan söndürsün öyleyse?” diyebildiğim bir gün.
Ve ”kader(!)i öyle uygun görülen”, terk edilmiş, üstü açık yuvanın evlatları,
ha öyle, ha böyle ölüme giderken..
Boyun eğdirmenin dışında bir yol yok mu, ölmeyi ve öldürmeyi göze aldırmaktan başka?
Soğuk mevsimin ıslak atmosferinde, ateş ve küf kokuları neyin paylaşımına bedel olabilir ki?
z.ö.
"Bence durum budur"
zihni
13
-Ya "SEN"ce?
Sevgili ÖZGE MİMMMM'LEMİŞ.
Mimlenmekten "kalbura" dönmüşlüğümüzle, kendimizi elememiz isteniyorsa eleriz arkadaşım(larım):(tebessüm).
Dörtlük demişsiniz ama, cevriyenin erkek versiyonu olarak, "dört de yetmez BEŞ tane"...vs. demişliğim olabilir, affola:)
Benim yüzüm budur sanıyorum
Çirkin mi diyorum, değil korkulu
Tarife göre bir atımlık tedirgin
Gününe göre azıcık anlaşılmaz
Geceye sorarsanız bir yere yolcu.
Edip Cansever
Şair Edip Cansever beni anlatmaya çalışmış ama,
"Ben" ile bir başkasını karıştırmış olabileceği şüphesiyle, kendimi matematik şiirine vurasım geldi. İyi mi ettim kötü mü, takdir-i dostlara kalmış.
********
Beni en iyi anlatan bir dörtlük;
Kısaca “kare” diyebilirsiniz.
Bazen zevkten örülü köşelerim,
Bir de olgunluktur asıl düşlerim.
Benliğimle kenar çizgilerimde değil,
Köşegenlerimin kesiştiği yerdeyim.
Köşegenlerimin X görüntüsü,
Sorulan bilinmeyen dörtlüğün örgüsü...
Burdan ötesini bir dörtlük değil,
Dört dörtlük şair anlatabilir ancak.
zihni
***********
Kurbanları sayıyorum:(intikamım acı olacak):)): EDİ.BEN
(neverland, cezasını çektiğinden, af olunmuştur)
KİRA DALI knz
Metin Bey soğuk yemek
ve Gaykedi
kolay gelsin
"Bence durum budur"
zihni
16
-Ya "SEN"ce?
Sevgili Edi, BURAda bir kurşun atmış ama, kulağımın dibini sıyırıp geçmiş. bunu kazasız atlatmış olsam da....
Evet, Edi'nin dediği gibi, "makyajsız resmim olmaz" yani hep makyajlı mı olur?:)) peh peh peehh:)) (saçlara hafiften boya rütuşlarını saymazsak tabi).
Bunu dedim diye "metroseksüel" gibi iftira atana dikenli gül koklatırım haaa:))
Kendini anlatmak,
Hem de şiirle?
Deneme.
Önce kendimi anladığımı anlayıp
Sonra sıradanca anlatabildiğimi..
Korktuğum, kendim –içim- değil aslında,
Seçtiğim sözcüklerin sırıtkanlığı…
Herkes önüne bakar bakar da,
Ben sadece içime….
Diyor Montaigne.
Al biraz herkesten,
Biraz da Montaigne’den;
Budur, önce içine,
Sonra önüne bakan Ben.
İçimde hep yeşilimsi duygular,
Adeta özgürlüğümün podyum provası.
Önüme düştüğünde pembeye çalar kahrolası!.
Esince toz bulutunun tozpembesi
Ondandır cazgırlığımın öfkesi.
Aahh ah,
Bir iç özgürlüğüm derdim,
Bir de dış özgürlüğüm.
İçim beni yakmadı ama,
Dışımdaki kundaklama sistemli.
İlkinde ilginçtir bana.
Bilmediğim her konu
Ya enayiliğimin ya da
Mülayimliğimin dikenli yolu.
Gördüğünüz gibi
Hiçbirşey anlatamadım cancağızım
benim,
Seni anlatmak değil, yaşamak lazım:))
(diyor sevgilim)
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?

BASIN AÇIKLAMASI
Sıkılan her kurşun, patlayan her mayın ve bomba, ölen her insan, akan her damla kan toplumdaki gerginliği, şiddet eğilimini ve kutuplaşmayı biraz daha arttırıyor. Şırnak ve Lice’de ardı ardına yaşanan ve esefle kınadığımız acı ölümlerin toplumda yarattığı infial ve keder ortamını anlamamakta direnenlere bir kez daha seslenmek istiyoruz.
Barış isteyenler silahla, mayınla, bombayla inandırıcı olamazlar ve olumlu bir sonuç alamazlar.
- Gün, silahları toprağa gömme günüdür.
- Gün, şiddete başvurmadan sorunlara siyasal ve sosyal çözümler üretme günüdür.
- Gün, toplumda iç barışın sağlanması ve farklı kültürlerin yakınlaşması günüdür.
- Gün, birarada yaşama kültürünün geliştirilmesi günüdür.
Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için atılacak adımlar, demokratik kuruluşların, demokratik kamuoyunun, Meclis'in ve siyasi partilerin, demokrat yurttaşların ve zihniyetin eseri olacaktır. Şiddetin ve çatışmanın değil.
Şiddet ortamının yükselmesinden medet umanlar tarihsel bir yanılgı içindedir. Bu yanılgı, toplumdaki acıları, çözümsüzlüğü ve kutuplaşmayı her geçen gün derinleştirmektedir.
Şırnak ve Lice'de yaşamını yitirenlere rahmet, acılı ailelerine baş sağlığı diliyoruz.
Ufuk Uras
ÖDP Genel Başkanı ve Milletvekili
8 Ekim 2007
-------------------------
EK OLARAK,
BİR BAŞKASININ YAŞAMA HAKKINI ELİNDEN ALAN HİÇ BİR FİKRİN, EYLEMİN YA DA AMACIN HAKLI MAZERETİ OLAMAZ.
ölümlere neden olanları lanetliyorum!!
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
özel not:Ece Sultanımıza
sezi-yorum ve diğer odalarının MİMARİSİNE VERDİĞİ EMEKTEN DOLAYI YÜREĞİMİN TA MERKEZİNDEN TEŞEKKÜR EDİYORUM.
genel Not: "yas gelenekleri" üzerine buraya bir yazı konulacaktır.
Roman geleneğinde, bize göre ilgniç bir cenaze yasını izleyelim. (Sevgili gaykedi'inin blogundaki parça filmin izini sürerek buldum bu filmi)
"Bence durum budur"
zihni
3
-Ya "SEN"ce?
Konya otogarı
25/09/2007
***
--------------
-indirmezsen polis çağıracağım şimdi.
-memur bey aha bu kız.
***
--------------
-evet teyzeciğim.
Nerden gelip, nereye gidiyorsun?
-yarım saat yol yürüdüm, görüyorsun şu sırt çantamın içi kitap dolu. Ayaklarım kopuyor sanki yorgunluktan. Ayaklarımın altı ateş gibi yanıyordu, biraz dinlendirmek için uzatmıştım otobüsüm gelene kadar.
-Adapazarı’nda öğrenciyim teyze.
*****
Üçüncü diyalog
---------------
Alo kızım? Bak sana bir şey hatırlatacağım, çok önemli! Konya otogarına geldiğinde, sakın ha ayaklarını oturulan kanepeye dayama ha! Nedenini sonra anlatırım. Polis müdahale ediyor, ne olur ne olmaz, sonra bizi uğraştırma ha? Burada az önce bir olay yaşandı, senin de başına gelmesin diye uyarıyorum. Hadi şimdi kapatıyorum…
BENZERLİK:
Erdoğan: Türban yasağı anayasayla bitmeli
Şeriat şakası gerçek oldu
Malezya'daki laik hareketin başını çeken avukat Malik İmtiaz ülkenin nasıl bugünlere geldiğini şu sözlerle anlatıyor: Başlangıçta olup bitenleri ciddiye almıyorduk, 'Malezya, Afganistan mı, İran mı olacak yani?' diye şakalaşıyorduk...
İşte Malezya / 2 - Ece Temelkuran
FOTOĞRAFLAR: Yurttaş Tümer
"Bence durum budur"
zihni
14
-Ya "SEN"ce?
MİKRO-EKONOMİ başlığıyla giriş yaptığımız konuda, girmek istediğimiz ayrıntıları
Tempo Dergisi Semra Pelek araştırmasıyla birçok internet sitelerinde görebiliriz.
Bu çalışmada az sayıda yanlışlar ve daha girilmesi gereken konular bulunsa da, genel olarak yararlı olduğunu söyleyebilirim.
Özetle bu yazı,
EV EKONOMİSİNDE SAVURGANLIĞI ÖNLEMEK İÇİN, ev içindeki varlıkları daha verimli kullanmamızın uyarılarını ÖZETLEMİŞTİR.
Bu konuda daha önceki yazıya bağlı olarak, ileriki günlerde yapacağım daha emekçi bir çalışmayı burada paylaşmayı istiyorum.
"Bence durum budur"
zihni
3
-Ya "SEN"ce?
Neverland (Gülay)’ın daha önce sunduğu “sobe-
Görünmez alemin, dostlukları gerçeğini aratmıyor sanki. Sevgili neverland'ı sobelemişler, Neverland da beni sobelemiş. Bu sıcak diyalogların ardındaki, küçük ayrıntılardan, daha fazlasını anlama isteği, sosyolojik gereksinimlerin "sınır ötesi hamlesi" olmalı.
Bu ikincisi ve seve-seve bir daha yanıtlıyorum:
Bu sobe disari cikarken yaniniza aldiginiz 6 seyle ilgili; imiş:
1-Prensip olarak gömlek ve pantolonun çok cepli olanlarını giyerim. Elimde eşya taşımayı pek sevmem. Çünkü, yürürken ellerimin-kollarımın yürüyüş ritmine uyum sağlaması, yürüyüş zevki verir bana. Sanki uçan kuşların kanat çırpması, y da kuğu gölü bale figürü gibi… (bir de becerebilsem:))
kredi kartları-bankamatikler-kimlik-ehliyet...
Hani, acil para ihtiyacı doğduğunda bir dosttan borç isteme devrini kapattık ya artık? Kredi ve bankamatik kartları icat oldu, borç ikramı son buldu. En yakın bankamatik kasası arar olduk. Kasa bir de çay ısmarlayabilse, belki dost boşluğunu doldurabilirdi; ama unuttuk onu! "Sol gözden sağ göze ancak yarar beklenir oldu".
Bankaların kart konusundaki gasplarını da burada yazsam, konu alır başını gider...
Malum ki ülkemiz KAP-KAÇçı cennetidir. Buradan sır veriyorum onlara ki, para kaynakları olan bu cüzdanım, pantolonumun dizden aşağı kısmındaki sağ cebinde durur. Eğer, “sağ”ımda bulunan bu cüzdanı kapmaya kalkıştıklarında, “sol”umda mevzilenmiş bulunan tekmeme de katlanmalıdırlar. Zira, “Sol”um hak yedirmeyi sindirmez:))
3-Cebimin birinde yine kap-kaç asalaklarına karşı savunma amaçlı iki alet bulunur: Bunlardan biri elektrik kontrol kalemi, diğeri “maket bıçağı”. Bu aletleri küçük meblağlar için kullanacak değilim elbette. Para miktarı biraz büyükse bankalar arası geçişlerde, korkutma amaçlı bir çizikle yetinebilirim. (bunu duymasınlar:)
4-Bir başka cebimde, otomobil kontağı ve ev-kapı anahtarlarım bulunur. Genellikle aynı halkada takılıdırlar ama, arabama mazot almaya yanaştığımda, araç kontağını kesinlikle ev anahtarlarından ayırırım, kontak mazot deposundayken, ev anahtarı cebime girer.
5-Bir başka cebimde, araç ruhsatım bulunur. Arasında nüfus cüzdanım ve vergi makbuzlarım... Yol kontrollerinde görevliye sunmak kolay oluyor böyle.
6-Bir başka cebimde, 250 yeni kuruş bulunur; o da bir simit parası:)). Kap-kaççılar nah bulur fazla nakiti üzerimde. Ama kredi kartıma ya da sokakta rastlayabileceğim başkasına yapılacak bir kap-kaç olayına da seyirci kalmayacağım bilinmelidir (tamam mı, anladınz mı düzenin bedavacı ürünleriii:)
Gömlek cebimde en az 3 tükenmez kalem ve kartım bulunur. Kartın arkasına, bir yerde duyduğum şarkı adını, bazen aklıma gelen hoş bir şiirsel cümleyi…vs yazmak içindir..
7-Bir başka cebimde flashdisk 256 Mb kapasiteli. Bir dosta uğradığımda, işe yarar programları alır ya da benekini veririm. Ve bir de cep takozu (tlf.)
aslinda cok karismadigim bir oyun bu, ama sevgili Ilkay sobelemis yazmamak olmaz. dedi sevgili neverland. Zamansızlık nedeniyle mi, yoksa
“sobe” tanımına baktığımızda, çocuk oyunlarında… diye devam eden tanıma göre mi…. ?
Düşündüm de, bazen çocuklaşmak, çocuksu merakları doyurmak, içimizde saklı duran çocuğu sevindirmek.. öyle önemsiz olmasa gerek.
Alanya’da bir mahalle arasında dolaşırken (Sevgili Eşimle), tabanı çimlerle kaplı bir arsa üzerinde, kadın-erkek 8 kişinin çelik-çomak oynadıklarını gördük. Yaşları ortalama 80-90 civarında olan bu GENÇLER’in, Alman-Danimarka vatandaşı karması olduğunu öğrendik.
Daire içine diktikleri yuvarlak topacı vurarak daire dışına çıkarmayı başardıklarında attıkları kahkahayı izlemek-duymak, insanın büyümekten ne anladığını sorgulama ihtiyacını dayatıyordu.
Evet, sobe konusu bu olayı tekrar düşünmemi sağladı.
Sonra, bazen çocuklaşmadan, çocuklarla kontak kurmanın zorlukları da bir başka... Her yaşı hissedebilmek…….
Madem ki adettendir, ben de Can Dostum
CAn Dündar'ı sobeliyorum
Sevgiyle…
------------------------------------------------------------------------------------
"Bence durum budur"
zihni
13
-Ya "SEN"ce?
Not:"mikroekonomi" konumuza bir süre müzik arası vermek gerekti; :))
*****************
MORAL GRAFİĞİ
edi.ben olarak bildiğimiz Sn. Hoca'mızın (öğretim görevlisidir kendileri) ilk AMATÖR bestesi
olarak dinlediğimiz bu şarkısını, izin alarak yayınlamak fırsatı verdiği için (müzik budalası bir adam olarak:)) kendilerine teşekkür ediyorum ve devamını diliyorum.
Söz yazarı, beste ve seslendiren:
Edibe Özlem Birsöz
Orkestra ve müzik düzenleme:
Fatih (soy adını anımsayamadığımz bir dost)
Klip yapım:
Zihni Örer
"Bence durum budur"
zihni
11
-Ya "SEN"ce?

Aile bütçesi de yazabilirdik konu başlığına. Hayır yazmayalım öyle; biraz fiyakalı olsun. Ne de olsa yabancı terimler içeriyor. Bizi de böylece ekonomist sansınlar. Bir makalede ne kadar yabancı kelime o kadar zor anlaşılmak… ne kadar zor anlaşılmak, o kadar da uzman sanılmak…
Bunu dedikten sonra, dalalım konumuza.
Eldeki kıt olanaklarla temel gereksinimleri en verimli sağlayabilmek, zekice davranmayı gerektirir.
Hoppalaaaa! diyecekleri duyar gibiyim.
“Şimdi, kıt kaynaklarla iyi beslenmek olanaksız (imkansız), bu durumda da zeki olmak olanaksız (A. Nesin'den esinlenerek), eee, bu paradoks mu?
Kaynaklar kıt ise (bunun vatandaşçası gelir az ise), zeka üzerine olumlu etki yapan B vitamini alamayacağız demektir. Hiç mi alamayacağız? Yok yahu, o kadar da çıkmazda değiliz. Belki büyük işler başarabilecek kadar zeki olamayacağız ama, en azından parmak hesabıyla da olsa, ağa-şeyh partisini değil, “bize göre olanını seçebileceğiz. Sonrası çorap söküğü gibi gelecektir ardından.
Parti seçimini 5 yıl sonraya erteledik de, şimdi elimizdeki kaynakla en verimli nasıl yaşanabilir? En azından B vitamini kompleksine nasıl yatırım yapılabilir?
Böylece fol yerine geçecek bu yatırım ile, daha fazlasını nasıl elde edebiliriz?
Kısır döngü ye mi düştük şimdi! Eyvaahh demeye gerek yok, kısır döngülerin de bir çeşit döllenme yolları vardır. İşte, yazımızın ağırlık merkezini burası oluştur(acak)malı/dır.
Bir insanın ya da bir aile bütünlüğünün geliri (kazanç) ile gideri (masraf) arasındaki hareketin hızı, insanın uygarlık gerekleriyle ne kadar yüzleştiğinin ölçüsünü verir.
Kişibaşına süt-et-elektrik-su-kitap-sanat-..ve benzerleri tüketimi miktarıdır uygarlaşmanın ölçüleri.
Hafiften, Makro’ya da bir gedik açalım:
sahip olduğumuz ulusal kaynakların (yıl içi) toplam değerini (GSMH), toplam nüfusa böldüğümüzde, elde edilen değer, her bireyin elde etmesi gereken (ideal) hedef değer olarak alınabilir; hatta alınmalıdır da…
Eğer, elimizdeki maaş ya da esnaflık kazancı, bu ortalamanın altındaysa, ilk hedefimiz (Akdeniz değil) ulusal paylaşma düzenine açılacak politik savaştır. Daha sonra, Pazar bilgisi ve bilincine sahip olmaktır. Dahası, eldeki eşyaları en verimli kullanabilmenin dikkat ve yeteneğini kazanmaktır.
Sonuçta söz konusu dikkat ve yetenekten sonra görülecektir ki, yaşam düzeyimiz bir-kaç basamak yükselecektir. Hak ettiğimiz kayıp değerlerin elde edilmesinde yapacağımız mücadele için de elimizdeki enerji kartları en azından “kare papaz” düzeyine ulaşacaktır.
Bu durumda, aşklarımızın ve sevgilerimizin de güvenliğinin alt yapısını nispeten kurmuş olacağız… Hani altyapı üst yapıyı belirliyordu ya?
gelecek yazıda bu girişin ayrıntılarını açalım…
saygılarımla
"Bence durum budur"
zihni
9
-Ya "SEN"ce?
Burada aşkın tanımına uğraşmak gibi bir çıkmaz sokağımız olmayacak. Çünkü, tanımla uğraşacağımız ve onda kaybolacağımız yılları tecrübelerimize gömdük.
Aşkı tanımak için, tek yol onu tatmak…
Aşk bakir(e)lerinin burada diyeceği bir söz bu yüzden olmaz. Ama, aşkzedelerin yanıklarında, “gizli sanığa” karşı protesto metinleri yazılı…
Aşkın pratik yaşamımızı etkileyen nedenlerini mıncıklamak ve onun açtığı yaraların sıcaklığına ve yanığına püskürtebileceğimiz nefesleri üst üste koyabilmenin söz birliğine varabilmek….
Karşılıklı arabesk ağıtlar yakmanın edilgenlik yanından bir miktar yarar ummak, asıl dertleşmenin odağında, bir çeşit “metal tepki” boşalımını da hissedebilmek...
Her yetişkin insanın yaşamında, en az bir kez, (ve birçok kez) kaçınılmaz “aşk yanığı” olabilmekte.
Her insanın, aynı desenli aşk kapısından girdiğini düşünsek de, tıpkı bir itfaiye eri gibi, yangından çıkışlar farklı renkte olabilmekte.
Öyleyse,
*Nasıl aşık olunuyor?
*İlk etki-tepki kıvılcımlarının insan üzerindeki kimyasal değişimlerinin ruhsal egemenliğe dönüşümü nasıl oluşuyor?
*Coşkular nereye kadar?
* Hüzünlerin tetikleyici virüsleri ilk vuruşu nasıl yapıyor?
*24 saatlik sürede, aşığın üzerindeki etkileri nelerdir ve insanı dış çevreden nasıl soyutluyor?
*Ya aşık olunanın ne kadar umurundadır aşığın 24 saatlik teslimiyeti?
*Aşık olmanın konumu var mıdır? (yasak aşk dedikleri)
*Adliye mahkemeleri, bir köpek sesinin komşuya verdiği rahatsızlığı “muhakeme” eder de,
yaşanan bunca acıların karşılığında, bir “aşk mahkemesi” neden kurulamaz da, çözümler kül olmaya kadar iteklenebilir?
"Bence durum budur"
zihni
14
-Ya "SEN"ce?

Bu başlığımızda, ilişkinin başladığı ve bittiği yer arasındaki "şimşekleri" konuşacağız. Yalnız şimşekleri mi, şimşeklere neden olan bulutları, bulutları ittiren karayelleri....
Öyle şimşekler ki, öyle karayeller ki, bazen depolanıp enerji olarak ta kullanılabildiğini, dizginlenemediğinde ortalığı, bir yıldırım hırçınlığında nasıl yakıp yıktığını haykıracağız
Sonra, dar ağacını dikip, boynuna ilmeği geçireceğiz acıların ve sancıların…onları toprağa geçireceğiz, çünkü onların nötür olacağı tek mekan.. Başka yolu yok!!
İlişkilerin ilk başladığı noktanın, ilk görüşme ve ilk kontak (irtibatlanma-düğümlenme-kaynaşma-bağlanma..) olduğunu biliyoruz…
Sevgin olmasaydı, değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar, baştan başa seni görecekler içimde diyor Şair C. Ersöz.
korumasız kalan ilişki, tetikçilerin gazabına kurban gidebilmekte..Oysa, iki yandan simli olan ayna üretilmeliydi ilişkide.
Korunma anında sırt sırta veren iki silahşör, iki ters cepheden (örneğin kaynanadan, diğer aşıktan…) gelecek tehlikelere karşı dört gözlü savunma…
Tehlikeyi savınca, yüz yüze dönüp, şevişmeler…..
A. Behramoğlu’nun dediği gibi, “ilişki de aşk gibi iki kişiliktir”den yola çıkıyoruz.
Elbette, zıt cinslerin –özgür- ilişkisinin bir milim ötesinde –"koşullar yasası" dayatıyorsa emirlerini-aşk duvarı karşımıza dikilecek, kafa(lar) toslayacaktır büyük olasılıkla. Duvarın üstünden uçuşan tuğla kırıntıları….. anlarsınız gerisini.
Çünkü, “azgelişmiş” (dedikleri) toplumumuzda genel-geleneksel ilişkilerin, özel ilişkilere dayatmaları kaçınılmaz olabilmekte!.
Evet, yazının çizgisini tutturduk gibi… zira öyle bir konu ki, uzayın boşluğu kadar uçsuz ve yönsüz bir konuyu gündeme alıyoruz. (Özge demişti) “Ama hassas konu...ince mevzu...ve uzun hikaye:)))”
Bir önceki “Mutluluk” başlığımızda değerli konuklarımızın yorumlarından mesaj sırasıyla, seçmelerle açılım yapalım:
Neverland: Mutluluk, hayatin amacidir. Yaptigimiz hersey daha mutlu olabilmek adina sarfedilen cabalar bileşkesi...
Evet arkadaşım, mutluluk hayatın amacıdır, ilişkiler de hayatın yolu… çabalar enerjisi, sonuç ta becerilerin ölçüsü olabilir mi?
Mutlu olmayı öğrenmek de bir sanat. Mutluluk kendinle barışık olabilme, önce kendini sevebilme sanatı. Gerisi sonradan geliyor zaten...
Sanat”tan kastın karşı cinsin tüm psiko-sosyal yapısını ve içinde yaşadığımız dış koşulları ezberlemek midir? Bunu bildikten sonra, güncel davranışlarımızda hep “taşı gediğine koyabilmek” becerisi…?
Burada “regülasyon ve dedektif duruş” diye bir kavram üretiyorum izninizle.
Regüleli davranış, karşı cinsin değişken tutumları anında, denge moduna girebilmektir. Yani, fırtına dininceye kadar, yelkenleri kapamak…
Mutlu olmak icin kisinin kendini tanimasi, bu hayatta rüzgarin estigi yönde savrulmakdan ziyade bir amac edinerek, bu amaca ulasmak icin ugrasmasi calismasi gerektigine inaniyorum.
“Çalışması”.. diye bitiriyor neverland.
******
Bunaldığınızda sığınabileceğiniz bir gölgeniz olsun istiyorsanız eğer,
Önce EMEK verip fide ekmelisiniz!
Sonra FEDAKÂRLIK edip su taşımalısınız ona!
Ve sizde bu fedakârlığı yapmaya yetecek kadar YÜREK olmalı!
VAR DİYORSANIZ, SİZ DE UMUT VAR DEMEKTİR!
SEVGİ, EMEK İSTER!
EMEK, FEDAKÂRLIK!
FEDAKÂRLIK, YÜREK!
YÜREK İSE İNSANDA OLUR!!! diyor burada
Gaykedi: güzellik ve mutluluk kişilere ve toplumlara göre değişiyor ne yazık ki
Burada ilişkilerin düzeyini belirleyen unsur altyapıdır demek istiyorsun değerli dostum. Yani, “paradigma”. Yaninin yanisi, yasaklar-tutsaklar geleneği….
Loungetime:Mutluluk,
Bence hala çocuksu heyecanlarla hayata tutunmak demek.
Büyüdükçe değerler azalıyor ve önemsizleşiyor.
Hıı yerinde bir tespit. Büyüdükçe büyüyen nedir insanlarda? KURNAZLIK-iki yüzlülük-.. büyüdükçe bizimle büyüyen bir de cinsellik… İlişkilerin çürümesinde cinselliğin rolü nedir? Yoksa, cinselliğin çürümesinin sonu mu çürüyen ilişkiler?
Doğal ve sağlıklı sürecini yaşamayan cinselliğin etkisinden söz ediliyor. Yani, “işleyen demir pas tutmaz”. Çocuk ruhu ama, yetişkin bedeni…
Özge:Bu durumda sürdürülebilir bir duygu hali olduğu sürece kavram yerine oturmakta!!
Evet, Özge de hep çocuk kalabilmeye işaret ediyor sanki. Saf, temiz, önyargısız, “çocuktan al haberi” mantığı… Çok doğru bence de… ne kadar saf ve temiz niyetlerle besliyorsan mutluluğu, ilişkiler de o kadar sürdürülebilir? Yeter mi?
Sürdürülebilirliğin ekonomik dilli tarzı, yatırım olsa gerek, sevgiye yatırım ve bütçe hesabı... demek istiyor sanırım?
Sağlıklı ilişkinin ömrünü çürüten iç etkenlerden biri de, kurnazlık ve türevleri olan yalan-dolan tutumlar olduğunu biliyoruz…
Bir de dış etkenler var demeye getirdi gaykedi yukarıda.
Günlük yaşam gereksinimlerimizin dayatmaları… kültür yapısı..
Ece: Zihni abi, Mutluluğun resmini ne kadar sevdiğimi hatırlarsınız:)
Ece mutluluğun resmini sever, biliyorum kendileri 94 yaşındadırlar. Bu yüzden sevgiyi fotoğraflara gömdü:))
Ece, sevginin yalnızca kişinin iç dünyasına dayanmasının ilişkileri kurtarmaya yetmediğinin sitemini veriyor haklı olarak. Kendini salt sevgiye adamak, ilişkilerde sevgi mağdurluğuna yenik düşürebiliyor insanı. Öyleyse, sevgide güvenlik önlemleri de gerekiyor.
İşte neverland, sağlıklı ilişki için “sanatçı”lığa dikkat çekmişti. İç ve dış koşulları dikkate alan……
Sevgili Ece’nin birkaç yıl önce bir yerde yazdığı (neverland’ında dediği gibi) şu felsefe ile bitirelim ama, tartışmaya devam edelim:
Bir insanı seviyorsak ve yanındaysak onunla paylaşacağımız her anın her saniyenin tadını çıkarabilmek ve mutlu olma sanatını ortaya koyabilmek gerektiğini vurgulamak istemiştim..
Sevgi tohumu ekiliyse ister saksı olsun ister kır ve tabi ki yürek ; mutlaka mutluluk yeşerecektir zaten.
Ortaya koşul sürmek ve mutlu olmak için araçları yetersiz bulmak insan oğlunun (insankızı niye yok burada sevgili Ece?):)) kendine yapacağı en büyük kötülük olacaktır... “Türkiye burada tartışıyor” forumundan
Son söz: Hayatı bir gitara benzetirsek. -KİŞİLER, TELLERİ (ayar burgusuna bağlı),- --AKORT, İLİŞKİLERİ(ortak kabuller), --ÇIKAN SES, UYUMU (melodi) --ÇALINAN PARÇA, HEYECANIN RİTMİNi ifade eder.
Gelecek yazı, İLİŞKİLERDE AŞK
"Bence durum budur"
zihni
8
-Ya "SEN"ce?

İLİŞKİLER ve MUTLULUK
gelecek yazının konusu olsun… diye not bırakmıştık,
BURADA.
Bu başlığımızda, ilişkinin başladığı ve bittiği yer arasındaki "şimşekleri" konuşacağız. Yalnız şimşekleri mi, şimşeklere neden olan bulutları, bulutlaru ittiren karayelleri....
Öyle şimşekler ki, bazen depolanıp enerji olarak ta kullanılabildiğini, dizginlenemediğinde ise ortalığı nasıl yakıp yıktığını çerçeve içine alacağız. Sonra, dar ağacını dikip, boynuna ilmeği geçireceğiz Sn. katılımcılarımızla. (bu bir davettir tabi)
Bu sayfa, bir ön hazırlık olacak.
önce kumrular gibi nasıl sevişilir, onu izleyelim
Daha sonra, yazıya geçeriz...
(daha önce izleyenler affetsin beni:)).
Bir aşk hikayesi:
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Yıllanmış bir ağaç gibi köklü, gür
Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür
Hükmü verilmiştir oysa:
Yıkılacak. Çürümüştür.
Ataol Behramoğlu
Yalanını sevsinler senin derler ya?
Radikal G.mdeki CV'lik itirafımdı, yıllar önce.Bir EDİciğimiz var ki, her yanından, şanından, kanından ve canından sevgi ve onun türevi olan mutluluk fışkırıyor. Yetişen, okuyan nasibini alır. Son gelene de kalır korkmayın.
Bizi öyle bir köşeye sıkıştırmış ki, hani dönülen köşe olsa, canım değil, can düşmanım yanardı. Ama bu öyle bir yüklem ki, öznesini çömlek imalatçısının eline düşürür alimallah!
Mim’ledim diyor:)
İtiraf istiyor, püsküllüsünden, süslüsünden… öyle bir itiraf et ki, demeye getiriyor mimikli bakışlarıyla, insanı ömür boyu yalandan mahrum bırakacağa benziyor. Açıkçası yalanlarımızın şifresini istiyor, hızlı koşmamızı sağlayan sermayemize ağır vergi yüklüyor... Blog aleminde verilecek şifre miydi bu hele cancağazım:)
Amaaa, hatır demiri keser (emir idi o değil mi demiri kesen, aynı şey).
Burada sevimli olanlarını itiraf edicik deel mi?
Nerden başlasak ki!! Allah allaaaahhh!!
Heyecan bastı, hele bir soğuk duş aliim de geliim…
…….reklamlar
Önce şu yalansavar mermilerden söz edek! Hem heyecanımız durulur biraz.
Mesela:
-valla billa:-15 yaş altı yalanlardan-:eh öyleyse inandım (nah inandım, “valla billa”nın ne caydırıcılığı var ki, hadi neyse…)
-guran çarpsın eer yalanım varsa:-15-25 yaş arası yalanlardan-:kaç kişi ölmüş, yalandan guran çarpmasıyla? Bir sayısını ve hele gardaş?
-Anam avradım olsun eer yalanım varsa:-gecekondulu yalanlardan-:ula kocabıyık! Bu kurbağa yalanı olur. Ayağının birini kaldırıyon ha, görmedim sanma. Zaten bir anan var, ee? Bunun yanında bir de avradım olsun diyon, anlmaıyom mu sanki bu kelime oyununu! Hınzır seniii, seni Aziz Nesin’e teslim etmeli.
Politikacı yalanları-Oooo bu konuda bir ansiklopedi yazak en eyisi- >Biz sevimli olanlarını yazıcııidik!
Erkeğin eşine yamuklukları: (tabi bazılarının…)
BURAYA BUYURUN … affedersiniz, yorulacaksınız ama…
Bazı yalanlar var ki, şifresi verilmezzzz, doğum tarihinden, il plakasından, yakınların adlarından şifre oluşturulmaz. Sonra ne olur-olmazzz.
Bir ip ucu:
Bir gün, sıkıntı basmıştı beni, her zamanki gibi koşamıyordum, doktora gittim. (hayır anlatmıyorum, utanırım)….
“psikojenik” dedi. Oysa “eko”jenik çıktı. Yani “ekolojik”, yani “temmuz sendromu”. 350’m boşa gitti 3 yıl önce!!! Oysa o parayla, “Devletin, Ailenin ve Özel mülkiyetin Kökeni” kitabını alacaktım. Bana acıyan bir arkadaşım hediye etti.
Aaa… bizim de vardı birkaçtaneee!! Üzgünüm yer kalmadı Edicik. [(bu edicik ismi sevdim)x(var bir tane kiii, çok ısrar ederlerse belki? Biraz nazlanayım. Ne nazı yahu! Dil ürkmesi..] .
"Bence durum budur"
zihni
2
-Ya "SEN"ce?
Not:Mutluluğun resmi/Abidin Dino diye biliyordum ama, DİANNE DENGEL' in imiş. Yanlışımı düzelttiği için sn. loungetime teşekkür ediyorum. VE buradaki "mutluluk" resmini kaynağı (kendi linkinde) değiştiğinden, kaldırılmıştır
DUYGUSAL-Flamenko/
play'a "Tık" deyin, söz ile değil, fare ile. Okurken mutlu olun
Evrende zıtlıklarla var olan olgulardan biri de mutluluktur.
Mutluluğun çeliştiği şey, olumsuzluk hali mutsuzluk: insana üzüntü veren, yaşamsal fonksiyonlarının dengesini bozarak, karmaşaya ve oradan acı çekmeye götüren bir durum olarak ifade edilebilir.
Ruhun bir fonksiyonu olan mutluluk için,
“bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan doğan kıvanç durumu demiş TDK.
Mutluluğun, beden üzerindeki biyolojik belirteci, nöronların beyin üzerindeki uyarıcı etkisi midir? Kimyasal bir salgı mıdır?
İnsana, mutsuzluk ve kriz anlarında verilen ilaçların ancak maddi bir kaynağa etkisiyle düzeltileceği düşünülmüş olabildiğine göre, pek yanılmış sayılmayız.
Mutluluk bir amaç mı, araç mı, bir sonuç mu olmalıdır? Diye soranlar da var.
Spiritüalist görüşe göre mutluluk bir amaç değil, bir sonuçtur.
Oysa mutluluk, siz farkında olmadan bazen araç ta olabilmektedir.
Bir işyerinde çalışan biri ve bir aile üyeleriyle günlük yaşam gereklerinin sağladığı ilişkiler sorumlusu, ya da bir ülke vatandaşlığı sorumluluğunu taşıyan birisiniz. Aynı anda sizin için amaç olan mutluluk, ilişki ve dayanışma içinde olduğunuz diğerleri için araç olabilmektedir. Onlar için araç sayılabilen sizin mutluluğunuz, daha sonra size “artıdeğer mutluluğu” olarak tekrar döneceğini de varsayabilirsiniz.
Çünkü, mutluluk, performansı artıran etkenlerden biri olduğundan, üreteceğiniz değerin hatta etrafa yaydığınız pozitif enerjinin de kaynağı olabilmektesiniz.
Mutluluğun kaynakları nedir o zaman?
Başta güzellik?
Para; yani maddiyat?
Seks?
Beslenme?
İktidar?
Bilgibirikimi?
Cahillik?
ÖNCE GÜZELLİK
Aristotales güzelliği şöyle tanımlamış: "güzel olan, salt kendisi için arzulanabilir olandır". Ayrıca ona göre, güzellik matematiksel bir orantı gibi ele alınır.Güzel olan kavranabilir olmalıdır ve bu da oran ve ölçü ile ilgilidir.
Günümüzde kuaförlerin, berber ve güzellik salonlarının referansı Aristo’nun teorisi olsa gerek. Aristo’ya göre güzelliğin içerisinde kültürel gelişim, bilgibirikimi var mıdır? Ölçülebilirlikten söz ettiğine göre, genel kültür düzeyi de güzelliğin ölçülebilir fonksiyonlarından biridir.
“Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca”/ Karacoğlan
Buna göre en genel anlamda güzellik, bakanda beğeni ve hoşlanma etkileri bırakan, haz duyumlarını uyaran nesnelerin niteliği ya da özelliği olarak tanımlanır. Bu eğilim genel olarak estetik gerçekcilik olarak adlandırılır. .
Başka anlamda,
güzellik bakılan ile ilgili değil asıl olarak bakış ile ilgilidir. Bu eğilimse estetik öznelcilik olarak adlandırılır.
Estetiğin ana konusunu da bir anlamda güzellik kavramı oluşturmaktadır.
Genel görünüşte çirkin birine, “sen dünyalar güzelisin” diyen aşık bu görüşü temsil etmiş olmalı.
Güzellik, idea'nın bir sanat yapıtı olarak gerçekleşmesidir/hegel
PARA MUTLULUK KAYNAĞI OLABİLİR Mİ?
Bu sorunun cevabını ararken, “para-sex-mutluluk” ilişkisini inceleyen bir istatistik bilgiyi buldum:
SEKS ILE PARA ARASINDA BAĞLANTI YOK
Araştırma sonuçları, cinsel aktivite ile eğitim arasında ya da cinsel aktivite ile gelir düzeyi arasında bir bağlantı ortaya koymuyor. Evli olanlar arasında cinsel yaşam daha aktif.
Gelir düzeyi ile cinsel ilişki sıklığı arasında bir bağlantı var mı? Araştırmaya göre, böyle bir bağlantı hiç yok. Bulgulara göre, para daha fazla mutluluk satın alır gibi gözüküyor ama daha fazla seks getirmiyor.
Iyi eğitimli kadınların eş sayısı, diğer kadınlara göre azalıyor. Boşanmış erkekler ise diğer gruplara göre daha çok eşli bir yaşam sürüyor. Işsizlerin de çok sayıda kişiyle birlikte oldukları görülüyor.
Para ve ilişkiye girilen kişi sayısı arasında bir bağlantı var mı? Istatistiksel olarak bir bağlantı yok. Para, daha fazla sayıda kişiyle ilişkiye girmeyi sağlamıyor.
Araştırma cinsel aktivitenin artmasının mutluluğu artırdığını net biçimde ortaya koyuyor. Tek eşli olanlar, çok eşli olanlara göre daha mutlu. Daha fazla gelir ise ne daha fazla cinsel ilişki, ne de daha fazla kişiyle birlikte olmayı getiriyor.
Kaynak:birgun.net
muratarin@birgun.net
Tek cümleyle, Freud’u anacak bir anıdan söz edelim.
Bekar iken arkadaşlarımdan biri, “dondurma üstü fıstıklı baklava yediğim gün, her zaman çirkin gördüğüm kadınlar, gözüme GÜZEL görünmektedirler” derdi.
Vay sapık derdim bende:)
İLİŞKİLER ve MUTLULUK
gelecek yazının konusu olsun…
--------------------------------
"Bence durum budur"
zihni
26
-Ya "SEN"ce?
not: bu makale, daha önce yandaki gazetede yayınlanmıştı
İskenderun Belediye Kültür Sarayında düzenlenen “Çevre- İnsan ve Işçi Sağlığı” konulu panel, “çevrecilik kimin çıkarına ve nasıl bir çevrecilik”” gibi bir sorunun yanıtını bulmamızı sağladı.
Protokol konuşmacılarını dinledikten sonra, aldığım notların başlığını ‘Sosyete Çevreciliği” olarak yorumlamayı uygun buldum.
Paneli düzenleyenlerden biri olan İşçi sendikasının iyi niyetinden endişe duymamaya çalışsam da, egemenlerin işçi üzerindeki sopası gibi durduklarının somut göstergesini gizleyecek(!) bir kılıf bulmakta zorlandım..
Panel tanıtım ilanına büyük puntolu harflerle yazdıkları, ”İnsan ve işçi sağlığı” kavramında iki özne görülmektedir. “lşçi” öznesi, “insan” öznesiyle tanımlanamayacağı düşünülmüş ki, ikinci bir ek ile aradaki fark korumuş olmaktadırlar(!).
Belki de çaktırmadan, işçinin insan olup olmadığı tartışılmaya açılmıştır!
Bu tanımlama karşısında şaşırmış değilim. Dünya sosyalistleri, sömüren sınıfın “emek-değer” kavramlarını bu çerçevede sorguladıklarını zaten biliyorlardı/ biliyorduk. İlginç olan şey, sömüren sınıfın bunu her zaman açık dille, ifade etmemesiydi. Üstelik, bir işçi sendikasıyla ortaklaşa hazırlanan bir panelde, işçi sendikasının salaklığından bu kadar açık yararlanmış olmasıydı.
Sosyete çevreciliği tespitimi, panelistlerden, Çalışma Bakanlığı Başmüfettişi Y. Üner’e açtığımda,
“sosyeteyi kötü anlamda mı aldığımı” sordu ve “Sosyete yüksek değerdir” dedi. Elbette “Sosyete, toplumun kibar, zevkli, zarif olmayı bildikleri kabul edilen insanlarından oluşan kesimidir” diye tanımlamışlardır sözlüklerde. Ancak, bireyci ve seçkinci olduklarından ulusal-toplumsal sorunlarla uğraşmaya ayıracak ne enerjilerinin ne de niyetlerinin olduğu belli. “Klasik tespitle” onlar düşkün insanları köpekleri kadar sevmezler inancı yaygındır.
Bir sigara külünün yere atılmasındaki hassas tepkiyi, İsdemir Fabrikalarında her gün toz, gaz ve asbest yutan ve maden ocaklarında ömür tüketen insanların rezaletine gösteremezler. Onların çevrecilikleri yalnızca kamp yapacakları yerlerle sınırlıdır.
Konunun sosyete çevreciliğine dönüşmesi, tarihi bir çelişkiden kaynaklanmaktadır. Panelin sonuç bildirisinde de bu kanı doğrulanmıştır:
-Çevre Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hunay Evliya (Oturum başkanı)’nın dediği gibi “Uzmanlar başka, politikacılar başka konuşmaktadır”.
Buradan da anlaşılıyor ki politikacılar daha çok, kendilerini seçen değil, seçtirenlerin hizmetindeler.
Toplumumuzun iktidarı belirleyen çoğunluğuna göre, ölümlerin çoğu vade (alınyazısı) olarak biliniyor. Kirli hava, sinir bozucu gürültü, trafik tıkanıklığı, kimyasal kirleticiler, fiziksel ve psikolojik stresin pek çok başka kaynaklarıyla yaşamaya mahkum edişlimiz bir kader olarak bilenlerin oyları, hükümetleri belirlemektedir.
Bindiği dalı kesen toplum, Nasreddin Hocaları, Aziz Nesinleri de yaratmıştır aynı zamanda.
Bu çok katlı sağlık tehditleri, teknolojik ilerlemenin yan etkilerinden çok, büyümeyi ve yayılmayı, tek amaç edinmenin bencillikleri sonucudur diyor Prof. H.Evliya.
Bir sahil kampında bulunan, bir kaplumbağa türünün, tepelerde eksikliği fark edilen birkaç ağacın, kaldırıma savrulan bir sigara izmaritinin, elektrik teline takılan bir kuş yavrusunun, çatıda mahsur kalan bir kedinin, ekosistem dengesin etkisi elbette önemlidir.
Ağır sanayide ve yer altında, kenar mahallelerde, köylerde ve daha nice kuytu köşelerde telef olan insanların ekosistem dengesine katkısı SOSYETE ÇEVERCİLERİNİ ilgilendirmeyeceğini herkesin bilmesi gerekmektedir.
Çünkü, . Onların çevrecilikleri yalnızca kamp yapacakları yerlerle sınırlıdır.
z.örer/1998-Hatay Gazetesinde yayınlandı.
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
backgammon
Her zar atılışında hangi pulu nereye,
hangi karşı hamle olasılığını nasıl gözlemleyerek koyma kararını vermek,
“matematik mantığını” ve belki de psikoloji matematiğini (ben uydurdum) “konuşturmanın” arenası…
Rakib(en)in psikolojisini sarsarak, civatalarını gevşetme esprisinin buluştuğu o sihirli zar var ya; ya da O’nun aynı depremi sizde yaşatması..? İnsanın fiziğine dokunmuyor ama, kimyasının HP’sini(yüksek performans) değiştirdiği durumlar düşman başına.
Satranç kadar kapsamlı derinliğe sahip değilse de, toplumun her kültür kademesine hitabetmiş olması açısından yaygın bir oyun türüdür. Futbol gibi, uluslar arası ortak bir buluşma dili haline gelmiş sanal alemde.
Oyun mu?
Neverland’ı bir kez dahi yenememiş olmanın gurur ve şuuru (nerden çıktı gurur ve şuur) burukluğu ve hırsıyla, dünyaya meydan okumaya başladım. Önüme geleni devirip geçiyorum. Ama, aması bu yazının asıl ana fikri oldu:
Hadi neverland’a yenilmek bir “şeref” addedilsin (kişisine göre değişir).
USA’lısıyla, Portekizlisiyle, Makedonyalısıyla, Ispanyoullusu’yla (“yollusu” değil, yanlış anlaşılmasın). İngilterelisiyle,…vs. match yapmış bulunmaktayım. Match demişken aklıma geldi, öyle ahım şahım bir İngilizcem de yok. Ama, pek de fena olmadığımı söyleyen oldu. Tabi ki, sıkıştığım yerde hazır sözlük varken, rahmetli Babam da bir şeyler diyebilirdi. Ama bendeniz, bir şeylerden fazlasını demiş olmanın rahatlığıyla hava atmaktayım şu turizm cenneti dedikleri Alanya’da:)
Ne diyorduk,
Oyun puan usulü, tekli ve katlamalı olarak oynanmakta.
Oyunda beklenmedik (sürpriz) zardan başka davranışlar dikkatimi çekiyor. O da hile, sanal hile. Oyun ayarlarında yapılan bazı hilelerle, sizi tuzağa düşürüp, kazandığınız puanları kendine yazdırıyor, ya da kaybedeceği kesinleştiği an, oyunu kapatıp kaçtığı oluyor.
Buradaki hileleri daha çok hangi ulusların, ya da hangi sistemlerin ürünü olan oyuncuların yaptığını küçücük bir hafıza istatistiğiyle tespit ettim.
USA’lılar hilede 1. sırada, İngilizler 2. sırada. Bu kategori içerisinde kadınlar daha çok hile yapmaktadırlar. Duygusal sarmaldan öte, Liberal teslimiyetin ürünü olsa gerek.
Bir Makedonyalı var ki, zengin bir ülkede koca aramaktadır (sohbetlerden çıkardığım izlenimden).
İran’lı bir bayan ile oynarken sordum:
-Şu anda İran’da mı yaşıyorsun? Hayır, Dubai’de. (hı anlamıştım, iranda olamaz) Dubai’de elektrik mühendisiymiş.
-İran da (bizdeki gibi) türban sorunu var mı?
-Sadece yöneticilerin sorunu var. (bu da bizdekinin ters versiyonu)
Siz İran’da yaşasanız, bu tavlayı oynayabilir misiniz?
Oyunu kapattı ve kaçtı.
Başka bir İranlı (neden irana taktın deseniz, isimlerden İranlı olduğunu anlıyorum, hemşeri ayağından sohbet etmek istiyorum, USAlı ve Biritanyalıdan daha sıcak geliyor da ondan).
O bayan da Ispanya da yaşadığını söyledi. (buna da içimden Hıı dedim.).
Ha unutmadan, google'e "tavla resimleri" yazıyorum (yazıya eklemek için), "kız tavlama" diye başlıklar çıkıyor. Birine "tıklıyorum, şu yandaki resimler geliyor karşıma:
Akıl yerine beden gösterisi!... bu da DOĞU toplumları özelliğimi yoksa?
Öyleyse ne doğu, ne de batı.....
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
seçimde sol dakika
Ufuk Uras ve Akın Birdal (artık meclisteler).
Bu iki ismi, kendim gibi bilirim. Duygusal fiziksel hamlelerinde soğuk kanlı, düşüncelerinde ve bunu ifade etmelerinde güçlü reflekse sahip bir yapıdalar.
Dürüstlüklerinin, burjuvanın parayla satın alamayacağı kadar bozulamaz tonda olduğunu anlıyorum.
Aydemir Güler ve Baskın Oran ile de tanışmayı çok isterdim:)
Bu isimlerin şahsını tanımaktan çok, tabi ki paradigmaları daha önde gelir.
Türkiye koşullarında "asıl Sosyalizmin nasıl tanıtılacağı"nın örneklerini göremeyi bekliyoruz.
"Sol" kavramını CHP-DSP kimliğine monte eden burjuvanın, ASIL SOLun ne olup-olmadığı konusunda (nispeten de olsa), kulak aşinalığı olabilecek fırsatlar karşısında nasıl hırçınlaşacağının de geleceği olacak bu dönem.
Diğer DTP'li (kürt) dostları pek tanımam ama, biz bir "türk ırkçılığı"yla baş edemezken, -misilleme gibi sanki- (nerdeyse) kürt ırkçılığı tonuna bürünecek çizgiye doğru sürüklenen "sosyalizm mücadelelerini" anlamakta zorlanıyorum. Biri çıkıp anlatsa....
Kısacası, meclis bu dönem şenlenecek:) Artık meclisin solu da olacak.
"Bence durum budur"
zihni
7
-Ya "SEN"ce?
ÜZGÜNÜM!!!!
BARIŞ AKARSU geniş haber
Şarkı yarışmasında öncelikle kişiliği ve daha sonra sesi ile dikkat çeken, SEVİLEN Barış Akarsu, ölümün adaletsizliğine kurban gitti! Buradaki adı, TRAFİK CANAVAR..
Bodrum'da geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanan sanatçı ve oyuncu Barış Akarsu'nun hayatını kaybettiği açıklandı.
Akarsu'nun tedavi gördüğü Özel Bodrum Hastanesi doktorlarından Abdullah Servet, Barış Akarsu'nun hayatını kaybettiğini açıkladı. 5 Temmuz 2007
"Bence durum budur"
zihni
17
-Ya "SEN"ce?
Kadın Halk Fırkası ,(ece-naze' de)
Ece Arıya sevgilerle (derin Düşünceler'de)
Terazinin kefelerinde insan onuru vardır. Biyolojik, geometrik görüntüleri farklı olsa da, insanlık tarihinde kadın-erkek savaşını sona erdirecek olan değer maddi güç değil, insan onurudur. Temel yaşamsal haklar, "insan" olmanın onuruyla dengede olmalıdır ki, aşk da dayanışma da anlamlı, kaliteli ve sürekli olsun
KADIN - ERKEK EŞİT OLSAYDI?
Farklı cinslerin ilk karşılaşmalarında –çoğunlukla- reflekssel dürtü, libidonun etkisini öne çıkarır. İlk karşılaşmada “yabancı” erkek ve kadınların birbirlerinden kaçınma refleksi buna kanıttır.
Gelenekçi (geri ve azgelişmiş) toplumlarda bir çok davranış kuralının içerisinde iki yüzlülüğün ve bencilliğin izleri gizlenemez. Kişinin kendisi için serbest olmasını umduğu şeylerin, başkaları için “yasak” olmasına verdiği enerji, güçler dengesiyle kural haline gelebilmiştir. Söz konusu güç dengesi erkeler arasındaki rekabette sağlanırken, oyun daha çok kadınlar üzerinde oynanmıştır.
Yine tarihte, pazu gücünün egemenliği, aynı zamanda maddi servet egemenliğini de sağlamış olduğundan, erkek-kadın hakları, zaman içinde kendiliğinden “cinsiyet egemenliğini” de içinde barındırmıştır.
Doğanın ve sistemlerin biçimlendirilmesinde kadına rol düşmediğinden, “işlemeyen demir pas tutar” deyimine uygun, kadınların kişiliği, edilgenlik ve “sürekli uyum” moduna dönüşmüştür.
Bilimsel analizler faydacı yaklaşımla, bu kuralların bir bölümüne onay verilebilirken, onay verilemeyecek yanları da ayrıştırmaya çalışır. “Egemenlik paylaşılamaz dürtüsü öne çıktığı anda çatışma doğmuştur
Tarihler boyunca kadın-erkek ne birbiriyle mutlu olabilmiştir, ne de birbirisiz.
Aşkın ve çıkarın anlamı da cinsler için farklı ölçülmekten soyutlanamamış.
Erkekler (kaburgasından doğan) kadına neden aşık olurlar? “Libidonun itkisi başrolü oynar” diyor Freud. Ona “erişilmez bir değer biçmesi, erkeğin “köşeye sıkışması”yla…
Neden kısa sürer erkeğin kadına aşkı? Umduğu ile bulduğu arasındaki farkın, kaburgasına yansıyan ağırlığından olabilir.
Öyleyse Adem’in Havva’ya aşık olması caiz midir? Bu durumda “değildir” gibi görülüyor.
Kadının erkeğe aşkı neden uzun sürer? Ona eşitlenme ve egemenlik paylaşma umudu uzun süreceği için.
Kadın-erkek eşitliği durumunda genel ilişkiler ne olacak?
“Bir erkek olarak sana mı kaldı kadın sorunları!” diyecek hemcinslerim çıkabilir. Hele ateşten gömlek sayılan “feminizm konuları?” “Erkek egemenliğini atalarımız hazır miras bırakmışken, nankörlük ve de ahmaklık yapma” diyenler de olabilir.
Ey erkek milleti (yani benim milletim)!
Bu egemenlik var ya? Asıl bizi ahmak ve nankör yapan bu egemenliğin ta kendisidir.
Uyanalım.
Erkeklerle kadınların temel haklarda eşit olacağı bir toplum hayalini içtenlikle kuralım. Erkekler gibi eğitilip yetiştirilen kadınlar, onlarla aynı koşullarda çalışıp, aynı ücreti alacağını düşünelim; "cinsel özgürlük kadın için ne sorunlarla bağlanacaksa, erkekler için de aynısı olacağını düşünelim". Kadınlar için istemediğimizi, kendimize de yasaklayalım. Ama sevişme artık "ücreti ödenen" bir hizmet olmasın. Erkek kadını nikah altında bile cinsel ihtiyaç kapsamında, “çocuklarının anası” gibi değil, iki elmanın yarısı da değil ama, iki tamın özgür iradelerinin buluştuğu bazen de kenetlendiği bir eş olacağını düşünelim.
* * *
"Kadının kendine, para kazanmak üzere koca nafakasına bağlı olmayan, başka bir iş bulması ; evlilik, kadınla erkeğin dilediği zaman bozabilecekleri karşılıklı ve özgür bir bağlanma olsun; analık serbest olsun, yani doğum denetimi ile çocuk aldırmaya izin verildiği gibi, bütün analarla çocuklarına, evli olsunlar olmasınlar, tıpatıp aynı haklar sağlanabilsin…. "
Erkek ne kaybederdi o zaman? Ya da kadın ne kaybederdi, şu günkü konumundan fazla? Ya toplum..?
"Ancak, kadınla erkeğin gerçekten eşit olabilmeleri için yasaları, kurumları, töreleri, toplumun görüşünü ve bütün toplumsal ortamı değiştirmek yeterli midir?"
"İnsan topluluğunda bütün öbür varlıklar gibi, kadın da uygarlığın ortaya çıkardığı bir üründür.
Kadının varlığı hormonlarıyla ya da bilinmeyen içgüdülerle değil, yabancı bilinçler aracılığıyla kendi bedenini ve dünyayla arasındaki ilintiyi yakalayışıyla belirlenmektedir; genç kızla delikanlıyı birbirinden ayıran uçurum, elbirliğiyle, daha küçük yaşta yaratılmıştır; ondan sonra artık kadının nasıl yapıldıysa öyle olmasına engel olunamayacak ve o geçmişini, bir kuyruk gibi, ölene dek ardında sürüyecektir; bu geçmişin ağırlığına bakılırsa kadının alınyazısının ölümsüzlük içinde saptanmadığı açıkça görülecektir "
"Kadının iktisadi durumunu değiştirmekle tepeden tırnağa değişeceğini ummamak gerekir elbet; bu etken, her zaman için, evriminin en önemli öğesidir; ancak, bu etkenin haber verdiği ve beklediği ahlaki, toplumsal ve kültürel sonuçlar elde edilmedikçe, yeni kadının ortaya çıkması olanaksızdır; şu anda da bu sonuçlar ne Sovyetler Birliği’nde, ne Amerika Birleşik Devletleri’nde, ne Fransa’da, ne de başka bir yerde gerçekleştirilebilmiştir; bu yüzden de, günümüzün kadını, geçmişle gelecek arasında bocalayıp durmaktadır; çoğu kez, erkek kılığına girmiş «sahici bir kadın» gibi gözükmekte, gerek kadınsal yapısı, gerek sırtındaki erkek giysileri içinde kendini rahatsız hissetmektedir."
"Kadının kendine yeni bir deri yaratması, sonra da oturup buna göre bir giysi dikmesi gerekmektedir. Bunu da ancak toplumun evriminden sonra başarabilir. Bugün, hiç bir eğitimci, tek başına, «erkek insani varlık»a tıpatıp benzeyen bir «dişi insani varlık» yaratamaz: erkek gibi yetiştirilen bir genç kız kendini benzerlerinden ayrı hissetmekte dolayısıyla yine toplumun dışında kendine özgü bir varlık halinde kalmaktadır. “Ormandaki bütün ağaçları aynı anda dikmek gerekir” diyen Stendhal bunu çok iyi anlamıştı. Yoo, tam tersine, kadın erkek eşitliğinin somut olarak gerçekleşeceğini ileri sürüyorsak, o zaman, bu eşitlik yine her bireyde ayrı ayrı ortaya çıkacaktır."
"Eğer bir kız çocuğu, çok küçük yaştan başlayarak erkek kardeşinin yetiştirildiği ortamda, aynı istekler ve onurlarla, aynı ciddilik ve özgürlük içinde, aynı eğitimi alarak, aynı oyunları oynayarak yetiştirilse, aynı geleceğe sahip bulunsa, çevresinde iki anlama yer bırakmayacak biçimde eşit kadınlarla erkekler bulunsaydı, «iğdiş etme karmaşası» ile “Oidipus karmaşası”nın anlamları tepeden tırnağa değişirdi."
"Yuvanın maddi manevi sorumluluğunu baba kadar yüklenen ana, aynı sürekli saygınlığa kavuşacaktı; kız çocuğu çevresinde yalnız erkeklerin değil, her iki cinsin malı olan bir dünya bulacaktı; duygu yönünden babasına eğilim duysa bile ki bu da pek belli değil ya, neyse ona duyacağı sevgiye bir güçsüzlük duygusu değil, bir yarışma isteği karışacaktı: genç kız edilginliğe yönelmeyecekti; çalışma ve sporla değerini göstermesine izin verileceği için, oğlan çocuklarıyla etkin olarak yarışabileceği için elindeki vaatlerle ödünlenen erkeklik organı yokluğu “aşağılık duygusu” yaratmayacaktı; nitekim, kafasına böyle bir fikir sokulmasa ve erkekler kadar kadınlara da saygı duyması gerektiği öğretilse, oğlan çocuğunda da «büyüklük duygusu» olmayacaktı. Böylece, küçük kız, kendine hayranlık ve düş gibi kısır yollardan aşağılık duygusunu ödünlenmeye çalışmayacak, kendini olmuş bitmiş bir veri diye görmeyecek, yaptığı işle ilgilenecek, her işe canla başla sarılacaktı".
Eğer özgür bir yetişkin insan geleceğine açık olsaydı, genç kızın erginlik çağının da tıpkı oğlanınki gibi kolayca aşılacaktı; aylık rahatsızlıklar, bir anda kadınlık uçurumuna yuvarlandığı için bu derece korku vermektedir kendisine; yazgısının bütünü karşısında böylesine korkulu bir tiksinti duymasaydı, o körpecik cinselliğini tıpkı erkek çocuk gibi rahatça kabullenecekti; tutarlı bir cinsel eğitimin bu bunalımı atlatmasında büyük yardımı dokunabilirdi."
"Kız erkek bir arada okutulsaydı, o zaman, o yüce Erkek efsanesi doğamayacaktı: günlük yaşamın içli dışlılığı ve hilesiz yarışlar bu efsaneyi yıkmaya yetecekti. Karma öğretime yöneltilen suçlamaların, altında hep cinsel tabular yatmaktadır; oysa çocuktaki merak ve zevki yasaklamaya, bilinçaltına itmeye çalışmak boşunadır; böyle bir tutumla, olsa olsa birtakım doyurulmamış arzular, musallat fikirler, sinir bozuklukları doğurulur; genç kızların o aşırı duygululuğu kendi cinslerine duydukları ateşli sevgi, düşsel kara sevdalar ve bunların yanlarında getirdikleri bütün o saçmalıklar ve dağılmalar çok zararlıdır. Erkeğe bir yarı tanrı değil de, yalnızca bir arkadaş, bir dost, bir eş gözüyle baktığı zaman, genç kızın en büyük kazancı, kendi varlığının sorumluluğunu yüklenmekten kaçmamak olacaktı."
"Kadınlar «yapışkan»dırlar, erkeğin sırtına binerler ve bundan en çok kendileri acı duyarlar; çünkü yazgıları, yabancı bir organizmaya yapışıp onun iliğini kemiğini sömüren bir asalağınkine benzemektedir; onları da özerk bir organizmaya sahip kıldığımız, dünyayla boğuşacak, ondan kendi özlerini çıkaracak duruma geldikleri an, bağımlı olmaktan kurtulacaklardır: onlarla birlikte erkekler de tabi. Ve hiç kuşkusuz, o zaman, iki cins de daha sağlıklı olacaktır."
"Bence durum budur"
zihni
15
-Ya "SEN"ce?
ANAYASASI İNSANIN
Ustamız Eluard’ın izinden
Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!
Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!
Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!
Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman
Can YÜCEL
"Bence durum budur"
zihni
29
-Ya "SEN"ce?
Bu şiire göre uygarlığın neresindeyiz?
----------------------------------------------------
CA(İ)N ŞİİRİ
Davacı zengin, davalı yoksulsa
Zenginden yana işler yasa
Davacı yoksul, davalı zenginse
Davalıda kalır yine nizalı arsa
Davacı da davalı da zenginse
davada Özür diler çekilir aradan kadı
Davacı da davalı da yoksulsa, bak,
Sade o zaman işte yerin bulur hak
Can Yücel
-----------------------------------------------------
Günümüzün uygarlığı bu şiirin,
a-başında
b-ortasında
c-sonununa yakın
d-bu şiiri aştı artık, hükümsüz....
???????????
"Bence durum budur"
zihni
6
-Ya "SEN"ce?
| Anasayfa | Basin Açıklaması | Forumlar | İmza at | Son imzalar | Tüm imzalar | İmza formunu indir |
Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından hepimiz öfkelendik ve OMUZ OMUZA verdik. Yalnız olmadığımızı, yüz binler olduğumuzu görüp umutlandık. Irkçılığın, savaş çığırtkanlığının, tahammülsüzlüğün, işsizlik, yoksulluk ve adaletsizliğin ulaştığı tehlikeli boyutlar karşısında sadece cenazelerde omuz omuza veriyor olmaktan şikayetçiyiz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet, halkların kardeşliği, barış ve refahtan yana olanların sesinin daha yüksek çıkmasını arzu ediyoruz. Hepimizin, her sol parti ve sendikanın sahip çıktığı ortak taleplerimiz var ve bu taleplerin Meclis kürsüsünden dile getirilmesini istiyoruz. Bugünkü koşullarda hiç bir parti yada grubun bu başarıyı tek başına elde edemeyeceğini gören biz aşağıda imzası olanlar, hiç bir savaş iznine, özelleştirmeye, ayrımcı yasaya oy vermeyeceğini, bunlara karşı TBMM'de bizleri temsil edeceğini ilan eden, patronların, generallerin, bürokratların, atanmışların, IMF'nin değil; ezilenlerin ve emekçilerin sesi olmaya söz verecek emekten, kardeşlikten, özgürlükten ve barıştan yana olan ortak bağımsız adaylar aracılığıyla seçime hazırlanmak istiyoruz. Ayrıntılarda boğulmayan, sadece üzerinde ortaklaştığımız temel noktaları dile getirecek bir bildirgeyi imzalayacak ortak adaylarımız olursa yüz binlerce kişinin sandığa gitmeme ya da CHP'ye oy verme açmazından kurtulacağına inanıyoruz. Ortak adaylarımız,
Bu adımı destekleyen bütün parti ve kurumlar bu adaylara desteğini ilan etmeli ve bütün gücüyle seçim kampanyasına destek vermelidir. Bütün adayların kullanacağı ortak afiş, bildiri vb araçlar oluşturulmalı, bu araçlar, parti-kurum ayrımı yapılmadan hep birlikte kullanılmalıdır. Sokakta ve sandıkta, emek, barış ve demokrasi mücadelesini, umudu yükseltecek, yüz binleri heyecanlandırabilecek, hepimizin gönlünden geçen böylesi bir alternatif yaratma sorumluluğundan kimse kaçmamalıdır |
"Bence durum budur"
zihni
5
-Ya "SEN"ce?
Zihni Örer
4 Ağustos 1988/özet
---------------------------------------------------------------------------------------------
Kapitalist Yönetim Örgütlenme piramidi