29.7.19

Çarıklı Aşıklar'ı anlamak asalet kuruntusunu sorgulamaktır

  • Sabri Yilmaz, Halil Doğan ve 3 diğer kişi ile birlikte.
    Zehni Örer’in yeni romani “ Carıklı Aşıklar” bir cümle ile ifade edilse ne yazabilirim diye düşündüm, o da şu olabilir;
     “ötekileştirilenlerin içinde geçen bir aşk romanı” ama o da yetmiyor.. çünkü klasik bir aşk romanı degil, toplumsal degerlerin “sınır ötesinde” buluşulan bir zemindeki arayış aşkı...
    Romandan bir alıntı:
    “Hayatımın en garip en dip anlarını yaşıyordum. Bir tutuklunun sorgusuz sualsiz, yıllarca hapiste tutulacağı üzerine çok şeyler duymuştum. Bir gün uyuşturucu pazarlamakla tutuklanacağım aklımın ucundan geçmezdi. Oysa sigara dahi içmiyordum. Babamın bana taktığı bütün kötü bilinen kavramlarla yüzleşmiştim. Evet, o haklı çıkmıştı. En son bir cingene kızına tutulduğumu duysa, neler demezdi ki! Sülaleye, parti teşkilatina, hatta memlekete, rezil ederdi belki de. Televizyonlara haber de olabilirdim. Gazeteler şöyle başlık atardi: “ .....”

    Evet bu cümleyi saklı tutuyorum. Okunması sizi bekleyen bir roman. Akıcı ve yer yer hüzünlü bir roman.
    Eline ve kalemine sağlık Zehni Hoca. Selam ve saygılarımla...
    Çarıklı Aşıklar


Dogan Cetinkaya şu an ki hal ve ruh halini anlatan; yeni kuşağın eski kuşakla ( ya da eski kafa) ile mücadelesini ve bu mücadele sonucu gerçegi bulma eğilimi... kendi aydın düşüncesinin nasıl somut gerçeklere ulaştığını ve gerçeğin insan benliğinde (kafasında) saklı olduğunu keşfetmesi ve bunu isteyerek yapması.... teşşekkürler Zihni Örer

Turkan Savcıgil Bunca siyasi çalkantıda ve seçerek de olsa zorunlu baktığın onca kitap arasında, elinde de özlemle biriktirdiğin "okumak üzere sıraya koyduğun" kitaplar arasından çıkageldi "Çarıklı Aşıklar" Anadolu'nun en uçlarını harmalayan ve aşkın büyüsüyle birleştiren bir eser..
Siz hiç bu günlerde edebi bir romanın kültür programlarında konu edildiğini duydunuz mu? Duyulmuyor işte..
Öyle sorunlarla boğuşturuluyor insanlar Bir roman okumak lüks ve uç bir hale geldi.




  • Zihni Örer: Ne güzel yorumlar:) Güzel olan bir yazarın "ego"sunun okşanması değil,  romanın anlayarak okuması ve çıkarılması gereken mesaja hakim olunmasıdır... Kitap okumanın hiç cazibesinin olmadığı, hatta aydın olmanın sakıncalı sayıldığı bir toplumda, kitaplarımı sınır ötesine/ Avrupalara kadar özveriyle ulaştıran, sizlerle buluşturan o değerli dostlarıma çok teşekkürler ediyorum.

    Teşekkürler Sabri Yılmaz, Osman Durmuş ve Dogan Cetinkaya, Teşekkürler Türkan Savcıgil...
    ve
    Teşekkürler kültür elçileri Erol Yımaz, Cengiz Küçükçelik, Mehmet Bıçakçı ve Halil Doğan'a,
    ve
    teşekkürler kitaplara ilgi duyan, duymayan, teğet geçen ve sessizce okuyup kenara fırlatalara
    ve
    teşekkürler tenezzül etmeyerek, göz kenarıyla bakan ama görmezlikten gelen, eline geçse, sayfalarını mangal kömürünü tutuşturmakta kullanacağını tahmin ettiğim değerli dünyadaşlara,
    ve
    teşekkürler "amaan, dünya klasikleri dururken bunlara mı kladım" diyerek tepeden bakanlara....



     ---------------------------------------------------------------------------------
    Bu internet sitesi hakkında

    zihniorer.blogspot.com

12.7.19

NAFAKA KONUSU BİR SÖMÜRÜ OLAYIDIR. ASIL OLAN EMEK-DEĞER KAVGASI.



Bu aralarda Kızımızın “Türkiyede ve Dünyada Kadın İstihdamı” konulu Yüksek Lisans Tez çalışmasına katkı yaparken, güncel bir konu karşımıza çıkınca, ilgi alamız bu yana savruluverdi.

Adalet Bakanlığı bünyesindeki Uzlaştırma görevim nedeniyle, karı-koca kavgalarının sanık-mağdur çekişmelerinde nafaka konusu dahil, arz ve talepleri yasalar çerçevesinde düzene koymak işimin bir parçasıdır.

Bu dikkat ve ilgi ile, aşağıda irdeleyeceğim bu konuyu da tez dosyasına ekleyeceğiz.

***
MHP K. Maraş milletvekili nafaka konusunda yasa teklifi hazırlamış. Yasanın mesajı, "ömür boyu nafaka, erkekleri mağdur ediyor".
Kendi ifadesiyle hem günümüzde yaşanılan örneklere bakıyor, hem de “İslam Hukuku"na baktığını söylüyor. “İslam Hukukunda nafaka ömür boyu olmaz" fikrine varıyor. "Günümüze bakalım ama, İslam hukuku ne alaka!" diyesi geliyor insanın. Nisalı İslam Hukukuna göre, kadınların oyu bile erkelere eşit değilken...

Öncelikle mevcut yasa ne diyor?
"Nafaka şartlarını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesine göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Elimizdeki yasa bu. İlk bakışta kadını koruyor gibi görünse de, aslında kadını korumaktan çok, kadını hileli ve aslak davranışa yönelttiği, birçok örnekten anlaşılabilir.

Gerçekten yaşanmış örnekler:
* Bir kadın, eski eşinden ayrılınca nafakaya bağlanmış ve adrından başkasıyla nışanlanmış. Aradan 4 yıl geçince, nişanlısıyla birlikte mahkemeye giderek nafaka artırma davası açmış. Duruşmada "sayın hakim, eski eşimden aldığım nafakanın azlığı yüzünden para biriktiremedim, nişanlımla evlenmem bu yüzden gecikti".
Bu durum eski eşin "ağzına sıçmak" değil de nedir!

* Bir işçi, aylarca çift mesai çalışarak epeyce para biriktirir. Bir otomobil, bir kışlık ev bir de yazlık alır. Bu koşullarda çalışınca, evini ve eşini de ihmal etmekten kurtulamaz. Kadın evlilikte bir şeylerin eksik gittiğinin farkındadır. O da işi oluruna bırakarak sık sık alışverişe gider, geç saatlerde evine döner. Çok gezen pabuç ayağında (pardon ardında) bir zampara getirir. Bu arada işkolik olan kocası, fazla mesai yorgunluğuna yenik düşer, bir gün iş kazasından ölür.
Aradan altı ay geçince kadın zamparasıyla evlenir. Eski kocasının fazla mesai paralarıyla aldığı yazlık balkonunda yeni eşiyle oturup manzarayı izlerken, adam etrafını ve evin yapısını inceler, "tüh gahbenin olu, madem yazlık alacaktın da tribleks olaydı ya!"
Bu durum "ölünün ruhuna tecavüz" değil de nedir!

*Karı-koca bir nedenden ayrılır, adam kadına nafaka öder. Taraflar bir süre sonra birbirlerini unutur, kimin nerde, hangi ülkede yaşadığı bile bilinmez. Ama kadın, aradan 30 yıl geçmesine rağmen, nafaka almaya devam etmektedir.
Bu durumda kadın bir iş bulup çalışmayı "enayilik" saymaz da ne sayar!

Nafakanın kesilmesinin 2 şartından birisi, nafakayı alanın yeniden evlenmiş olması ve bu evliliği eski eşin kanıtlamış olması. Ayrıca, eski eşin evlenip-evlenmediğini araştırmak özel yaşamı ihlal suçu oluşturuyor, o başka! Diğeri ise bir işe girip sigortalı olarak çalışıyor olmasıdır. Neden çalışsın ki?

Bu 2 şartın gizlenmesi için koşullar o kadar uygundur ki, ömründe 3 günlük iş hayatı olmayan kadınların, ömür boyu bir başkasını sömürerek geçimini sağlaması ne kadar aşağılık bir eylem değil mi!

Bu örneklerin yanında, Türkiye’de kadın erkek eşitliği, (genel olarak) kadın hakları ve iş yerlerindeki kadın istihdamı da rezil bir durumdadır.
Kadın İstihdamı konusunda hazırladığımız 30 sayfalık tez konusu araştırmasından anladık ki, yasalar o kadar eksikolmasa da, uygulamada mesela oy vermede erkeğe eşit sayılan kadın hayatın ortaklaşa alanlarında istatistik rakamlarına göre ilkel kabile toplumlarını andırıyor.

"Dünya Ekonomik Forumu’nun 2017 yılında yayımladığı rapora göre, Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 144 ülke arasında 131. sırada yer alıyor." Yani, bizden kötü 13 ülke daha var, çoğu İslam ülkesi.

ÖNERİ: Çalışan bir erkek eşini çalıştırmıyorsa, o erkeğin ücretinden eşi için sigorta pirimi kesilmeli. Yani o adam 2 kişilik prim ödemeli ki, 25 yıl sonra her ikisi de birbirinden bağımsız emekli olabilmeli. Kadın onuru bir erkeğin emeğini sömürmeye fırsat tanımamalı ki, ne eşler arası kavga, ne de ayrılmaları durumunda bağımlılık söz konusu olsun.

*Sömürmeyi ve sömürülmeyi reddederek (çalışma ve güvenlik) temel hakları için mücadele eden kadınlara selam olsun*