6.3.17

Nar Kırığı roman yayımlandı


ve

Nar Kırığı




"Nar Kırığı" romanımız bu gün çıktı. Darısı "Çarıklı Aşıklar"a
--------------------------------------------------------

Aşkınızın sonuncusuna, diğer her şeyin ilkine olan vefanızı örselemeyin.

***
Öğretmenim Dergisi Yayınevi ilk kitabımı yayımlamakla, karanlıkta yürürken, en azından yoluma çam çırasıyla ışık tutan ilk'lerimden, hatta en önemlilerimden olduğunu gösterdi.


- Adnan Gündüz her şeyden önce bir öğretmendir. Kendi yazdığı bir kitabının başlığı gibi, önce "öğretmen daha sonra gazetecidir". Onlardan da önce İnsandır. Nasıl bir insan? Aslında parayı sevmeyen, ama bu düzende parasız da iş yapılamadığına kahreden iyi bir dosttur. “Sosyal”dir. Bu sıfatın sonuna bir de "ist" eklese tarih, gelincik kırmızısı bir sayfaya yazacaktır O’nu. Bu bence böyledir de, kendince öyle olmayabilir. Sonuçta bu devirde bir devlet memurunun ist'ini mistini dışa vurması beklenemez.

- Adnan Gündüz'ün tanrı inancı da vardır. Bu kapsamda sırtının yere gelmeyeceğine inanır. Çünkü, bu inanç ile mutlu olduğunu, hayatındaki çetrefilli pürüzleri ancak böyle aşabildiğini söyler. Böyle bir inanca saygı duymakla birlikte, "kendini kandırarak mutlu olamazsın, ancak oyalanırsın" diye bir görüş karşısındaki kinayeli gülüşü görmeye değerdir:)

- Adnan Gündüz ile kitap yayını konusunda aramıza para giremez. O kitabımı yayımlar, ben de aynen kendisi gibi işin edebiyat tadını çıkarırken, iş yerinin ticari yanının da kaygısını taşıyarak, gereğini yapmaya son sürat çalışırım.

***
- Adnan Gündüz ikinci kitabım olan "Nar Kırığı" romanımı özgün bir özveriyle yayınlayarak, yukarıdaki tanılarımın doğruluğunu kanıtlamıştır.
Bu yargımı ilk kitabımın ardından belirtmiş olsaydım, "yağ çekme" aymazlığına bulaşma ihtimali belirirdi. Şimdi bu kaygıyı çoktan aşmış bulunuyoruz ve artık doygunluk dönemine girmenin rahatlığıyla, bu görüşümü belirtiyorum.

Örneğin en popüler bir yayın evi, “getir kitabını yayımlayalım, ünü arşa çıksın” derse bile, "arşa çıkacağına aşka çıksın” diyecek kadar da kendimdeyim.

Vefa: İyilik yapana karşı özel ve resmi bir yükümlülüğünüz olmadığı anlarda da sorumlu davranmaktır.

Teşekkürler  Adnan Gündüz.Öğretmenim

--------------------------------------------------
Bu kitap ne anlatıyor?" diye soranlar oldu da, burayı okuyan şurayı da okursa ne demek istediğimizi daha net anlar diye düşünüyorum:

24.2.17

BAHAR-lirik, melodik şiir/deneme

“Bazen böyle,
saatlerce,
alabildiğine amatörce,
ve
aradabir sevdiklerimce,
çoğunlukla da bence…
abanıyorum
derince

kendim çalar kendim dinlerim
bir de sevenlerim.

bazen böyle geçer günlerim.
gerisi bilindik şeyler.”



..

19.2.17

insan hakları evrensel bildirisi ve uzlaştırma (cmk-253) yasasının sinyalleri

Çok sayın Avukat Arkadaşım bir zamanlar demişti ki,
“avukatlık mesleği kapitalist sistemlerde para aklama mesleğidir”. O zaman açılımını da yapmıştı.

Bu aralar “Çarıklı Aşıklar” romanımın bitmiş olmasıyla (2. kontrol aşamasına girmesiyle) dinlenme moduna geçtiğim şu sıralarda, kafayı adalete yormaya başladım. Başladım değil, resmen görevdeyim. Bu nedenle şu tozlu raflardaki, 1949'da kabul ettiğimiz "İnsan Hakları Evrensel Bildirisi"nin 30 maddesini gözden geçirdim ve düşündürdüklerini irdeliyorum.
Bu arada yeni görevim UZLAŞTIRMA konusunda da bir şeyler diyorum aşağıda.

***
Bizdeki Evrensel Bildiri'nin 15/30 maddesinde ihlal olduğunu tespit ettim. Bu ihlallerin bir kısmı sistemin kapitalist değerler ölçüsüne sığdırılmasından kaynaklı. "Herkes eğitim hakkına sahiptir"/26-1
Eğitimin maliyeti hesaba katıldığında herkes eğitim hakkına sahip olsa da herkes eğitim alabilir mi?
Hayır!
O zaman bu madde yoksullara hükümsüzdür. O kadar!

Başka bir örnek, "Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır."
Bu konuda da takdir, objektif düşünenlerindir. Gerçekten öyle mi?

"Madde 16-1. ...evlenmeler çiftlerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır."
Çocuk gelinlerden söz edelim mi biraz? Daha çocuklara tecavüz salgını bile çözülememişken.
..............
Fazla uzatmayayım, kapitalist sistemlerde "adalet mülkün temeli" mi, yoksa metası mı olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
------------------------------

Nankörlük etmeyelim, Bu hükümette Adalet Bakanlığı'nın imza attığı güzel şey(ler) de var.
CMK 253/ UZLAŞTIRMA.

Davalı tarafları kısa yoldan barıştırarak raporlayarak mahkemenin yükünü azaltmak, topluma barışmanın erdemli ve uygar bir davranış olduğunu yaymak. Yeni nesillerin bilinç altına barış ekmek… falan.

Diyeceksiniz ki, bir yandan toplumu gererek suç oranını artırırken, diğer yandan cmk 253 de ne oluyor?
Sorun sorun; sormadan sorunlar anlaşılmaz.

Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde başarılı şekilde uygulanan bir icatmış uzlaştırma. Hatta, hakimin yaptığı yargılamadan daha önemli olduğunu söyleyen hukuk profesörleri var.
Sağolsunlar bizimkiler de almışlar, getirmişler ve uyguluyorlar. 5 yıldır henüz yeni yeni fark edilen bir uygulama.

Son yılda öyle dikkat çekti ki… Yıllarca tozlu raflarda bekleyen basit bir dava dosyalarına bir de Fetö örgüt davaları eklenince adalet, “yaz duvara al bahara” noktasına gelmişti. Tam da bu noktada iken, adaletin imdadına Uzlaştırma sistemi yetişti.

Cumhuriyet Baş Savcılarının, üniversitelerde hukuk eğitimi almış kişiler arasından seçtikleri Uzlaştırma görevlileri harıl harıl çalışmaktadırlar.

Karınca kararınca bu göreve aday oldum ve 2017 yılı itibariyle, “Bilirkişilik” görevime ek olarak bir de bu konuda görev yapmaya çalışıyorum. Şu an'a kadar aldığım dava dosyalarında tarafları uzlaştırmayı başarmış olmamdan kaynaklı huzur duymaktayım. Parası da var ama, “mühim olan adalet” Diyorum.

Adalet mekanizmasında görev yapanların tarafsızlığı birinci derecede önemli olduğunu anlıyoruz. Güven duyulması için tarafsızlık ve bilgi birikimi yeterli olursa ancak o kutsal amaca ulaşılabileceğimizi de… Bu yüzden, konuyla ilgili hukuk okumaya devam ediyorum.

Bazen davalı taraflardan birisi, karşı tarafın avukatı olup-olmadığımızı soruyor. Kimsenin özel avukatı, hatta avukat olmadığımızı anlatmak kolay olmuyor. Ya nesin? Diye de sormuyor masum vatandaşım. Devletine öyle güveniyor ki, “devlet adamı ne yaparsa en iyisini yapar” mantığı içinde rahat. Çağırdığımız yere geliyorlar.
Artık bizim de bu davanın tam orta yerinde, Savcılığın gölgesinde durduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. 

Siyasi markadan ve tavırdan, veba mikrobundan kaçar gibi kaçmak zorundayız. Günlük siyaset zaten oldukça kirli bir uğraş iken, bir yandan bıraktığımıza seviniyoruz. Bir elimizde adalet, diğerinde siyaset, ateş ile barut gibi birbirine yaklaştırmadan götürmek imkansız gibi ama! Neyse... Bu nedenle birisini kenara koymak gerekiyor. Böylesi daha inandırıcı oluyor da ondan.

Beynimizdeki siyaset mi? İşte onu mevcut düzenlerin siyasetiyle yine içimizden sızdırarak rekabet ettiriyoruz. Yani, adını koymadan, adil olmakta tatlı bir rekabet. Sihri içinde saklı.

18.2.17

bilmemek ayıp değil ama cahillik suçtur

Özgürlük:
"insanın, her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine, kendi düşüncesine göre karar vermesi durumu."
Oy verme hakkı bir özgürlük müdür?
Evet.

Her özgürlük, bir başkasının zararına kullanılabilir mi?
Hayır. 
Kendi özgürlüğümüz başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter.

Özgürlük, başıboşluk değil, özü gür olmaktır. Farkındalıktır. Dayatmalara karşı dirençli olmak, öğrenmeye karşı istekli olmaktır.

Bilmeden ve öğrenmeden oy vermek, özgürlüğün kötüye kullanılması mıdır?
Evet.
Ve hatta, inat ve nefret duygusuyla bir düşünceye oy vermek, bilerek ve tasarlayarak suç işlemenin bir biçimidir.

Bilmemek ayıp değil ama, cahillik ayıp ve hatta bir yerden sonra suçtur. Cahilliğin cezasını doğa verir, bedelini toplum öder.

Cahillik:
asgari de olsa,
elindeki imkanlara rağmen,
hayatın temel gereklerine yönelik,
toplumsal ve bireysel sorumlulukların asgari gereklerini öğrenmek için çaba sarf etmekten kaçınarak direnmektir.

Kısaca cahillik, kronik bilgisizlik ve bilgisizlikten geçinmek olarak tanımlanabilir...
"Cahilsevicilik" ise kapitalizmin karakteristik özelliklerinden biridir. 

Cahilliğin dokunulmazlığı değil, aydınlanmanın engelleri kaldırılmalıdır.

Aydınlanmak salt okullu olmakla değil, farkında olmakla başlar. Yap-boz yöntemiyle ve ustanın gölgesinde devam eder. En önemlisi, insanın 6 duyusunu da aktif olarak çalıştırabilmesi gerekir.