29.7.19

Çarıklı Aşıklar'ı anlamak asalet kuruntusunu sorgulamaktır

  • Sabri Yilmaz, Halil Doğan ve 3 diğer kişi ile birlikte.
    Zehni Örer’in yeni romani “ Carıklı Aşıklar” bir cümle ile ifade edilse ne yazabilirim diye düşündüm, o da şu olabilir;
     “ötekileştirilenlerin içinde geçen bir aşk romanı” ama o da yetmiyor.. çünkü klasik bir aşk romanı degil, toplumsal degerlerin “sınır ötesinde” buluşulan bir zemindeki arayış aşkı...
    Romandan bir alıntı:
    “Hayatımın en garip en dip anlarını yaşıyordum. Bir tutuklunun sorgusuz sualsiz, yıllarca hapiste tutulacağı üzerine çok şeyler duymuştum. Bir gün uyuşturucu pazarlamakla tutuklanacağım aklımın ucundan geçmezdi. Oysa sigara dahi içmiyordum. Babamın bana taktığı bütün kötü bilinen kavramlarla yüzleşmiştim. Evet, o haklı çıkmıştı. En son bir cingene kızına tutulduğumu duysa, neler demezdi ki! Sülaleye, parti teşkilatina, hatta memlekete, rezil ederdi belki de. Televizyonlara haber de olabilirdim. Gazeteler şöyle başlık atardi: “ .....”

    Evet bu cümleyi saklı tutuyorum. Okunması sizi bekleyen bir roman. Akıcı ve yer yer hüzünlü bir roman.
    Eline ve kalemine sağlık Zehni Hoca. Selam ve saygılarımla...
    Çarıklı Aşıklar


Dogan Cetinkaya şu an ki hal ve ruh halini anlatan; yeni kuşağın eski kuşakla ( ya da eski kafa) ile mücadelesini ve bu mücadele sonucu gerçegi bulma eğilimi... kendi aydın düşüncesinin nasıl somut gerçeklere ulaştığını ve gerçeğin insan benliğinde (kafasında) saklı olduğunu keşfetmesi ve bunu isteyerek yapması.... teşşekkürler Zihni Örer

Turkan Savcıgil Bunca siyasi çalkantıda ve seçerek de olsa zorunlu baktığın onca kitap arasında, elinde de özlemle biriktirdiğin "okumak üzere sıraya koyduğun" kitaplar arasından çıkageldi "Çarıklı Aşıklar" Anadolu'nun en uçlarını harmalayan ve aşkın büyüsüyle birleştiren bir eser..
Siz hiç bu günlerde edebi bir romanın kültür programlarında konu edildiğini duydunuz mu? Duyulmuyor işte..
Öyle sorunlarla boğuşturuluyor insanlar Bir roman okumak lüks ve uç bir hale geldi.




  • Zihni Örer: Ne güzel yorumlar:) Güzel olan bir yazarın "ego"sunun okşanması değil,  romanın anlayarak okuması ve çıkarılması gereken mesaja hakim olunmasıdır... Kitap okumanın hiç cazibesinin olmadığı, hatta aydın olmanın sakıncalı sayıldığı bir toplumda, kitaplarımı sınır ötesine/ Avrupalara kadar özveriyle ulaştıran, sizlerle buluşturan o değerli dostlarıma çok teşekkürler ediyorum.

    Teşekkürler Sabri Yılmaz, Osman Durmuş ve Dogan Cetinkaya, Teşekkürler Türkan Savcıgil...
    ve
    Teşekkürler kültür elçileri Erol Yımaz, Cengiz Küçükçelik, Mehmet Bıçakçı ve Halil Doğan'a,
    ve
    teşekkürler kitaplara ilgi duyan, duymayan, teğet geçen ve sessizce okuyup kenara fırlatalara
    ve
    teşekkürler tenezzül etmeyerek, göz kenarıyla bakan ama görmezlikten gelen, eline geçse, sayfalarını mangal kömürünü tutuşturmakta kullanacağını tahmin ettiğim değerli dünyadaşlara,
    ve
    teşekkürler "amaan, dünya klasikleri dururken bunlara mı kladım" diyerek tepeden bakanlara....



     ---------------------------------------------------------------------------------
    Bu internet sitesi hakkında

    zihniorer.blogspot.com

12.7.19

NAFAKA KONUSU BİR SÖMÜRÜ OLAYIDIR. ASIL OLAN EMEK-DEĞER KAVGASI.



Bu aralarda Kızımızın “Türkiyede ve Dünyada Kadın İstihdamı” konulu Yüksek Lisans Tez çalışmasına katkı yaparken, güncel bir konu karşımıza çıkınca, ilgi alamız bu yana savruluverdi.

Adalet Bakanlığı bünyesindeki Uzlaştırma görevim nedeniyle, karı-koca kavgalarının sanık-mağdur çekişmelerinde nafaka konusu dahil, arz ve talepleri yasalar çerçevesinde düzene koymak işimin bir parçasıdır.

Bu dikkat ve ilgi ile, aşağıda irdeleyeceğim bu konuyu da tez dosyasına ekleyeceğiz.

***
MHP K. Maraş milletvekili nafaka konusunda yasa teklifi hazırlamış. Yasanın mesajı, "ömür boyu nafaka, erkekleri mağdur ediyor".
Kendi ifadesiyle hem günümüzde yaşanılan örneklere bakıyor, hem de “İslam Hukuku"na baktığını söylüyor. “İslam Hukukunda nafaka ömür boyu olmaz" fikrine varıyor. "Günümüze bakalım ama, İslam hukuku ne alaka!" diyesi geliyor insanın. Nisalı İslam Hukukuna göre, kadınların oyu bile erkelere eşit değilken...

Öncelikle mevcut yasa ne diyor?
"Nafaka şartlarını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesine göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”

Elimizdeki yasa bu. İlk bakışta kadını koruyor gibi görünse de, aslında kadını korumaktan çok, kadını hileli ve aslak davranışa yönelttiği, birçok örnekten anlaşılabilir.

Gerçekten yaşanmış örnekler:
* Bir kadın, eski eşinden ayrılınca nafakaya bağlanmış ve adrından başkasıyla nışanlanmış. Aradan 4 yıl geçince, nişanlısıyla birlikte mahkemeye giderek nafaka artırma davası açmış. Duruşmada "sayın hakim, eski eşimden aldığım nafakanın azlığı yüzünden para biriktiremedim, nişanlımla evlenmem bu yüzden gecikti".
Bu durum eski eşin "ağzına sıçmak" değil de nedir!

* Bir işçi, aylarca çift mesai çalışarak epeyce para biriktirir. Bir otomobil, bir kışlık ev bir de yazlık alır. Bu koşullarda çalışınca, evini ve eşini de ihmal etmekten kurtulamaz. Kadın evlilikte bir şeylerin eksik gittiğinin farkındadır. O da işi oluruna bırakarak sık sık alışverişe gider, geç saatlerde evine döner. Çok gezen pabuç ayağında (pardon ardında) bir zampara getirir. Bu arada işkolik olan kocası, fazla mesai yorgunluğuna yenik düşer, bir gün iş kazasından ölür.
Aradan altı ay geçince kadın zamparasıyla evlenir. Eski kocasının fazla mesai paralarıyla aldığı yazlık balkonunda yeni eşiyle oturup manzarayı izlerken, adam etrafını ve evin yapısını inceler, "tüh gahbenin olu, madem yazlık alacaktın da tribleks olaydı ya!"
Bu durum "ölünün ruhuna tecavüz" değil de nedir!

*Karı-koca bir nedenden ayrılır, adam kadına nafaka öder. Taraflar bir süre sonra birbirlerini unutur, kimin nerde, hangi ülkede yaşadığı bile bilinmez. Ama kadın, aradan 30 yıl geçmesine rağmen, nafaka almaya devam etmektedir.
Bu durumda kadın bir iş bulup çalışmayı "enayilik" saymaz da ne sayar!

Nafakanın kesilmesinin 2 şartından birisi, nafakayı alanın yeniden evlenmiş olması ve bu evliliği eski eşin kanıtlamış olması. Ayrıca, eski eşin evlenip-evlenmediğini araştırmak özel yaşamı ihlal suçu oluşturuyor, o başka! Diğeri ise bir işe girip sigortalı olarak çalışıyor olmasıdır. Neden çalışsın ki?

Bu 2 şartın gizlenmesi için koşullar o kadar uygundur ki, ömründe 3 günlük iş hayatı olmayan kadınların, ömür boyu bir başkasını sömürerek geçimini sağlaması ne kadar aşağılık bir eylem değil mi!

Bu örneklerin yanında, Türkiye’de kadın erkek eşitliği, (genel olarak) kadın hakları ve iş yerlerindeki kadın istihdamı da rezil bir durumdadır.
Kadın İstihdamı konusunda hazırladığımız 30 sayfalık tez konusu araştırmasından anladık ki, yasalar o kadar eksikolmasa da, uygulamada mesela oy vermede erkeğe eşit sayılan kadın hayatın ortaklaşa alanlarında istatistik rakamlarına göre ilkel kabile toplumlarını andırıyor.

"Dünya Ekonomik Forumu’nun 2017 yılında yayımladığı rapora göre, Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 144 ülke arasında 131. sırada yer alıyor." Yani, bizden kötü 13 ülke daha var, çoğu İslam ülkesi.

ÖNERİ: Çalışan bir erkek eşini çalıştırmıyorsa, o erkeğin ücretinden eşi için sigorta pirimi kesilmeli. Yani o adam 2 kişilik prim ödemeli ki, 25 yıl sonra her ikisi de birbirinden bağımsız emekli olabilmeli. Kadın onuru bir erkeğin emeğini sömürmeye fırsat tanımamalı ki, ne eşler arası kavga, ne de ayrılmaları durumunda bağımlılık söz konusu olsun.

*Sömürmeyi ve sömürülmeyi reddederek (çalışma ve güvenlik) temel hakları için mücadele eden kadınlara selam olsun*

3.12.18

Çarıklı Aşıklar (roman) yayımlandı

Çarıklı Aşıklar

İmam Hatipli köy delikanlısı ile, üniversiteli Çingene kızın aşk, gurur ve kuruntu hikayesi olan Çarıklı Aşıklar romanımız, Öğretmenim Dergisi Yayınevi tarafından Aralık 2018'de yayımlandı.


Bu romanda, iki farklı kültürün ince rekabeti ve alışılmadık bir “aşk aşısı” vardır. Tutar mı? Roman bu, yazar isterse her şey olur ama okur istemzse o başka…..

Araka kapak tanıtım yazısı:
Annemin, "okulu bırakırsan pabucun dama atılır" dediği söz ile ateşlenmiş rokete dönüşmüştüm. Gözünü sevdiğim Çingene'lerin pabucu mu vardı sanki! Birden, "atın gitsin" diye restimi çektim! Artık, yalın ayak yürümek kaçınılmazdı. Ve kendi işimin ırgatı olmaya çoktan hazırdım.

"Eskici geldiii… naylon pabuçlar, eski kitaplar, sahte hayatlar, kuruntulu tavırlar, aç kabadayılar..."

diye sokaklarda aklıma estiği gibi haykıracaktım.

Zaten yola çıktığımda, “kader durağının" bir ilerisinde inmekti hayalim. Zifiri karanlıkta hedef bulmaya çalışan milyonlarca çarıklıdan biriydim nasıl olsa. Alacağım riskin bedeli önemli olmasa da yürüdüğüm yolun heyecanı vardı üzerimde. Sürüngen adımlarla buraya kadar gelebilmiştim.

Biraz daha yürüdüm; az ötede bir Çingene kızın önüme kurmuş olduğu barikata takılı kaldım. Hipnotik tılsımıyla, yüreğime çengelli iğnesini vuruverdi oracıkta. O gündür bu gündür özü-gürüm.
             .........................................

Yayınevine verilecek siparişler en uygun indirimlerle, adrese teslim yapılır.
Yayınevi sipariş telefon numaraları  üst ekranda yazılıdır:

Online kitap satış ağı listesi:

1-Öğretmenim Dergisi Yayınları
 2-D&R
 3- İdefix
4-Kitap Yurdu
 5-Babil
 6-KiDeGa
7- Eganba
8- Kitap Sahaf
9- ilk nokta dağıtım
10-   KitapSeç dağıtım
11-Sözcü
12- kitapjoy
13- eflatun dağıtım
14-  Eflatun Kitap
 15- kitabına bak/blok dağıtım
16-  bKm kitap
17-  Arkadaş Kitap
18- KitapAvrupa

ve devam edecek...

21.10.18

Kapitalizm ahlâkı!


Önce ilgi uyandırmak için talep/tezgâh oyunu kurar.
Bu oyun ile insanların ilgisi arasına engel koyar,
sonra işçilere engeli aşıracak araç ürettirir,
o aracı da o işçilere satar.


Oysa, her işçinin boyuna göre ayağının altına sandık koyacağına, 
 GRİ BARİYERi koymasaydın, EŞİTLİK o sorunu daha kolay çözerdi.

9.10.18

bazı kadınların erkek istismarı

Resim yorumu:şiddet sağ'da, adalet sol'da


"İntikam tatlıdır" ama,
Filozof Francis Bacon, ‘’intikam beslemek, normalde kısa sürede iyileşecek bir yarayı (o anki  haz ile) kaşıyarak açık tutmaktır’’ diyor
----------------------------------------

2 Yıldır görev yaptığım bir alanda (adalet mekanizması) gördüm ki, “kadına şiddet olayına karşı tepkileri” sömüren bir kadın tipi çıktı ortaya.


Kadına şiddet konusunda toplumun bir kesimi ölü taklidi yaparken, diğer diliminde ciddi duyarlılık oluşmuştur.

Olaylar ulus aşırı boyutlara ulaşınca, mahkemelerin önemli bir bölümüyle, polis teşkilatı da bu eleştirilerden etkilenmiş olmalı ki, en basit şikayette bile detaya bakmadan işlem yapılabiliyor. Bir kısım kadının (özellikle aşksız/sevgisiz/evliliği veya birlikteliği sosyal güvenlik kurumu gibi gören kadınların) bu duyarlılığı sömürmeye başladığına tanık oluyoruz.

Bu durumun kamu oyuna yansımadığını anlıyoruz.
Tamam, kadına şiddete karşı duyarlı olmak önemli ama, bir erkeğe evinden uzaklaştırma, hatta hapis kararı verirken, ana konudaki gürültüden etkilenip, erkeğin sesini duymamak adalet sayılmamalı.

Bir kadın karakola gidip de “uzaklaştırma istiyorum” dediği zaman anında, sorgusuz sualsiz işleme konuluyor. Erkek, aile içi ufak bir tartışma ve kızgınlık sonucunda ya da nedensiz şikayetle evinden uzaklaştırılınca çocuklarından, iş performansından ve otelde veya ayrı evde kalması durumunda, ev ekonomisini ve genel çıkalararı kontrol imkanından da uzaklaştırılmış olunuyor.

O evlerde 15-17 yaş aralığındaki kız çocukları genellikle “baba otoritesinden/gözetiminden" uzak kalmayı tercih ederek, "anneci" davranabiliyor, annenin şikayetinde tanık olarak dinleniyor ve anne bu çocuğun o gizli amacına alet olabiliyor.

“Sorumlu baba otoritesini”, o çocuğun özgürlük ile başıboşluğu birbirine karıştırdığını bilen, kadın cinayetlerinin kökeninde bulunan tehlikeleri görebilen babalar tavrı olarak anlamalıyız.

Sorumsuz ve bilinçsiz anne ise, eşi ile kavgasında baskın çıkmak uğruna çocuğun çıkarını görmezden gelerek, istismar etmeyi göze alandır.

Oysa, taraflardan gelen şikayette ilk başvurulması gereken yer pedagog olmalıdır. Pedagog tarafları dinledikten sonra, uzaklaştırmanın gerek olup olmadığına kanaat bildirmelidir. Bu tür kadınları, içinde bulunduğumuz ekonomik krizlerde ortaya çıkan “fırsatçılar”a benzetebiliriz.

18.9.18

Nisa:34'ün püf noktası

Nisa:34﴿  Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdırlar. Allah’ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın;

“Bazı kavramlar standart tek anlamlı değildir, çok anlamlıdır. El dersiniz bir organik anlamı (elimiz) vardır, bir de “yabancı” anlamı vardır. Bir kelimenin bağlamına göre hangi anlama geldiğini keşfederiz. Nisa 34’deki “darabe” kelimesi ise “vurmak” değil, “geçici ayrılmak” anlamındadır. Evliliği kurtarmak içindir”./ Prof. Dr. Mehmet Okuyan

Bazı eş sözcüklerin anlamı ardındaki ve önündeki fiil, sıfat, özne ve belirteçlerin içinde bulunduğu anlamlarla belirlenir.

Örnek: Oğlum YAŞA  oturma üşütür ve hasta olursun.
 Oğlum, YAŞA takılma, akıl yaşta değil baştadır.

Her iki cümledeki YAŞA sözcüğünün anlamını ayıran yanındaki diğer sözcüklerdir. Birisi ıslak, diğeri tecrübe veya yaşadığı yıllardan söz eder.

Gelelim Nisa34’deki dövün kelimesine. Önce ardındaki ve önündeki belirteçlerin anlamından çıkacak ana fikre bakalım:

Ayetin içinde geçen ve darabeye anlam yükleyen Joker sözcükler:
”baş kaldırmak, endişe, öğüt, yalnız bırakmak, itaatsizlik.

Bu sözcüklerin her birisi ardında ünlem (!) işareti barındıracak, yönlendirme, caydırma, korkutma… gibi anlamı içermektedir.

 İçinde ünlem ifadesi (haykırış, sevinç, kıvanç, üzüntü, acı, korku, hayret, ürperti, heyecan, nefret vb ani coşkunluklar) bulunan ve seslenme, hitap ve uyarı bildiren cümlelerden ve kelimelerden sonra gelir.

Kaldı ki, erkeğe yüklenen misyon olan evliliği kurtarma sorumluluğu “geçici ayrılmak”la sağlanacağı fikri, kadının erkeğe bağımlılığını ve muhtaçlığını işaret eder. Geçici ayrılma fikri kadını caydıracak bir ceza olarak düşünülmüş olur ki, kadının erkeğe bağımlılığı olmazsa   bu önlem caydırıcılık değil, belki de kadın için bir kurtuluş da olabilir.

Bu ayetin içinde geçen “darabe” kelimesi “geçici ayrılmak” anlamına mı gelir, yoksa “vurun/dövün” anlamına mı gelir?
 Türkçe dil ve mantık bilginizle hatta niyetinizin markasıyla cevap verin.

24.8.18

Yazıda ve konuşmada dil sorunu



Sosyal medyada bireyler en çok yazı ile, sonra resim gibi görsellerle varlıklarını gösteriyorlar.

Herkes yazar da okuyan yazandan daha az sanki. Ya da bana öyle geliyor. Aslında yazmak da okumak da önemli bir uğraş. Ancak, başkalarının yazdıklarını kendi üretimleri gibi gösterenlerden sakınmak gerek. Çünkü, imaj hırsızlığının da diğer yüz kızartıcı hırsızlıklardan farkı yok.

Madem ki yazı sosyal medya faaliyetimizin önemli bir parçası, şu kullandığımız dile önem versek de, daha özenli yazsak diyorum?

Dil, iletişimin bir numaralı aracıdır. Her araçta olduğu gibi dilin de bakıma, korunmaya ve geliştirilmeye gereksinimi vardır. Buna dilde özleşme diyoruz ve özleşirken kendi doğal seyrine katlanıyoruz.

Ancak, ani ve gereksiz müdahalelerle piyasaya salınan sözcükler, hormonlu domates gibi göze/kulağa hoş gelse de, tadı/anlamı aklımızı bulandırmaktan kurtaramıyor.

Bir zamanlar, (internetin ilk kullanıldığı yıllarda) msn dili diye özenti budalalığı bir dil türetilmişti. Yabancılar ülkemize geldiğinde, dilimizi bir miktar öğrenip de kendi öz dillerinin aksanıyla karıştırınca tuhaf bir telaffuz çıkardı ya? “Ben var yapmak…” gibi. Bizim msn'ci tayfa da kendini yabancı gibi sunma kaygısıyla olsa gerek, öz dilini (aşağıdaki örnek sözcük kırıntılarında görüldüğü gibi) yontmayı dil sanmaktaydı.

Tarkan’ın bir şarkısında dediği gibi, “başkası olma kendin ol” sözü bu tuhaf, özentili sınıfa yönelik bir çağrıydı sanki. O özentili tayfa dediğimiz sınıf şimdi çor-çocuk sahibi ve tarzlarını yeni nesillere çoktan aktarmışlar.

Birbirimize sağır, kör, yabancı, gizemli, tehlikeli, güvenilmez, anlaşılmaz…. ve hatta düşman olarak bakmamız aynı dili konuşamadığımızdan, anlaşılmamaktan dolayı olabilir mi?

Aşağıdaki sözcükler Türkçe’nin hurdalarıdır ve bunları yazanların en çok lise ve daha sonra üniversite mezunu olduklarını biliyorum:

bi yardım (bir yardım)

gircek (girecek)

cıkcam (çıkacağım)

göndercek (gönderecek)

vercem (vereceğim)

yollatıcam (göndereceğim)

cvp gelcek (cevap gelecek)

yollucam (göndereceğim)

yapıcaksın (yapacaksın)

yapıorum (yapıyorum)

saol (sağol)

gitsende kalsanda (gitsen de kalsan da)

izlicem (izleyeceğim)

alıcaksınız (alacaksınız)

kırılıcam (kırılacağım)

konusmucam (konuşmayacağım)

diyer (diğer)

------

“Yorum atanları Retweetliycem” (bu sözün İngilizcesi doğru, Türkçe eki yanlış yazılmış. Bunu yazan 62 bin 200 takipçisi olan bir Türk) (Retweetleyeceğim veya paylaşacağım)
…..
Köpeğine “oğlum-kızım”, çocuğuna “anneciğim”, yeğenine “teyzeciğim”, kızına-oğluna “aşkım”, kadına "abi"… gibi söyleyişleri, dilimizin edebi ölçülerine vurursak, s/empatiyle karşılamak mümkün mü?

Toplumun ortak dilini kim daha kullanışlı hale getirir de periyodik bakımını ve yabancı istiladan korunmasını sağlar? Başta edebiyatçılar, diğer sanatçılar ve üniversite(li)ler. Üniversitelerin sayısal bölümlerinde neden felsefe ve psikoloji dersleri yok? Oysa onlar da mezun olduklarında bir kurumun başına geçerek yönetici olmaktadırlar. Yönetici olduklarında çalışanlarla ve müşterilerle iletişim kuracaklardır…

21.8.18

Engai ilkel toplumu ve ileri (dedikleri) uygarlık

Ne kadar da ortak yanımız varmış!

"Şekeri bilmeyen, inek kanı içen kabile!

Engai ismi verilen tek tanrılı inanca sahip olan, toplum kurallarını yaşlıların koyduğu, aralarında anlaşmazlık çıktığında kavga etmek yerine küçükbaş ve büyükbaş hediye etmekle sorunlarını çözebilen, özel barış yapma ve özür dileme seremonilerinin olduğu(cmk:253-254-255), hayvanlarının göç ettiği zamanlarda diğer bir ülkeye göç eden, küçük çalı-çırpı ve sığır dışkıları ile yaptıkları evlerinde turistleri ağırlamayı seven, ilkel bir kabile Masailer.

Evlerinde tek göz odada anne, baba, çocuk yatarken, evlerinin girişindeki küçük boşlukta da hayvanları kalmakta.


Dini törenlerde hayvanlarının kanını içen (bizde sokakları akıtma farkıyla) kabile, turistlerin ziyareti esnasında son derece cana yakın ve insan canlısı (misafirperverlik şanı) bir yapıya sahipler. Kadınları daha çok evde incik boncuk işleri, evlerin inşasını üstlenirken; erkekler ok, mızrak ve avcılıkla ilgileniyor.

Masailer bir tek tanrıya inanırlar. Enkai veya Engai ismini verdikleri tanrı bunlardan biri Engai Narok olan cömerttir Engai Nanyokie ise kincidir (bizde tanrı iradesini yansıtan şeytan ve melek gibi).

Yuvayı dişi kuş yapar:
Masai evleri kadınlar tarafından yapılıyor. Bir kadın evlendikten sonra evini tek başına kendi çabasıyla inşa ediyor (biz bu konuda daha ileriyiz çünkü kadın inşaatta çalışmasa da, evde 7/24 hizmete hazırdır). 10 metrekareyi geçmeyen içinde oda olarak nitelendirdikleri 2-3 bölmesi olan, tuvalet ve mutfağı olmayan, odanın tam ortasında ateş yakılan bölümü mutfak olarak kullanan ve minicik 2-3 ufak göz camları olan evler buralar.

Masai erkeklerinin ne kadar çok ineği varsa hayvan oranında birden çok kadınla evlenme hakları oluyormuş. (nispeten benzeriz).


Kenya’daki Masai kabilesi yardımseverdir; 11 Eylül saldırılarını öğrendikten sonra ABD’ye yardım olarak hangisinden 14 tane bağışlamıştır? (kim milyoner olmak ister sorusu)
Sorusunun Doğru Cevabı : İnek

--------------------------------------------
/Googleden bazı kaynaklardan derleyerek özetlemedir.
https://www.sabah.com.tr/turizm/2013/02/13/seker-tadi-bilmeyen-inek-kani-icen-kabile
http://www.gezgincift.com/afrika-masai-insanlari
http://www.milliyet.com.tr/afrika-da-modern-hayati-reddeden-kabile-gundem-1440854/

4.8.18

YARDIM /bir öykü/

   Gururlu ve yalnız bir kadın apartman merdiveni temizleyerek, iki çocuğunu okutmaya çalışırdı. Çocukları lisedeyken kıt kanaat geçinseler de, üniversiteyi kazanınca zorlanmaya başladı. Düşündü, site yöneticisinden ücretine zam yapılmasını istedi. Yönetici bir toplantı yaptı, zam konusunu apartman sakinleriyle görüşmeye açtı. Toplantının açılış konuşmasında temizlikçinin durumunu, ücret talebinin gerekçesini anlattı.
Konut sahiplerinden sadece bir kişi ücretin artırılmasına, diğerleri aynı kalmasına görüş bildirdiler. Konu kapandı, ücret artış talebi red edildi.
Ücretin artırılmasını isteyen kişi temizlikçi kadınla özel görüştü.
“Ben bir emekliyim, kabul edersen çocuklarının eğitimi için küçük bir yardım yapmak istiyorum” dedi. 


Kadın, “hayır ben yardım değil, zam karşılığında temizliğe ek olarak çöp toplamayı da görevime eklenmesini istemiştim, böylesini kabul edemem” dedi.
Adam, “öyleyse çocuğunun hesap numarasını ver, ona burs şeklinde verelim. Nasıl olsa bütün burslar yine bir yardımdır”. 


Kadın tereddütlü olsa da aklına yatmıştı, teklifi kabul etti ve hesap numarasını verdi.
Gel zaman git zaman, çocuklar okullarını bitirdiler, işe yerleştiler.
Emekli adam bir hastalığa yakalanmıştı. Kadın bu haberi duyunca hemen çocuklarına bildirdi. İki kardeş tarif üzerine hastayı hastanede ziyaret ettiler. Hastanın derdine derman olacak ilacın, adamın 2 yıllık maaşına denk geldiğini, doktorundan öğrendiler. Bir hafta aradan sonra hastayı tekrar ziyaret ettiler, o pahalı ilacı masanın üstüne koyup oradan sessizce ayrıldılar. Adam şaşırdı. Bu kadar pahalı ilacı getirenler kimdi? Doktorundan sordu, cevap alamadı. Çünkü, hasta mahcup olmasın diye doktor tembihlenmişti.
Hasta ilaç ambalajını açtı, içinde bir mektup ve şöyle yazıyordu: 

Sayın amca bey, bizi hiç görmedin ama, senin gönderdiğin burs parası olmasaydı, son sınıfımda harç parasını ödeyemezdim ve okulumu da bitiremezdim. Oysa ben şimdi doktor oldum, kardeşim de subay oldu. Bu ilaçları bulmak bizim için zor olmadı. Umarım sağlığına kavuşursun.
Not: eğer ameliyat olursan ve kan ihtiyacın olursa, lütfen şu numaraya mesaj atabilirsiniz. Bir tabur askerle geliriz.

Mutlu son.


***
Bu sözcüğü ikiye bölüyorum. YAR-DIM. Yar bildiğiniz gibi iki anlamı vardır. Birincisi dere yatağının uçurum dediğimiz kenar kısmı. İkincisi ise, “sevgili”. Yar saçların lüle lüle.
“Dım” ise, damla anlamına gelir. Dım dım akıyor, damla damla akıyor demektir.
İnsanoğlu-kızı hayatta ya uçurumun kenarında risk altında, ya da bir yârin kolları arasında güvende yaşar.
Yardım için, “sevgiye çalan damla” diyoruz. Damlaya damlaya göl olacağına göre, yardımın istikrarlı olması hayat kurtarabiliyor.
Hacda şeytan taşlamaktan ve bir haylaz dilenciye sadaka vermekten daha sevap değil mi? Takdir sizindir, sevgiler ve saygılar…/zihni örer