21.10.18

Kapitalizm ahlâkı!


Önce ilgi uyandırmak için talep/tezgâh oyunu kurar.
Bu oyun ile insanların ilgisi arasına engel koyar,
sonra işçilere engeli aşıracak araç ürettirir,
o aracı da o işçilere satar.


Oysa, her işçinin boyuna göre ayağının altına sandık koyacağına, o gri bariyeri kaldırıp eşitlik sağlasaydı,
 sahadaki maç daha keyifli izlenebilirdi.

Özetle, o GRİ BARİYERi koymasaydın, EŞİTLİK o sorunu daha kolay çözerdi.

9.10.18

bazı kadınların erkek istismarı

Resim yorumu:şiddet sağ'da, adalet sol'da


"İntikam tatlıdır" ama,
Filozof Francis Bacon, ‘’intikam beslemek, normalde kısa sürede iyileşecek bir yarayı (o anki  haz ile) kaşıyarak açık tutmaktır’’ diyor
----------------------------------------

2 Yıldır görev yaptığım bir alanda (adalet mekanizması) gördüm ki, “kadına şiddet olayına karşı tepkileri” sömüren bir kadın tipi çıktı ortaya.


Kadına şiddet konusunda toplumun bir kesimi ölü taklidi yaparken, diğer diliminde ciddi duyarlılık oluşmuştur.

Olaylar ulus aşırı boyutlara ulaşınca, mahkemelerin önemli bir bölümüyle, polis teşkilatı da bu eleştirilerden etkilenmiş olmalı ki, en basit şikayette bile detaya bakmadan işlem yapılabiliyor. Bir kısım kadının (özellikle aşksız/sevgisiz/evliliği veya birlikteliği sosyal güvenlik kurumu gibi gören kadınların) bu duyarlılığı sömürmeye başladığına tanık oluyoruz.

Bu durumun kamu oyuna yansımadığını anlıyoruz.
Tamam, kadına şiddete karşı duyarlı olmak önemli ama, bir erkeğe evinden uzaklaştırma, hatta hapis kararı verirken, ana konudaki gürültüden etkilenip, erkeğin sesini duymamak adalet sayılmamalı.

Bir kadın karakola gidip de “uzaklaştırma istiyorum” dediği zaman anında, sorgusuz sualsiz işleme konuluyor. Erkek, aile içi ufak bir tartışma ve kızgınlık sonucunda ya da nedensiz şikayetle evinden uzaklaştırılınca çocuklarından, iş performansından ve otelde veya ayrı evde kalması durumunda, ev ekonomisini ve genel çıkalararı kontrol imkanından da uzaklaştırılmış olunuyor.

O evlerde 15-17 yaş aralığındaki kız çocukları genellikle “baba otoritesinden/gözetiminden" uzak kalmayı tercih ederek, "anneci" davranabiliyor, annenin şikayetinde tanık olarak dinleniyor ve anne bu çocuğun o gizli amacına alet olabiliyor.

“Sorumlu baba otoritesini”, o çocuğun özgürlük ile başıboşluğu birbirine karıştırdığını bilen, kadın cinayetlerinin kökeninde bulunan tehlikeleri görebilen babalar tavrı olarak anlamalıyız.

Sorumsuz ve bilinçsiz anne ise, eşi ile kavgasında baskın çıkmak uğruna çocuğun çıkarını görmezden gelerek, istismar etmeyi göze alandır.

Oysa, taraflardan gelen şikayette ilk başvurulması gereken yer pedagog olmalıdır. Pedagog tarafları dinledikten sonra, uzaklaştırmanın gerek olup olmadığına kanaat bildirmelidir. Bu tür kadınları, içinde bulunduğumuz ekonomik krizlerde ortaya çıkan “fırsatçılar”a benzetebiliriz.

18.9.18

3. havalanı işçi direnişi ve çarpıtmalar


3. havalimanında çalışan işçilerin hak direnişlerini yine dış güçlere bağladılar ya! Helal olsun bu lağım politikasına! Hatta Haziran Direnişi'nde itiraz edilen gerekçeleri bile dış güçlerin yönettiğini ve onların (sözde) rekabet üstünlüğünü yitirmelerine bağladılar.

Herhangi bir dış güç 80 milyonluk bir toplumun yarısını yönetecek, kışkırtacak ikna edebilecek gücü nerden bulabilir? Üstelik o kitle eğitim düzeyi bakımından öyle kolay oyuna gelebilecek, maceralara sürüklenebilecek kadar alçak değilken...

3. Havalanı inşaatında direnen içilerin çok masum, çok insanca talepleri firmanın kârından bir parça istemek değil; 6 aydır ödenmeyen maaşlarından tutun da, ulaşım servisi, yemek, yatacak yer, çalıştırma vahşeti... bit... gibi konuların artık gırtlaklarına kadar dayanmış olmasıydı. Üstelik kamu oyuna yansıltılmayan o iş kazasında onlarca (1000 kişi diyenler var) ölümlerinin yüklediği korkuları hiç bir isyan nedeni ile izah edilemezken/zihni örer

***

Haziran Direnişi'nde 3. köprü ile 3. havaalanı yapım projesine

NEDEN KARŞI ÇIKILMIŞTI?


Kuzey Ormanları Savunması, İstanbul ve Marmara Bölgesi’ndeki ekolojik sistemi bozacağı eleştirilerinin hedefindeki üçüncü havalimanı projesine dair kapsamlı bir rapor hazırladı.

‘4 milyar dolar maliyet artışı, kaynak belli değil’

Hukuki sorunlara rağmen inşaatın devam etmesinden, ormanlık ve sulak alanlarda oluşacak tahribata kadar proje detaylarının 12 maddede incelendiği raporun ekonomik bölümlerini hazırlayan Mustafa Sönmez, projenin 16 milyar dolar olarak açıklanan maliyetinin dünya genelinde yükselen dolar nedeniyle 20 milyar dolara çıktığını, bu maliyet artışının da vergi mükelleflerine döneceğini belirtti.

Diken’e konuşan Sönmez, projeyi yapan Cengiz-Kolin-Limak konsorsiyumunun dolar artışından etkilenmeyecekleri, çünkü euro ile kredi aldıklarına savunmalarına karşı şunları söyledi: “Euro-dolar paritesinin değişmesinden ötürü 4 milyar dolarlık bir maliyet artışı var. Kamuya bunun nasıl yansıyacağı öyle bir muamma ki, bu 22,5 milyar avronun nasıl karşılanacağı bile belli değil. Resmi herhangi bir kayıt yok bununla ilgili. Projeyi yurtdışındaki kreditörlere götürüyorlar ama dışarıdan şüpheyle karşılanıyor ve bir konsorsiyum getirebilmiş değiller.”

‘Böyle projeler Türkiye’yi Yunanistan yapar’

Sönmez, maliyet artışının hazineye yansıyabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti: “Kredi bulunsa bile, maliyet artışlarını Hazine garantiliyor. Böylesi projeler Türkiye’yi Yunanistan yapar. Yunanistan’ın başı hep böyle hesapsız kamu yatırımları ve altyapı yatırımlarından belaya girdi. Eninde sonunda proje yapılsa bile hazineye büyük yansımaları olacaktır. Bu da vergi mükelleflerine ve halka yansıtılacaktır. Umarım buraya gelmez mevzu ama projeyi akli bulabilen bir konsorsiyum yok ortada çünkü hem projeyi şaibeli buldukları için hem de siyasi ortam nedeniyle uzak duruyorlar.”

Yıkım projesinde neler var?

Raporun açıklandığı basın toplantısında Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı, Cihan Baysal ve Prof. Dr. Zerrin Bayraktar da yer aldı.

Üçüncü havalimanının 12 maddede sebep olacağı yıkım, projeye dair hukuksuzluklar ve İstanbul’u neyin beklediği madde madde anlatıldı.

Tespitler şöyle:
1. Üçüncü havalimanı projesi, en yüksek yolcu kapasiteli havalimanından daha büyük
Dünyanın en yüksek yolcu kapasiteli havalimanı olan Atlanta Havalimanı, 95 milyon yolcu kapasitesiyle 1625 hektar üzerine kurulu. Buna göre, 150 milyon yolcuya hizmet etmesi planlanan 3. havalimanına 3 bin 500 hektar yetmekteyken proje neden 7 bin 650 hektar üzerinde planlandı?
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), ‘Mega Havalimanının Kaderi Büyümeye Bağlı’ raporundaki büyüme senaryosuna göre havalimanının kar etmesi olanaksız görünüyor.


2. Yeni havalimanı mı yeni şehir mi?

Resmi ÇED Raporu’nun ‘Havalimanı Şehir Kompleksi’ başlığı altında, iş merkezinden kongre-kültür merkezlerine ve spor komplekslerine çok sayıda farklı birimden söz ediliyor.

Ulaşım projesi olarak pazarlanan 3. havalimanı, aslında İstanbul’un kuzeyinde inşaat sektörü için bir cazibe merkezi yaratma girişimi ve 3. köprü ve kanalla birlikte bir pakettir. Bu projelerin her biri diğerini beslemek üzere planlandı. Emlak danışmanları da, “3. havalimanının bu bölgede konumlandırılması ve Kuzey Marmara Otoyolu güzergâhının kanal üzerinden geçmesinin bölgeyi cazibe merkezi haline getirdiğini” ifade etmekte. Bölgede toplu arazi alımları ve aracılar vasıtasıyla spekülasyon faaliyetleri şimdiden tırmanmış durumda.

3. Yüzde 90’ı sulak alanlar ve ormanlarla kaplı bu özel bölge, yüzde 90’ı beton bir alana dönüşecek

ÇED raporuna göre proje için belirlenen alanın yüzde 81’i orman alanı, yüzde 9’u göl ve gölet. İstanbul’un ormanları dünyadaki 200 önemli ekolojik bölgeden biri, Avrupa’da ise acil korunması gereken 100 ormandan biri. Kentin kuzeyinde yoğunlaşan ormanlar, kentin önemli su kaynaklarını da içerirler. 3. havalimanı proje alanı toplam 7 bin 650 hektar olup, bunun 6 bin 172 hektarı ormanlık bir alan.

4. Kesilen ağaç sayısı ÇED’den ‘atıldı’, göl ve göletler ‘su birikintisi’ oldu

2013 tarihli ilk ÇED raporunda 2 milyon 513 bin 341 ağacın 657 bin 950’sinin kesileceği, 1 milyon 855 bin 391 ağacın ise taşınacağı belirtiliyordu. Ancak kaç ağacın kesileceği bilgisi, nedense ikinci ve üçüncü ÇED raporlarında yer almıyor.

İlk ÇED raporunda “Proje alanında 70 adet göl, gölet ve gölcük bulunmaktadır” ifadesi yer alırken, üçüncü ÇED raporunda bu göller ‘büyüklü küçüklü su birikintileri’ olarak tanımlanıyor. Oysa aynı ÇED Raporları bölgede bulunan Kulakçayırı’nı ‘ekolojik değeri bakımından bölge için önemli’ ve ‘balık çeşitliliği bakımından da oldukça zengin’ olarak belirtmekte.

5. Dünya susuzluk çağına girerken, İstanbul su kaynaklarını kaybedecek

Projenin sebep olacağı araç trafiği artışı, orman tahribatı ve yapılaşma dolayısıyla İstanbul’un önemli su kaynaklarından Terkos, Alibeyköy ve Pirinççi barajlarındaki su seviyelerinde azalma, ayrıca akarsulara karışacak kirliliğin de barajlara taşınması bekleniyor.

6. En önemli kuş göç yollarının üzerinde

Üçüncü Havalimanı’nın ÇED Raporu’nda bölgede 17 kuş türü olduğu iddia ediliyor, ancak ornitologlar Kuzey Ormanları içinde en az 200 türü görüldüğünü belirtiyor.

Uluslararası standartlara göre, havalimanı yapılacak yerin 13,5 km. yakınında çöp tesisi bulunmamalı çünkü bu tesisler milyonlarca kuşu cezbeder. Oysa proje alanının 6 km. ötesinde Göktürk’te, senede 3 milyon ton çöp atılan İSTAÇ’ın bertaraf tesisi bulunuyor.

7. Yer seçimi, meteorolojik engeller ve zemin yapısı: Uçuş güvenliği için riskli

Pistlerin dünyanın en sisli yerlerinden Karadeniz kıyılarına komşu olması, iniş kalkışlarda gecikmelerin yanı sıra pistten çıkma gibi çeşitli sorunlara ve tehlikelere işaret etmekte.

Bunun yanında kentin iki ana rüzgarı olan Lodos ve Poyraz’ı yandan alarak yağmurlu ve fırtınalı havalarda iniş yaparken kanat katlanması ve türbülans ile savrulmalara maruz kalma ihtimalleri uçuş güvenliği açısından ciddi riskler teşkil ediyor.

Durum böyleyken, meteorolojik değerlendirmeler proje alanına oldukça uzak olan Kumköy, Florya ve Göztepe meteoroloji istasyonlarından alınmıştır ve bölgeye dair gerçekçi bilgi içermiyor.

Proje alanının zemini sorunludur. Zeminin kendine özgü gevşek yapısı nedeniyle meydana gelecek oturmaların yanı sıra, bu kadar devasa bir dolgunun stabil hale gelmesinin olanaksızlığını belirten TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) iki önemli soruna dikkat çekmekte: 1- Sahada mevcut zemini oluşturan malzemedeki oturmalar 2- Yapılacak milyonlarca metreküplük yapay dolgudaki oturmalar

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK) 3. Havalimanı Teknik Raporu ise proje kotunun 105 metreden 70 metreye düşürülmesi sonucunda 70 metre kotundaki pistlerden iniş kalkışın mümkün olamayacağını vurguluyor.

8. Ekonomi alarm verirken Cumhuriyet tarihinin en yüksek bedelli yatırımı

Döviz artışı borç geri ödemelerinin TL maliyetini de artırdı. 2015 boyunca ödenecek 167 milyar doların banka ve şirketler üzerindeki kur zararı, bilançolarda önemli tahribatlar yaratabilecek.

Dış borç, 2014 sonunda 386,8 milyar dolar ile tavan yapmış durumda. Dövizin aşırı değerlenmesi ve artan dış borç faizleri nedeniyle, konsorsiyum tarafından 22 milyar 152 milyon avro bedelle alınan 3. havalimanının maliyeti sadece ilk 9 ayda 4 milyar dolar arttı.

9. DHMİ zarardan zarara koşuyor

Sayıştay’ın ‘2013 Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Denetim Raporu’na göre, DHMİ son 4 yılda toplam 1 milyar 328 milyon lira zarar etmiş durumda ve bu projenin altından kalkabilecek mali yapıya sahip görünmüyor. Sayıştay, DHMİ’nin işlettiği 47 havalimanından (Hakkâri hariç) sadece yedi tanesinin kar ettiğini de belgeliyor.

DHMİ’nin bu kadar büyük bir miktarı geri ödeyemeyeceği için garantinin yine dönüp dolaşıp Hazine’den isteneceğini, çünkü bir KİT olan DHMİ’nin arkasında Hazine’nin olduğunu belirtiyorlar

10. Hukuk çiğnendi

Anayasa’nın 45.56.90.63, 166 ve 169. Maddeleri çiğnendi.

‘İstanbul’un Anayasası’ sayılan ve 2009’da yürürlüğe giren 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda 3. Havalimanı’nın yapılmak istendiği bölge; orman alanı, su havzası ve jeolojik açıdan yerleşime sakıncalı alan olarak belirtilmişti. İstanbul’un kuzeye doğru genişlemesi Çevre Düzeni Planı’nın ilke kararlarına aykırı.

Sayıştay, raporunda ihalenin üzerinden 1,5 yıl geçmesine rağmen halen yer teslimi yapılamadığını vurguluyor. Yer teslimi yapılmayan projenin temeli nasıl atıldı?

Temel atma töreni sırasında havalimanını içeren imar planları askıya törenden 10 gün sonra (17 Haziran 2014) çıktı. Dava konusu edilen imar planları mahkeme sürecinde değiştirilerek hukuktan kaçırıldı.

Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği’ne aykırı olarak, havalimanının ihalesi ÇED raporu askıdan inmeden ve onaylanmadan yapıldı.

11. Kamu zarara uğratıldı: Proje başlamadan vurgun

İhale şartlarına göre deniz seviyesinden 105 metre yüksekte olması gereken havaalanının kotu ihaleden sonra 70 metreye düşürülerek uçuş güvenliği hiçe sayıldı ve tahminlere göre bu değişiklikle yaklaşık 3 milyar Euro olan dolgu maliyeti 1 milyar Euroya düşürtüldü.

Tek işlemle müteahhitlere 2 milyar Euro kazandırılarak kamu zarara uğratıldı. Yer tesliminin 1,5 seneden uzun süre geciktirilmesi, ve bugün dahi hala açıklanmamaış olması, tahminlere göre müteahhitlere 1 milyar Euro üzerinde ayrıca kazanç sağladı.

12. Talan, yağma, şaibe ve hukuksuzlukta ortaklık

Üçüncü havalimanı ihalesini alan şirketler, HES’lerden termik santrallere çok sayıda kamu ihalesinin de sahibi. Örneğin MA-PA’nın bağlı olduğu MNG Holding’in Ege’den Karadeniz’e yaklaşık bir düzine HES inşaatı var.

Yine birçok HES’i bulunan Kolin, yakın zamanda Manisa Soma’daki Yırca köyünde binlerce zeytin ağacını keserek termik santral yapmaya çalıştı. Cengiz Holding, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı’nın yanında birçok HES ihalesine sahip.

Havuz medyası oluşturulmasından, ihaleye fesat suçlamasıyla yargılanmaya (Limak), ÇED raporlarında yanlış hesaplamalardan, projelerin etki alanındaki nüfuslara baskıya ve tacize, mahkeme kararlarını hiçe saymadan, projeler için imara aykırı yol ve köprü inşaatına, ülkenin dört bir yanındaki talan ve yağma projelerinde Konsorsiyum ortakları başı çekmekte.


kaynak

eğitim politikasında son durum 2018

Eleştirinin suç sayıldığı yerde otoritenin boş konuşmaları çılgınca alkışlanır.
cumhurreisi Kabataş lisesinde, öğretmenlerin ve prof. bakanın karşısında eğitim konuşuyor. İşin en ilginç yanı, 16 yıldır uyguladıkları eğitim kalitesiyle GURUR duyması!.
"Bakın, size eğitimin nerelere geldiğini rakamlarla anlatayım" diyor. O anda merakım fırlayıverdi. Acaba dünya ülkeleri arasındaki eğitim kalitesi sıralamasıdan mı söz edecek, Sınavlarda Türkçe, matematik, fen derslerindeki çözülen-çözülemeyen soru miktarından mı... diye.
"Biz sizin gibiyken samanlı kâğıtlardaki notlarla ders çalışırken, sizin kitaplarınız masanızın üstünde" dedi. Devam etti, "şu kadar öğretmen atadık, bu kadar okul yaptık. İşte 16 yıl önceki politikacılardan farkımız bu" dedi.
"En az 3-5 çocuk" direktifiyle gerçekleşen nüfus patlamasına göre ihtiyaç doğan öğretmen açığı ile, atanamayan öğretmenlerden hiç söz etmedi.
Acı acı gülümsedim! Doğru, bizim neslin ancak askerlik için hatırlanan gençleri yoksulluktan kitap alamazdı, bit pazarından sayfaları yırtık kitapları yarı fiyatına alamazsak, bir arkadaşımızdan ödünç olarak alır, dersimizi yapardık. Edebiyat okumak için de kütüphane kovalardık. Zengin çocuğu olan arkadaşımızdan değişimli kitaplar alırdık. Sınavda da ona kopye vererek ödeşirdik.
Bu konuda yaşanmış acı örnekleri "Soylu Rüyalar"da anlatmış bulunuyorum. (Eğitimden söz edilince yaşayarak başvurduğum belgedir de ondan)
Ya şimdi?
"Hayırlı cumalar"
O salondaki bakan ve öğretmenlere şunu sormak isterdim:Sayın öğretmenim, dinine imanına, bak kıvırırsan, yalan söylersen, kem küm edersen allah belanı versin!
cumhurreisinin eğitim ortamında ,1 saate yakın konuşmasını eğitimci gözüyle değerlendirdiğinizde, incir çekirdeğini doldurup doldurmadığını yüksek sele söyleyebilirmisiniz?
Makam ile diploma arasındaki ilişkinin önemi bir daha belirdi bu salonda.
At gözlüğünün istikametindeki görünenleri değil, Dünyada eğitim durumumuzu bir daha hatırlayalım. Çünkü, evrensel rakamlar yalan söylemez.
*Eğitimde sınıfta kalmışız da, 135 ülke arasında 105. sıraya düşmüşüz de...
"Ne ekersen onu biçersin" diyen özlem yalan mı söylemiş oluyor şimdi?* demiştim bir kaç hafta önce.


 2018 eğitim başarı durumu

 

24.8.18

Yazıda ve konuşmada dil sorunu

Sosyal medyada  bireyler en çok yazı ile, sonra resim gibi görsellerle varlıklarını gösteriyorlar. 
Herkes yazar da okuyan yazandan daha az sanki. Ya da bana öyle geliyor. Aslında yazmak da okumak da önemli bir uğraş. Ancak, başkalarının yazdıklarını kendi üretimleri gibi gösterenlerden sakınmak gerek. Çünkü, imaj hırsızlığının da diğer yüz kızartıcı hırsızlıklardan farkı yok. 
Madem ki yazı sosyal medya faaliyetimizin önemli bir parçası, şu kullandığımız dile önem versek de, daha özenli yazsak diyorum?

Dil, iletişimin bir numaralı aracıdır. Her araçta olduğu gibi dilin de bakıma, korunmaya ve geliştirilmeye gereksinimi vardır. Buna dilde özleşme diyoruz ve özleşirken kendi doğal seyrine katlanıyoruz.
Ancak, ani ve gereksiz müdahalelerle piyasaya salınan sözcükler, hormonlu domates gibi göze/kulağa hoş gelse de, tadı/anlamı aklımızı bulandırmaktan kurtaramıyor.

Bir zamanlar, (internetin ilk kullanıldığı yıllarda) msn dili diye özenti budalalığı bir dil türetilmişti. Yabancılar ülkemize geldiğinde, dilimizi bir miktar öğrenip de kendi öz dillerinin aksanıyla karıştırınca tuhaf bir telaffuz çıkardı ya? “Ben var yapmak…” gibi. Bizim msn'ci tayfa da kendini yabancı gibi sunma kaygısıyla olsa gerek, öz dilini (aşağıdaki örnek sözcük kırıntılarında görüldüğü gibi) yontmayı dil sanmaktaydı.
Tarkan’ın bir şarkısında dediği gibi, “başkası olma kendin ol” sözü bu tuhaf, özentili sınıfa yönelik bir çağrıydı sanki. O özentili tayfa dediğimiz sınıf şimdi çor-çocuk sahibi ve tarzlarını yeni nesillere çoktan aktarmışlar.
Birbirimize sağır, kör, yabancı, gizemli, tehlikeli, güvenilmez, anlaşılmaz…. ve hatta düşman olarak bakmamız aynı dili konuşamadığımızdan, anlaşılmamaktan dolayı olabilir mi?

Aşağıdaki sözcükler Türkçe’nin hurdalarıdır ve bunları yazanların en çok lise ve daha sonra üniversite mezunu olduklarını biliyorum:
bi yardım (bir yardım)
gircek (girecek)
cıkcam (çıkacağım)
göndercek (gönderecek)
vercem (vereceğim)
yollatıcam (göndereceğim)
cvp gelcek (cevap gelecek)
yollucam (göndereceğim)
yapıcaksın (yapacaksın)
yapıorum (yapıyorum)
saol (sağol)
gitsende kalsanda (gitsen de kalsan da)
izlicem (izleyeceğim)
alıcaksınız  (alacaksınız)
kırılıcam (kırılacağım) 
konusmucam (konuşmayacağım)
diyer (diğer)

------
“Yorum atanları Retweetliycem” (bu sözün İngilizcesi doğru, Türkçe eki yanlış yazılmış. Bunu yazan 62 bin 200 takipçisi olan bir Türk) (Retweetleyeceğim veya paylaşacağım)
…..
Köpeğine “oğlum-kızım”, çocuğuna “anneciğim”, yeğenine “teyzeciğim”, kızına-oğluna “aşkım”, kadına "abi"… gibi söyleyişleri, dilimizin edebi ölçülerine vurursak, s/empatiyle karşılamak mümkün mü?


Toplumun ortak dilini kim daha kullanışlı hale getirir de periyodik bakımını ve yabancı istiladan korunmasını sağlar? Başta edebiyatçılar, diğer sanatçılar ve üniversite(li)ler. Üniversitelerin sayısal bölümlerinde neden felsefe ve psikoloji dersleri yok? Oysa onlar da mezun olduklarında bir kurumun başına geçerek yönetici olmaktadırlar. Yönetici olduklarında çalışanlarla ve müşterilerle iletişim kuracaklardır…

21.8.18

Engai ilkel toplumu ve ileri (dedikleri) uygarlık

Ne kadar da ortak yanımız varmış!

"Şekeri bilmeyen, inek kanı içen kabile!

Engai ismi verilen tek tanrılı inanca sahip olan, toplum kurallarını yaşlıların koyduğu, aralarında anlaşmazlık çıktığında kavga etmek yerine küçükbaş ve büyükbaş hediye etmekle sorunlarını çözebilen, özel barış yapma ve özür dileme seremonilerinin olduğu(cmk:253-254-255), hayvanlarının göç ettiği zamanlarda diğer bir ülkeye göç eden, küçük çalı-çırpı ve sığır dışkıları ile yaptıkları evlerinde turistleri ağırlamayı seven, ilkel bir kabile Masailer.

Evlerinde tek göz odada anne, baba, çocuk yatarken, evlerinin girişindeki küçük boşlukta da hayvanları kalmakta.


Dini törenlerde hayvanlarının kanını içen (bizde sokakları akıtma farkıyla) kabile, turistlerin ziyareti esnasında son derece cana yakın ve insan canlısı (misafirperverlik şanı) bir yapıya sahipler. Kadınları daha çok evde incik boncuk işleri, evlerin inşasını üstlenirken; erkekler ok, mızrak ve avcılıkla ilgileniyor.

Masailer bir tek tanrıya inanırlar. Enkai veya Engai ismini verdikleri tanrı bunlardan biri Engai Narok olan cömerttir Engai Nanyokie ise kincidir (bizde tanrı iradesini yansıtan şeytan ve melek gibi).

Yuvayı dişi kuş yapar:
Masai evleri kadınlar tarafından yapılıyor. Bir kadın evlendikten sonra evini tek başına kendi çabasıyla inşa ediyor (biz bu konuda daha ileriyiz çünkü kadın inşaatta çalışmasa da, evde 7/24 hizmete hazırdır). 10 metrekareyi geçmeyen içinde oda olarak nitelendirdikleri 2-3 bölmesi olan, tuvalet ve mutfağı olmayan, odanın tam ortasında ateş yakılan bölümü mutfak olarak kullanan ve minicik 2-3 ufak göz camları olan evler buralar.

Masai erkeklerinin ne kadar çok ineği varsa hayvan oranında birden çok kadınla evlenme hakları oluyormuş. (nispeten benzeriz).


Kenya’daki Masai kabilesi yardımseverdir; 11 Eylül saldırılarını öğrendikten sonra ABD’ye yardım olarak hangisinden 14 tane bağışlamıştır? (kim milyoner olmak ister sorusu)
Sorusunun Doğru Cevabı : İnek

--------------------------------------------
/Googleden bazı kaynaklardan derleyerek özetlemedir.
https://www.sabah.com.tr/turizm/2013/02/13/seker-tadi-bilmeyen-inek-kani-icen-kabile
http://www.gezgincift.com/afrika-masai-insanlari
http://www.milliyet.com.tr/afrika-da-modern-hayati-reddeden-kabile-gundem-1440854/

16.8.18

umutsusuzluk yakmıyor beni


bir rüzgar eser, içinde polen saklı
bir rüya görürüm, rengi pembeye çalar
bir bahar belirir mevsimin ortasında
bütün renkler çıldırırken moda illüzyonuyla,
gaspotizm yeryüzüne ölüm kusarken,
kırılırken gökyüzünde gerçekler,
ütopyamda herşey tozpembe/z.örer

4.8.18

YARDIM /bir öykü/

   Gururlu ve yalnız bir kadın apartman merdiveni temizleyerek, iki çocuğunu okutmaya çalışırdı. Çocukları lisedeyken kıt kanaat geçinseler de, üniversiteyi kazanınca zorlanmaya başladı. Düşündü, site yöneticisinden ücretine zam yapılmasını istedi. Yönetici bir toplantı yaptı, zam konusunu apartman sakinleriyle görüşmeye açtı. Toplantının açılış konuşmasında temizlikçinin durumunu, ücret talebinin gerekçesini anlattı.
Konut sahiplerinden sadece bir kişi ücretin artırılmasına, diğerleri aynı kalmasına görüş bildirdiler. Konu kapandı, ücret artış talebi red edildi.
Ücretin artırılmasını isteyen kişi temizlikçi kadınla özel görüştü.
“Ben bir emekliyim, kabul edersen çocuklarının eğitimi için küçük bir yardım yapmak istiyorum” dedi. 


Kadın, “hayır ben yardım değil, zam karşılığında temizliğe ek olarak çöp toplamayı da görevime eklenmesini istemiştim, böylesini kabul edemem” dedi.
Adam, “öyleyse çocuğunun hesap numarasını ver, ona burs şeklinde verelim. Nasıl olsa bütün burslar yine bir yardımdır”. 


Kadın tereddütlü olsa da aklına yatmıştı, teklifi kabul etti ve hesap numarasını verdi.
Gel zaman git zaman, çocuklar okullarını bitirdiler, işe yerleştiler.
Emekli adam bir hastalığa yakalanmıştı. Kadın bu haberi duyunca hemen çocuklarına bildirdi. İki kardeş tarif üzerine hastayı hastanede ziyaret ettiler. Hastanın derdine derman olacak ilacın, adamın 2 yıllık maaşına denk geldiğini, doktorundan öğrendiler. Bir hafta aradan sonra hastayı tekrar ziyaret ettiler, o pahalı ilacı masanın üstüne koyup oradan sessizce ayrıldılar. Adam şaşırdı. Bu kadar pahalı ilacı getirenler kimdi? Doktorundan sordu, cevap alamadı. Çünkü, hasta mahcup olmasın diye doktor tembihlenmişti.
Hasta ilaç ambalajını açtı, içinde bir mektup ve şöyle yazıyordu: 

Sayın amca bey, bizi hiç görmedin ama, senin gönderdiğin burs parası olmasaydı, son sınıfımda harç parasını ödeyemezdim ve okulumu da bitiremezdim. Oysa ben şimdi doktor oldum, kardeşim de subay oldu. Bu ilaçları bulmak bizim için zor olmadı. Umarım sağlığına kavuşursun.
Not: eğer ameliyat olursan ve kan ihtiyacın olursa, lütfen şu numaraya mesaj atabilirsiniz. Bir tabur askerle geliriz.

Mutlu son.


***
Bu sözcüğü ikiye bölüyorum. YAR-DIM. Yar bildiğiniz gibi iki anlamı vardır. Birincisi dere yatağının uçurum dediğimiz kenar kısmı. İkincisi ise, “sevgili”. Yar saçların lüle lüle.
“Dım” ise, damla anlamına gelir. Dım dım akıyor, damla damla akıyor demektir.
İnsanoğlu-kızı hayatta ya uçurumun kenarında risk altında, ya da bir yârin kolları arasında güvende yaşar.
Yardım için, “sevgiye çalan damla” diyoruz. Damlaya damlaya göl olacağına göre, yardımın istikrarlı olması hayat kurtarabiliyor.
Hacda şeytan taşlamaktan ve bir haylaz dilenciye sadaka vermekten daha sevap değil mi? Takdir sizindir, sevgiler ve saygılar…/zihni örer

2.7.18

tecavüz sapıklığı ve ceza kavramı


Doğduğum yörede Çerkezler gelişmiş kültürü diğerlerinden daha duyarlı/yatkın yaşarlar. Rahmetli Babamın, işi gereği onlarla sık muhabbetleri olurdu. Çocukluğumda duyduğum şu söz onlara aittir:
"Türkler çocuğun eline cam bardağı verirler, çocuk bardağı kırınca da onu döverler".

Kaçırılan, tecavüz edilen ve öldürülen kız çocuğu tüm toplumun değilse de, politikacıların ortadan ikiye böldüğü bir parçanın yüreğini parçaladı. Sosyal medyadaki lanetlemeli tepkilerden anlıyoruz. Diğer parçanın bu konuda ne düşündüğü, hatta düşünüp-düşünmediği merak konusu?


Böyle bir çetrefilli/çok yönlü bir olayın köküne inildiğinde, toplum olarak benimsediğimiz, hatta karşıtlarıyla yarıştırdığımız kültür mayasının çıkacağını bilirler. Şu anda onlar mahcup, utangaç ve hatta bir ihtimal üzgündürler. Ama dışa vuramazlar. Çürük meyveyi misafire ikram eden ev sahibi gibidirler.

Bütün suç tek başına o sapık caninin sırtına yüklenmiş, "onu idam edersek bu cinayetler önlenir" gibi düşünüyor olabilirler. Gerilmiş tepkilerin gazını alalım, gerisi kaldığı yerden devam etsin modundalalar....

Oysa, bireyin işlediği bir suçu tanımlamak için bir çizgiden yürümek vicdana/adalete götürmez bizi. Birey üzerinde toplumun, kurumların ve seçilmiş olan yönetim ve kültürün payları da vardır. Yani birey %50 oranında kendi iradesiyle toplum içinde davranış normunu yönetiyorsa, geriye kalanını da içinde bulunduğu çevre yönetiyor.
Dolayısıyla, bireyin işlediği suça idam cezası vermek, bireyin dışındaki sorumlulukları görmezden gelmek demektir. Kaldı ki, yaşam kalitesi bakımından bizim gibi 3.4. sınıf toplumlarda idamın suçu önleyecek tek yöntem olarak benimsenmesi de normal sayılır. Bunun tercümesi başka anlamda şudur:
vahşi doğa kanununda en geçerli kontrol yöntemi KORKUTMAK ve korku salmaktır. Bunu anladığımız gün sınıf değiştirmemiz bu kadar zor olmaz.

25.6.18

robot seçmenle vatan kurtulmaz



Oy verecek robota değil, düşünen özgür insana yatırım yapmak.
Demokrasinin kalitesini belirleyen seçime katılım oranı değil, oran ne olursa olsun katılanların BİLİNÇ düzeyidir.

Dünya toplumlarının uygarlık yarışında kullandıkları yöntemi bilim adamları/uzmanlar/aydınlar üretirken, bizde politikacıların belirlemesi şaşırtmıyor.
Bizde yaşam kalitesini artırmak amacıyla proje üreten öncüler spor takımları modunda tutulunca ve politikayı da bir eğlence gibi görünce, bu seçimi şöyle yorumlanabiliriz:


Gri ve KoyuYeşil sermaye takımlarının lig ve kupa maçını izledik.
Lig Sonucu: GS:0-KYS:1
Kupa sonucu GS:0-KYS:0, averaj farkıyla KYS galip ilan edildi.
Bu kadar sıradan ve basit.

Oysa hayatı zehir zindan olan bir yığın insan ya çöplüklerde, ya da birilerinin sırtında kene gibi hayatını sürdürmektedir. Toplum tamamen tembelliğe, dilenciliğe, hırsızlığa ve beleşçiliğe alıştırılmıştır. Eğitimin ve meslek edinmenin gereksiz bir uğraş olarak empoze edildiğini görüyoruz.
Özellikle halkın önemli bir kesiminin etnik kodundan dolayı moral katsayısı tehdit altındadır.
Yalnızca bu iktidar dönemi değil, eskiden de bir halt olmadığını biliyoruz.

25 yıllık iş hayatımda ve sonrasında, bütün "sözde demokratik" eylemlerde tanık oldum. Örneğin, bir sendikacı kadro iktidara yerleşmişse, onlar ya ölene kadar, ya da o iş yerinde işçi lehine, işveren aleyhine en küçük bir adım atana kadar, o kadroyu "felek apdo" bile sendikacılıktan indiremez.
Kooperatif yönetimlerinde de böyle, site-apartman yönetiminde de, muhtarlıkta da.... ve dolayısıyla siyasette de aynısı.
Bir aşamadan sonra o kadroyu değiştirmek yerine, o kadronun yalakası olma yarışı başlıyor.
Bir kısım bilinçli kesim "daha iyisi olabilir" öngörüsüyle davranarak yönetimi değiştirmeye kalkışırsa da, yalaka takım dengelerin en kritik yerinde sonucu belirleyen oluyor.

Bu son seçimin belirleyici en temel faktörü, bilinçlerin bastırılması taktiğidir.
Muhalefet kadroları şu andan itibaren, önceden programlanmış robota komut vermek yerine, kitap okuma seferberliği ilan ederek, özgür insan modeline yatırım yapmalı ve bu ilanı işleterek dip dalgası yaratmalıdır.
Bu konuda beyin fırtınası estirmek, bir sonraki yazımın konusu olsun.

24.5.18

bilgiyi bilekten güçlü kılan alıcısıdır




Muharrem,  heykel yapacağı kocaman mermerden bir parça koparmak için çekiçle tık tık vuruyordu.
 Onu seyreden Erdoğan balyozla yıktığı eski duvarları hatırladı.
Muharrem’in bu nazik vuruşlarını izlerken dayanamadı, usulca yaklaştı; elindeki çekici kaptığı gibi, mermere hızlıca bir darbe indirdi. Döviz fırladı, tl. yere düştü. Kahraman edasıyla sanatçıya dönerek:
 "bak öğretmen efendi, sen bu taşı 99 çekiçte kıramadın, oysa ben tek vuruşta kırdım. Gel bana, ders vereyim sana" dedi.

Muharrem, Erdoğan’ın yüzüne baktı, gülümseyerek:
“usta, ordan bakınca öyle görülüyor da, gerçek öyle değil” dedi.
“Nasıl öyle değil Hoca, gözünün önünde kırdım ya?”

"Usta, bazı şeyleri gözle göremezsin, hesap kitap ve toplamda diploma şart.  Oysa sen hesapsız ve öfkeyle vurdun, heykeli ortadan ikiye çatlattın.
Kaldı ki bu ucube parçayı kıracak olan son darbe değil, ondan önceki İNCE vuruşların toplamı olacaktı"./zihni örer