25.2.10

Kara Sevda (Nilgül)


https://www.youtube.com/watch?list=RDTPl91WFBUt0&v=TPl91WFBUt0

Elbette,
kara sevda çağını hem zaman hem de kültürel olarak çoktan aştım.
Hem, kara sevda yokluktan, kıtlıktan doğar.
Bu başka bir şey, ama ne?

Bu aralar bu şarkı teslim aldı beni.
Biliyorum, geçici bir tutuklanma hali. Savunmam alındığında bırakılacağımı da biliyorum. Savunma dosyamda geçmişime ve her anıma ait belgelerimin tamamı hazır. Kesinlikle haklıyım ve de mutluyum; aynı zamanda güçlüyüm.

Şarkının sözlerini hiç mi hiç dikkate almıyorum. Bana kelepçe vuran şarkının melodisi ve ritminin arasında adliyeye doğru yol alıyoruz.

Bilinç altı mı karıştı? Yoksa bir darbe teşebbüsü mü sezildi, anlayamadım gitti:)
Yüksek sessizlikle bağırarak savunmamı yapıyorum şu an.
Bu sayfaya her dalışımda, play'a farenin ucuyla (kedi ile değil) "tık" yapıyorum, melekler not tutuyor anında. Tahliyemi bekliyorum.

14.2.10

sevgili olmak kolay sevgili kalmak zor

14 Şubat’ın “sevgililer günü ilan edilmesinin özel nedenini bilmiyorum ama, neden bir kış ayına rastladığı, “ya ocak ısıtır ya kucak” özdeyişine götürüyor insanı.

Hani, kedilerin“Mart sevdası”ndan esinlenilse, damardan akan kanın fıkıf fıkır kaynadığı iki sevgili,  kucak muhabbetinde farklı keyif çatarlardı.
İki sevgili kedinin damdan dama uzun atlama rekoru ve yüksekten düşme riski, aşka doğru orantıdan başka ne olabilirdi bu ay?
Çiçek özlerinin, arıların hortumlarına çektiği cilvenin esprisi, 14 Şubat ile Güneş'in ittifakına bağlanabilir ancak. Bu ittifak protokolü, arı-çiçek-insan arasındaki “afro-dizayn” problemi de çözmeye  hazır pek yakında. Sonra, temel içgüdüyü gıdıklayan sihirli bir maddenin ortaya çıkması...
O kara kovan balı.

Sokrates’e sormuşlar,
-Hocam, erkekler kadınların ellerini neden öperler?
-Eee, bir yerlerden başlamak gerekir, demiş.

Sevgili olmanın icraatları bunlarla sınırlı değil elbette.
“Gülü soluncaya, seni ölünceye kadar..” sevme ilhamı yine bahar müjdesinden alınmış olunmalı. “Güller ve dudaklar” adına yazılmış olan romanlar da öyle.

Antrenmansız sevgililerin yalnızca sevgililer gününde “seni seviyorum” demesi, dilin hamlamasına neden olabilir; ama çiçek satıcıların sevgilileri hariç.

Aşk ilhamı, sevmek bilmeyi, bu ikiliyi bir yürekte taşıyabilmek de mucizeyi gerektirir.
Bir sağlıklı insan sevme yeteneğine sahip olabilir; iki sağlıklı insan ise sevgili olabilir.
Gençliğinde aşk vurgununa yenilenler, yaşlılıkta kalp krizini yenerler

“Bir gün sevgili olmak yerine, her gün sevgili kalabilmenin” örgütsel politikasını kadınlar yapmalıdır. Çünkü erkekler bu sırada dünyayı kurmakla meşguldürler.

Alman Yeşiller Partisi yöneticileri bir seçim propagandasında bir afiş hazırlamış:
İki sevgili, gözleri kapalı olarak öpüşürlerken çekilmiş bir fotoğraf ve altında iri harflerle şunlar yazılı,
-Ey sevgililer, öpüşürken odaklanmak için gözlerinizi böyle kapatın, ama oy verirken asla!!!

14 şubat’ın “sevgililer günü” olarak uydurulmasının doğru yerinden kavramaya çalışıyorum. Öyle “ahmak kandıran” öpücük günü müdür, yoksa ilgi monotonluğunun, 364 günlük küf bağlamış zamparalığına, bir günlük zımpara atma pratiği mi?

Jetonlarımızın köşelerinden vazgeçebilmeye verilmiş bir fırsat da olabilir.

Sevginin matematiğine inanmayanlar, sevginin miktarını merak etmemelidirler bu gün.
Çünkü, sevginin çelişkilere değil, kusurlara bakmayacağı önceden bilinmeli.

Evet, bu gün sevginin önce varlığını, sonra da bir mevzi daha ilerisindeki miktarını anlamaya zorlamanın yıl dönümü.

Konumuz “sevgi ve sevgili”dir bu gün, unutmayın.
Bu iki sözcüğün ıncığını cıncığını harmanlama gününde, kim bilir birbirine benzemeyen kaç icatlık tanımlama düşer beyaz sayfalara ve kulaklara?

“aşkım için canımı, özgürlüğüm için de aşkımı feda ederim” gibi bir pot kaç kez kırılabilir bu gün?

Örneğin, nasıl bir sevgili olmak istersiniz bu gün ve bu günden sonrakilerde?
Hazırlayın siparişlerinizi.

Saçlarına bir bir yıldızlar takılıp, bulutların sırtında uçurulan melek mi;
yoksa, avrat-herif süngücüne terk edilen kelek mi?

Ciddi olalım bu gün; ciddi ve de dürüst….! Yılda bir kez dürüstlüğün ne zararı olur ki?
Hiç belli olmaz, diyenleri duyuyorum.
İdam mahkumuna son dileğini sormuşlar, bir dakikalığına kral olmak istiyorum” demiş. Kral yapmışlar onu, o da af ilan etmiş kendisine. Ama doğru sevgili bir günlüğüne affeden midir?

Ve sevgi, dalından koparılmış gülün ömründe değil, arasına sarılmış sözün davranışa yansıyan istikrarında aransın….

İki eşin birbirlerine sevgili olarak kalabilmesi zor, ama imkansız değil.
Örneğin, her insan diğerleriyle ilişkilerde "ayrı notadan çalabilir". Ama sevgililerin ayrı notadan ses vermesi, her zaman gerilim yaratmaz. Çünkü, iki sesin (iki ayrı tel gibi) birbirine akordu vardır. Üstteki "si" den çalarken, alttaki her zaman "mi"den çalabilmeli. Buna si-mi uyumu denir. Bu iki sesin akordu yaşamın stresleriyle bozulduğu zaman, sevgi "melodik" olmaktan çıkar, "gürültü"ye dönüşür. Bu akordu uyumlu tutturabilmenin bazı formülleri vardır elbette. Ama burada anlatamam (yerim dar)

13.2.10

politik sobe-2

Açalya ebelemiş-sobelemiş

Aynı model bir Mim daha görmüştüm. O mimden bu ebe(sobe)ye kadar krizlerin faturaları bizi epeyce evrimleştirmiş olamaz mı.

Bakalım:

1)Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Düşünüyorum öyleyse varım diyemiyorum çünkü, düşünce şişede durduğu gibi durmuyor. Bu yüzden, düşünce suçu işlemek istemiyorum.
…..Desem de, dokunulmazlara değil, dokunmayanlara dokunmaktan yanayım.
Dokunulmazların dokunulmazlığını kaldırırsak, (m)illetvekilliğinin ne cazibesi kalır ki. Karsız eli keserler.
El dediysem, ellemek ile dokunmayı, dokunmak ile de okşamayı ayırmak gerek. Tabi ki yandaşları da kayırmak gerek.

2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?

Geçim barajını kaldırmak için, seçim barajını kaldırmak lazım (dersem de inanmayın). Çünkü kimse kaldıramaz bu barajın kapağını. Banu Alkanadan başka.

Bir kaşık suda boğulmaya alışık olan “biz”ler için, “baraj kalksa ne değişir ki” demekten çekinelim her zaman; ne oluruur ne olmaz (darbe falan).

3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?

Valla birkaç yöntemden söz etmiştim daha önce, madem bir daha sordunuz, yeni bir şeyler söylemek lazım:
Bu ülkede öncelikle bir Palavra Fakültesi kurulmalı; hiç olmazsa adayların kariyeri tescilli olmalı. “Bas” ses tonu tercihen öncelikli ve en az yeşil kuşak sahibi olmalı (karate ya da sermaye kuşağı). Adayların seçim masrafları, ileriye yatırımda usta olan iş adamları tarafından karşılanmalı. Tabi ki, seçilecek olan da ağasına nankörlük etmemeli.
Proje-mroje gibi gavur icatlarına meyil edilmemeli,1500 ve 80 yıllık esen rüzgarları arkasına almayı bilenler aday olmalı. (hangi rüzgar? diye sormayın, söylersem tılsımı bozulur, siz anlarsınız).
…..
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?

Yargı dediğin bağımlı olmalı, yargıyı Allah’ın ipine bağlamak gerek ama, ipin ucu kimin elinde bilinmez. Bilinse bile millet Allah dese de ip çekilir, yallah dese de… bu yüzden yargıyı sembolik olarak, “evrensel hukuk ilkelerine” bağlayalım ama paracıların gazabından, askeriyenin azabından kurtarmaya kalkışmayalım ki, çağın rajonuyla zıtlaşmayalım.

5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)

Arzu edilen ile mümkün olanı uzlaştırma sanatının “kıvırmadan” gerçekleştirilmesine ne denir?

Diye sorardım. Sorunun cevabı ile sobemizin dedikleri arasındaki farkı öğrenmek isterdim.

2.2.10

Sağ ve solun kökeni

Romantizmdeki Politika başlıklı yazımızda sorduğumuz soruyu ve soruyu yönelten deyişi buraya tekrar alarak konuyu tartışalım.

Oğlan:-hah işte, o dünyalar senin olacak;
iste, yıldızları bir bir saçlarına takayım;
iste, bulutların üstünde gezdireyim seni,
iste, güneşi dizinin dibine indireyim

Kız:*-yeterrr... dünyanın dışında ne varsa hepsi senin olsun;
bana, dünyanın içinde verebileceğinden söz et!
Soru:
bu sevgililerden hangisi sağ görüşlü, hangisi sol görüşlü olabilir?Neden?

demiştik
* * *
Sağ-sol
“sağcılık” tanımı ne googlede ne de T. Dil Kurumu sözlüğünde bulunabiliyor.
“Sağcılık anlatılmaz yaşanır” tezine mi yormalı bu gizemi?
Yoksa “, birkaç yüz asırlık statükoya çelme takma misyonu mu sol” kavramının edebiyatını arşa çıkaran?
Bu konuda yazılabilecek çok fazla söz vardır elbette. Bizden önce yazılmış ve daha da geniş boyutlarıyla ele alınmıştır. Biz de burada sol adına bir şeyler özetlemişiz

O özetlerden faklı olarak,
Solculuk-sağcılık, genel olarak, toplumların hayatının odak noktalarına yön veren paradigma farklılığı diye anılabilir mi? Tam kestiremiyorum.

Birçok yerde sık sözünü ettiğim İktisatçı Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini "davranışlarında programlamanın adı" da olabilir sağ-sol ayırımı.

Örneğin, bir sağcı, statükoyu değiştirmeyi denemek yerine, statüko içinde bir yer edinme (tutunma) çabasıyla yetinir.
Bir solcu ise, hayatın zorunlu gereksinimlerini karşılama çabası kapsamında bir sağcı gibi davranırken, buna ek olarak, içinde bulunulan durumdan "daha iyisine" sahip olunması gereğini irdelemeye cesaret eder.

Bir vitrindeki ürün ilanında %70 indirim olduğu yazılı.
Bu indirim haberine Sağcının verdiği tepki: “Oooovvv, iyice ucuzlamış” şeklinde olurken,
bir solcu:”vay anasını babasına sattığımın adamı, bu %70’in içinde az da olsa mutlaka k^ar oranı kounulmuştur, yoksa kimse gönüllü zararına satmaz; öyleyse daha önceden bunu 2 misli fiyatına satmak hainliktir” şeklinde olur.

Solculuk-sağcılık tanımı, Fransız Devrimi sonrasındaki malum olayın sonucuna götürse de, buradaki konumuzla ilişkisi, yoksul kesimin yerleşik düzene başkaldırısıyla, Sosyalizm ile nispi özdeşik olmasıdır.

Sağ ve sol, “Özetle ve hatta kısaca en net tanımını idealizm ve materyalizm kavramlarında bulur” dersek abartmış olmayız.
* *
İdealizm,Felsefe’de dünyayı ve varoluşu, bilinç ve düşünceyi önemseyerek açıklayan öğreti. idealistler, varlıklar arasındaki soyut ilişkilerin, duyularla algılanan nesnelerden daha gerçek olduğunu ve insanların var olan her şeye düşünsel bağlamda, idealar aracılığıyla ve idealar olarak bildiğini savunurlar
-İdealizmin önceliği, maddenin algısı zihinsel bir durum. İdealizm için, “maddetanımazcılık” diyen filozof da mevcuttur. .


İdealizimin türevi olan metafiziksel dayanağa fazla itibar etmek geleneksel “sağ” anlayışa işaret eder.

* *
-Diyalektik materyalizme göre, “düşünce maddenin, bilgi de gerçekliğin bir yansımasıdır”

“düşünce maddenin, bilgi de gerçekliğin bir yansımasıdır” sözünü
“madde biriktirme tutkusu” olarak algılayan dindarların “materyalizm”e karşılık “maneviyatçılık” sloganıyla karşı durmaları bir yanılgıdır bana göre. Buradaki materyalizm, doğayı ve “şey”leri anlamada önceliği belirlemeye çalışmakla açıklanabilir.

Oysa, kapitalizmin en büyük tutunma dayanaklarından biri de din ve idealist edebiyattır. İnsan sömürmenin somut güvenceye dayandırılması ise tamamen faşizm diktatörlüğüyle izah edilebilir ki, özellikle Liberal Kapitalistler, Liberalizmin “neo”ekiyle “idealistik yaklaşımlara” insan ilişkilerinde çok sık başvururlar. Elbette “kaos ortamları” için faşizmi yedek güç olarak tutmaları ayrı bir konu.
Ayrıca, sağ görüşlüler (dindarlar hariç) “bencil” önceliği için en küçük tavizi çok görürlerken (dindarların suçladığı anlamda) “maddeci”dirler, sol görüşlüler ise daha çok “bizcil” önceliğini dikkate alarak “materyalist”tirler. Aradaki farkın ayırımı dikkatlerden kaçmamalıdır. Biri önceliği ve dönüştürme gücünün kaynağını, diğeri ise sahip olma güsünü içinde barındırır.

Bu durumda konumuzun kahramanı kızın, oğlandan isteği olan “bu dünyada verebileceklerin”den kastı, oğlanı gerçekçi olmaya davet olarak açıklanabilir mi?
Bence evet.

Sonuç olarak, Kız mı sağcı, oğlan mı sağcı sorusunda, oğlanın daha idealist (metafizik), kızın daha somut, diyalektik kulvarda olduğu görülmektedir.
-------------------
Genetiğin sol-sağ ile ilişkisine burada Prof. Yankı Yazgan beyin fırtınası estirmiş.
Bir de resimde görülen beyin yapısının sağ-sol loblarndaki oluşumlardan söz edilebilir.
Belki bir sonraki yazımızın konusu....