23.8.07

SEVGİLİ İLİŞKİLERİ

İki erişkin (genellikle) zıt cinsin libido etkisine ve hayatın zor koşullarına karşı birlikte direnme-dayanışma-güven isteğinden doğan, özel sırlarının dahi rahatlıkla paylaşıldığı sıcak yakınlaşmanın adıdır.
İlişkinin asıl kökeni maddi-fiziksel gereksinimler iken, ilişkiyi tadlandıran ve yararlılığa yönelten maneviyat dediğimiz üst yapı mayasıdır.

Cinsel enerjinin çekici ve itici gücüyle başlayan, süren ve nostalji keyfine dönüştüğü yer arasındaki "kıvılcımdan şimşeklere, oradan dinginliğe" kadar uzanan bir müzikal ritimdir sevgili ilişkisi.
İki kişilik bir oyunun sevdası, acısı, hüznü, kavgası ve ayrılığa kadar uzanan serüvende rol paydaşlığı yapılan drama....
Ya karşılıklı ya da birinin diğerini sürüklemesiyle başlayan, “hoşlanma” durumuyla ilk adımların atıldığı, mevsimin bahar kokularını afrodizyak etkisinde, diğerinin üzerine püskürttüğü sevda iksiridir sevgili ilşkisi.
Tüm benliğin, en az bir kişi tarafından okşanması ihtiyacı olarak başlar da, tüm hücrelerin genel doyumu için gereken nemaları birlikte toplamanın dayanışması bu kapsamda düşünülür.

“Azgelişmiş” toplumlarda geleneklerin, özel ilişkilere müdahalesi, sevgili ilişkilerinin "samanlık" serüvenini yaratan ve aynayı çatlatan kırık yüzlerin çizgilerinden sızan kan damlaları, kızıl bela, "namus" kavramının abartılı yüzü de bir başka yanı.

* * *
sevgili adayından elektrik almak
Sevgili ilişkisinde duygular elektomağtizmaya (elektron akışına) benzer.

aşk üreteci (jeneratör)
Hoşlanma duygusunu "elektrik almak" diye ifade etmişler. Elektrikte mağnetizmanın oluşumuyla, duygu oluşumu arasında ciddi benzerlikler bulunmaktadır. Kısacası ona, duygunun matematiksel-görsel ifadesi diyebiliriz.

Mağnetizmanın oluşması için iki zıt kutup, küçük bir uyartım akımı, kutuplar arasında dönecek olan bir iletken olmalıdır. Bu düzeneğin tamamına jeneratör ya da üreteç diyebiliriz.
Bu üretecin S kutbunu erkek, N kutbunu kadın cinsi olarak düşünelim.
S kutuplu mıknatıs itme, N kutuplu mıknatıs çekme özelliğine sahiptir.
N-S kutuplarının arasına iletken koyup (ilişki niyet başlangıcı) , uçlarına doğru akım kaynağı (gelecek kurgusu niyeti) bağladığımızda, iletkenden ok yönünde akım geçer (tanışma-kaynaşma başlangıcı). İki kutup arasına konan helezonik sargılı iletken üzerinde elekromağnetik alan oluşur (duygusal gelişim).
İletken sarılı olan aparat, iki kutup arasında döner (ilişkinin duygusal seyri)
Duyguyu genleştiren nedenler mağnetizma gibi, iki zıt kutbun arasındaki hareketin periyoduna bağlıdır.
“İki zıt cinsin birbirlerine karşı “elektrik aldım ya da alamadım” demelerinin benzerliği buradan gelir.

Yaşamak hareket demek olduğuna göre, iki kutup arasında dönen iletken üzerinde oluşan enerji, hayatın zorluklarına ve keyfine harcanacak güç demektrir aynı zamanda.

Üretim tıpkı elektromağnetizma gibi, düzenli ve istikrarlı ise mutlu olunur, dengesiz elektron dağılımı durumunda mutsuzluk, uğultu şeklinde belirir...

Elektomağnetizmanın dengesiz dağılımı kutupların (cinslerin) arasındaki uzakalğın normuna ve aralarındaki iletkenin (iletişim yeteneğinin ve kültürün) abartısız- çelişiksiz olmasına bağlıdır.



Bu düzenekteki pil kaynağı, Güneşin tetiklediği hayat kaynağı demektir. Bu kaynak istenen kalitede ise, enerji üretimi –mutluluk- sorunsuz ve istikrarlı olarak sürmeye devam eder.

Sorunlu ilişkilerin elektrik yükü, karabulutların itiştirdiği yıldırım ve şimşeklerin etkisine benzer.
Şimşeklere neden olan bulutların, bulutları ittiren karayellerin kökündeki enerjiyi kontrol edebilecek kapasite ve kültür dağarcığı geniş olmak zorundadır.

Başlangıçta aşkın kıvılcımları, elektriğin melodik temposu ve karşılıklı bütün meraklar çözülene kadar kontrol altında durur. Taraflar merakların doyurulduğu noktadan sonra bir süre düzlükte tadını çıkarmaya ve mağnetik alanı tüketmeye devam ederler. İlişkinin tepe noktası sevda ile aşkın sınır çizgisinin geçtiği noktadır. Hayatın insana dayattığı zorlayıcı gerçekler karşısında sorumluluk paylaşımı dengeyi diğerinin aleyhine bozduğu noktadan sonra duygu grafiğinin yönü eğilmeye doğru yol alır.

Parazit ve gürültülerin yakıcı-yıkıcı etkisi dizginlenemezse, iflasa giden aşkın zarar ile kapatılan muhasebe dönemini başlar.
Genleşen elektrik yükü depolanıp enerji olarak kullanılabilirse adına sevda, zapt edilemezse, kaygı kaynağı olan gök gürültüsünü andıran yıldırıma dönüşür. Aşk dedikleri cebelleşme, tarafların güç kontrolünden çıkar ki, korunmak için paratoner tipi yıldırımsavarlara gerek duyulur.


***
Sevda ve aşkın kapsam alanı:
sevda-aşk grafiği

 Efkar denilen coşkulu duygunun ilk bölümüne sevda diyoruz. Şekildeki 2 no'lu tepe noktasının, çiftlerin sabır ve ilişki kalitesine göre daha uzunca bür düzlük görünümü olarak da düşünebiliriz. Bu tepe ne kadar sivri ise kısa süren sevda, ne kadar düzlük ise o kadar uzun süren sevda olarak düşünebiliriz.

İkinci bölümde İlişkilerin “cicim ayı” denilen başlama kısmıyla, bayatlamaya yüz tutan diğer zamanları, iki devreli maça benzetelim de aşk ile sevdayı kavram kargaşasına kurban etmeyelim. Aşk acıtır ve kanatırsa, sevda coşturur ve uçurursa, ilişki dönemlerinde üreyen ve tükenen bölümlerin ilişkiye yansımasındandır.
Maçın ilk yarısına sevda, ikinci yarısına aşk dememizin nedeni, ilk yarıda oyuncuların ısınma ve hünerlerini gösterme, artistik stiller, romantizm gibi gösteri yoğunluğunun kaçınılmaz oluşundandır.
Tanışıklığın ikinci yarısında oynanan bir oyun ise aşk; yorgunluk, bitkinlik ve favullerin
“ar” meydanı olmasındandır.

* * *

karakedinin rolleri:
“Yaşam kaosu” yüksek olan toplumlarda sevgili adaylarının aşkı değil hesabı olur.
Sevgili olmayı başarabilmek bütün zorluklarına rağmen bir değerdir.
Parayla -ekonomi ya da somut sorumluluklarla- aşkın çekişmesinin ve hayatın içindeki çevresel faktörlerin baskın çıkmasının tam yeri burasıdır.
İnsanların günlük kullandıkları kelimeleri, konusu bakımından, ilişkilerin tecrübe dönemlerine vurduğumuzda, her on yıllık dilimin konusunun da değiştiğini görebiliriz.
Yaklaşık yirmibeş yaş üzeri ilişkilerin genellikle evlilikle sonuçlanacağını düşünelim. Pembe sislerin usulca dağıldığı dönemdir burası. Hayatın özellikle altyapısı olan güncel ayrıntıların dayatmasıyla, sevdaların yerini karakter (huy) çözümlemelerine bıraktığı bir dönem.. Karşılıklı olarak, farklı aile ve kültürden edinilen alışkanlıkların belirginleştiği yıllar....

Damak tadından şaka anlayış kıvamına, empatik yetenekten, farklılıkların çakışmasındaki algı ayarlamasına, cicim ayındayken öne çıkarılan yüksek değerlerin çözümlenerek sapma oranlarının belirlenmesine, “avını kafese koyma” rahatlığından sonra oluşabilecek pejmürdelik rahatlığına, artık dişlerin daha seyrek fırçalanması ve çizgili pijamalarla akşamın zarafetine madik atmalar, taraf aile üyelerinin kusur yarıştırmaları, varsa yengeler arası rekabetler, kendi ailesine yakınlaştırma, diğerinden uzaklaştırmayla doğru orantı kurma savaşları…

 Özellikle, ilişkiyi ayakta tutan emeğin öncelik-önemi, çevresel (3.kişiler) faktörlerine çarpmaktadır daha çok. Ve bir de, kadın doğasını erkek doğası kalıbıyla ölçme alışkanlıkları…

Küçücük sitemleşme ve küsmeler, artık bardağın boş tarafından bakma alışkanlığını körüklemeye başlar. Laf sokma üstünlüğünün istatistik grafiğinin tepe noktasında gezinmeler, kendi ruhsal rahatlığını, savaşın sıcak ortamında karşı huzursuzluğa endekslemeler, gerektiğinde elde hazır tutulan kusur merceğiyle belge oluşturmalar, savaş daha da kızıştığında cinsiyet avantajlarını devreye sokup, karşısındakini damardan vurmalar,  "aşkım" sözcüğünün göstermelik ve sadece cep telefonu çağrı kaydında kalmış olması… taktikleşme
 savaşın cephe yöntemleri say say bitmez.

* * *

ilişkinin istikarı-4E karesi (Ekonomik, Estetik, Eşitlik, Evililik):

                                                 Aşkların sabıkası ve sevdaların masumiyeti artık ayırt edilmelidir tecrübeyle. 
"zevkten dört köşe olma"nın resmi
Mutlu olunabilecek segili ilişkisinin alt yapısını kuracak 4 önemli bileşen vardır. Buna 4 E Karesi diyoruz.
1-EkonomiK
2-EşitliK
3-EstetiK
4-EvliliK
Üst yapının ana çarpanı kendiliğinden (geometrik olarak da duygusal olarak da) kurulmuş olacaktır.
Evlilik karesinin köşegenlerinden vektör çarpanı şekildeki gibi oluşur. Merkezinde duygu motoru olan kalp bağlacı vardır. Köşegenlerden birine sevgi, diğerine saygı adı verilmiştir.

Bu merkezin kesişim noktalarına kazık çakılmalı ve ortaklık ipinin ucu oraya bağlanılmalı.
Kavramların serseri etkisini unutarak kutsamaya çalıştığımızda, zarara rağmen tiryakilik daha da öne çıkarılmamalı. Ütopyalar, ve idealler gerçekçiliğin mihenk taşına sürülmeli.
 Yüksek tutkuyla "özenilesi duygu haline" bir bütün olarak, sadece alışkanlıktan ötürü “aşk” denilmemeli. Onu sadece "irade dışı bir tutsaklık" olarak almalı, ama asla orada kalınmamalı. Aşk öncesi "cicim dönemi"ni olumsuz etkileyecek dış etkenlere karşı savunma mekanizmasının işleyiş şifresini sadece iki kişi bilmeli.
Sorun tanımda değil, bağımlılığın kutsanmasındadır. Aşk bir bağımlılık hali hatta kör bir bağımlılık hali olduğuna göre, özgürlüğün çok önemli bir bölümünün enerjisini yakıyor demektir. Bağımlılıkların tümü için söylenebilir bu.
***

aşkın yaşı
ana-baba fikir:
İnsanoğlu-kızı birbirlerinin gözlerinin içine ancak eşit seviyedeyken bakabilir, birbirlerinin göz bebeğini kendi şavkında görebilir.Aşk yanığı bacalarda kurum olarak kalır da, sevdalar, kar eriyiğinde güneşi görünce toprağı pürtleten mantara benzer.
Bu yüzden mesajlara kulak vermek yerine, masajlara tümünü vermektir asıl ilişkinin kökeni.

Nasıl mı?
Taklitlerden sakının, kendi figürünüzü yaratın






sevgi engel tanımaz














zaman ve biz

MUTLULUK
AŞK MAHKEMESİ
Sevgili olmak kolay