On yaşımdayken köyün gelinlik kızlarının çeyizlik işleme bezlerine resimler çizerken, kabımın darlığının farkına varıyor, yörenin kapanıklığına ve karanlığına inat, farka koşmanın güdüsüyle coşuyordum.
Tükenmez kalemle beyaz işleme bez üzerine çizdiğim resimler daha çok, hız ve emeği simgeleyen at resmiydi. Sonra sevgiyi, aşkı, temiz duyguları, sıcakkanlılığı, çiçek ve tomurcukları bağrında taşıyan baharın renklerini... daha başka, özgürlüğü, masumluğu, toplumculuk ritmini ve geniş çaplı gözlemciliği simgeleyen kuş resmini....
Çizdiğim resimlerin sıfatları çocukça öngörünün işaretleri değil, içime yansıyan uygarlık ışığının dürtüsü olsa gerekti.
Gelinlik kızların, çeyiz bezlerindeki çizgi üzerine iplikle işlediği nakışlar, dar bölgede içine gömülmüşlüğün, aşkın ve duygusal açılımın, erkeklerinin kör tarafından uzatılmış, bez üzerine düşen hayalleriydi. Baba tarafından başlık parasına satılacağının çelişkisine aldırmayacak kadar mutlu kızlar.
Bu sanat dayanışmasıyla genç kızların bir çeşit sırdaşlıklarını kazanmanın ödülünü, iplikten boşalan makaranın sahibi olmakla kazanıyordum. Bu makaralar ileri yıllarda zorlanacak bir kapının habercisi gibiydi.
Makarayı duvarda yürütmek projesi.....
Çelişkilerin ve yoklukların hayallere ket vurduğu bulanıklık kamçı mıydı, yoksa sürtünme mi bilemiyordum.
Kağnı arabalarına koşulan, sırtı nodurdan yaralanmış öküzlerin isminden önce “..afedersiniz..”ifadesi ve ağır yükün altında düştüğü zaman, kesilip etinin yendiği ve kent yaşamına girdikten sonra göreceğim, “aslan, kurt ve tilki” gibi asalak karakterlerin egemenliği ve benzer bir sürü şeyler?
Dinamizm, ilerleme, yenilik, yaşamda ne varsa kavrama, ona dokunma ve yaratma güdüleri ham hayallerimin işlenmesine istekliliğim...ardımdan esen yelin itkisiydi adeta.
O bir teknoloji, bir kentlilik isteğiydi. O bir hız, ve özgürlük müydü yoksa, kırmızı atımdan daha fazlası mı?
Okuma sevdası böyle doğdu içimde. Tarlanın beden gücüne bağımlılığıyla, bedenimin okuma isteğine bağımlılığı, aşığın platonik tutkunluğundan habersiz sevgiliyi oynamak kalıyordu bana.
Makara resim öyküsü, bu yola çoktan itmişti beni, yerin yedi kat dibinden, yeryüzüne kaç milim çıkabileceğimin de gururu...........................
Küçük ayrıntılar:
BURADA ve BURADA
daha küçükleri-genel:burada
9 -Ya "SEN"ce?:
Ah gözümü kamaştıran ''Uygarlık Işığı'' , ahh ''Aydınlanma'', beyinlerden bin yılların katranını zehirini atma...tabulardan beynimizi yavaş yavaş ayıklama, benim hala umudum var insanlıktan bazen karamsarlığa düşsem bile Zihni Bey daha....bu arada size sitemde "link" verdim :)
Teşekkür ediyorum gaykedi.
Mücadele her zaman umudun peşinden yürür.
Ben de siteme ekledim sizi.
Umudumuz yeşeriyor güzel beyinlere ulaştıkça. İyi ki siteme not düştünüz, iyi ki sitenizi buldum. İzlemeye devam edeceğim...
Ne guzel yaziymis bu... Ellerine yuregine saglik hocam..
Ne guzel yaziymis bu... Ellerine yuregine saglik hocam..
KADIN - ERKEK EŞİT OLSAYDI? adlı yazınızı dergimizde yayınlamak istiyoruz.. Sevgi ile...
Not :İsminizi verirseniz sevinirim.
DüşünbilDergisi
http://www.facebook.com/profile.php?id=100000161062063&ref=profile#/profile.php?id=100000161062063&ref=profile
http://dusunbil.blogspot.com/
Düşünbil Dergisi'ini blogdan kısaca inceledim,
istediğiniz bu yazıyı yayınlamaktan onur duyarım. İlginize teşekkür ediyorum.
Adım: Zihni Örer
uzaydu@gmail.com
İnsanın kendi içinde keşfetmesi gereken daha çok şey olduğunu, hiçbirşeyin önümüzü kesmesine izin vermeden uçulabilceğini hissettiriyor bu yazı Zihni Bey. Yazılarınızla yeni tanıştım ve çok mutlu oldum.
Sevgili Bahar'la gelen,
çiçek ve tomurcukları bağrında taşıyan baharın renklerini..
Evet haklısın, "bahar"ın renkleri
ve sürü şeyler....
Mutlu olmanıza sevindim:)
katkınız için çok ve daha da çok ve en çok teşekkürler:)
Yorum Gönder