7.12.06

ÖZGÜRLÜK HAKKINDA

İÇ ÖZGÜRLÜK, BİR İNSANIN KENDİ GELİŞMESİNDE SÖZ SAHİBİ OLABİLME KAPASİTESİ.
DIŞ ÖZGÜRLÜK İSE, BİR İNSANIN KENDİ GELİŞMESİNDE SÖZ SAHİBİ OLABİLME KAPASİTESİNE AÇABİLDİĞİ FIRSAT.
İÇ ÖZGÜRLÜK KİŞİNİN KENDİ “ÇAPIYLA” İLGİLİ,
DIŞ ÖZGÜRLÜK, TOPLUMSAL İTTİFAKIN OLANAKLARIYLA…

Motoru: beyin,
yakıtı: bilgi,
yolu: kolektif yaşam alanı,
hızı:kültürel cesaret ve estetetiği

olan "özgürlüğü" herhangibir yol aracına benzetirsek,

ONU VERİMLİ KULLANABİLMEK İÇİN:?

EHLİYET GEREKLİDİR.
Ancak, ehliyet verilmez,
alınır.

Özgür bireyi martıya benzetenler de var. “Martılar yüksek uçar”.
Ne kadar yüksekten uçarsa, o kadar geniş görür” anlamında…
Oysa yüksekten uçmak özgürlük değil, yalnızlıktır.

5 yorum:

AfsarCelik dedi ki...

"Dış özürlük toplumsal ittifakın olnakalarıyla"?

hani öözgürlük verilmiyor, alınıyordu?

Daha bu cümlede bireyi toplumun insafına bırakmışsınız bile Zihni Bey?


Şu insan kalitesi denen şey, toplum mühendisliği emraklılarının " Sizi bir adam edlim de özgür olursunuz" zorbalıklarının bir başka ifadesidir.

isterseniz insanalr "iyi" olmayı kafalarına tolumun veya oduların nmluları dayanmadan düşe kalka öğrensinler, ne dersiniz?

Bırrrr.. Ne kadar çok blogda faşizmin parmak izlerini görüyorum Allah'ım!.. Memleket koskoca bir mezarlık ve herkes ölüme methiyeler düzüyor...

İsterseniz " Özgürlüğün ne olduğunu toplum bilir" anlayışını sadece kendinize saklayın da sizden gayrı bireyle r de kendi bildiklerince nefes alabilsinler Zihni Bey?

Neverland dedi ki...

`yüksekten uçmak özgürlük değil, yalnızlıktır`cok guzel yazmissiniz!
daha fazla özgürlük = daha az sorumluluk da diyebilirmiyiz?

zihniorer dedi ki...

Sn. Afşar Bey,

"Dış özürlük toplumsal ittifakın olanaklarıyla"?

hani öözgürlük verilmiyor, alınıyordu? Daha bu cümlede bireyi toplumun insafına bırakmışsınız bile Zihni Bey?

Buradan “veriliyor” anlamı çıkarıyorsanız, siz bilirsiniz, Afşar Bey.
Toplumsal ittifak, özgür bireylerin iradelerinin, gönül birliği ve eşitlik ilkesiyle yan yana getirilmesidir, üst üste değil. Bireyler iç özgürlüğünü yakalayamadan, dış özgürlük üzerine kafa yoramazlar, proje üretemezler.
İnsan sosyal bir varlıksa (başka da yolu yok), toplumsal uyum kriteri oluşturması, toplum iradesine “teslim olmak” mıdır! Yoksa, özgürlüklerin yaşama uyarlanabilecek akordu mu?



isterseniz insanalr "iyi" olmayı kafalarına tolumun veya oduların nmluları dayanmadan düşe kalka öğrensinler, ne dersiniz?
“Allah derim” çünkü,
Özgürlüğün yeşeremeyeceği iki toprak vardır: birisi dengesiz silah gölgesi, diğeri dengesiz servet gölgesi.

" Özgürlüğün ne olduğunu toplum bilir" anlayışını…
Hayır toplum bilmez, bireyin kendisi bilir öncelikle. Bireyler kendi özgürlük bilincini ortaya koyar, karıştır, harmanlar, ileriye sürer.

Toplum kim?
Tanıma uyan toplum, “ÖZGÜR BİREYLERİN” oluşturduğu kaliteli bir yapı.
Sınırsız mülkiyet edinme tutkusu, insanların içindeki “şeytanı” açığa çıkarır, çıkarmakla kalmaz, onu besler. Sonuçta toplumsal akort bozulur, ilişkiler melodik olmaktan çıkar, gürültü olmaya başlar.

zihniorer dedi ki...

Sn. neverland, siz de hoş geldiniz, teşekkür ediyorum katkınız için. Sık sık beklerim efendim. Misafiriniz de olurum.

daha fazla özgürlük = daha az sorumluluk da diyebilirmiyiz?
Bence diyemeyiz. Özgürlük ile başıboşluğu karıştırmamalıyız. İnsan, yaşadığı düzende payına düşen değerleri, arızadan dolayı alamıyorsa, (sizin dediğiniz gibi, çocuklarının ve kendi yaşamını sürdürebilmek için, kendi gücünden daha fazla sorumluluk almak zorunda kalıyor. Dolayısıyla, tutsaklığa bir şekilde yenik düşüyor.
Denegeli sorumluluk özgürlüğe giden yolun aracı gibidir. Sorumsuzluk ise, çıkarının farkında olmamayı sağlar.

kaneze dedi ki...

insan tabiatı hakkında ayrıma gidiyoruz.

ben zihninin şu tanımı şöyle algıladım.

dış ortam insanın doğasına uyumlu olmalıdır.

eğer dış ortam insanın doğasına yumlu olmazsa, insan kendi
yetilerini kaybedebilir., ,işte o zaman güdülenmeye açık hale gelebilir.,

eğer insanı yemek, içmek ve sağlıklı uyku ve cinsellik ile sınırlarsak, bunları sağladımız dış ortamın yeterli olduğunu
düşünürüz. Fakat hiç kimse insanlara sadece bu öğelerden ibaret bir dış ortam sunamadı.

ekmek karşılığınıda bazı kııstlamalar geldi.

korkular geldi.

yani afşar bey, insanlar iyi olmayı kendileri düşe kalka hiç
yaşayamadı.

İNsan bebek boş bir levha değildir.
ve hiçbir insan bebek bu levhaya kendi bildiğini yazmadı.

zihni dışardan aldığı etkileşimlerle şekillendi.

her bebeğin zihni bir diğerinden farklı algılarla beslendi.

yeni giren algılar, kişinin genetik özellikler, beyinde depolanan hafıza garip ve karmaşık
ağlar oluşturdu.

her birey farklı oluştu.

dış dünyadan gelen algılar bizi biz yapıyor.

discorvery kanalda bir söz hoşuma gider;

beynizi besleyin diyor.

beni aç bırakma.
benim nasıl şekere ihtiyacım var,
onun gibi iyi bir geometri bilgisine ihtiyacım var.

nasıl görmeyi bile öğreniyorsak, dünyya gören gözlerle gelmiyorsak,
akıl yürütmeyi de öğrenmeye ihtiyacımız var.

sorgulamaya ihtiyacım var.

ben yaş iken bunları yapacağım ortama ihityacım var.

sorgulama dediğimizde herşeyi ve herkesi sorgulamak anlamına gelir.

öğretilmiş herşey sorgulamak anlamına gelir.

bilimsel düşünce budur zaten.
bilim herşeyi sorular ve ispatı mümkün argümanalar arar.

bu uyumdur.
uyumu bulduğuna ikna olduğunda özgür birey boyun eğer ancak.

ahmet yüksel özmere bir tv konuşmasında şöyle demişti akıl için;

akıl demişti herşey sorguluyor.
ama baktım alalhı sorgulamaya kadar gidiyor.

o zaman dedim diyor; aklı dizginlemek lazım.

bu tamamen kendini kandırmaca, üstelik kişilik bölünmesi.

aklı dizginleyeck hiçbir üst bilişsel mekanizma yok. duyusal bir mekanzima da yok.,

aklı dizginleyecek tek mekanizma; korkulardır.

toplumsal baskıya izin veren korkulardır.

hayvani yanımızdan başka birşey değildir.

şimdi yanılgı şu hayvani yanımızı abartıp, ona yüksel bir değer yükleyip en değerli hayatta kalma yetimizi dizginlemye çalışıyoruz.

sorun insana olan güvendir.
insan özgür kaldığında başıboş,
aids, frengi vs olacaktır.

zeytinyağ faydalı birşeyken, bir anda 10 şişe içip ölümcül bir maddeye dönüştürüp kendi ölümüne mi neden olacaktır.

yemesi doymaz, sekse doymaz bir varlık mıdır ?

şimdi şöyle bir örnek vereyim.
doğuştan gözü gören bir bebeği alın, ve gözlerini sıkıca sarın.
ve o çocuk öyle büyüdü varsayın.
o çocuğun sonra gözlerini açtığınızda herşey çok geçtir.
Malesef öyledir.
o çocuk gözleri gören bir kördür.

düşünmeyi ve akıl yürütmeyei öğrenme yeteneğimiz var, öyle doğduk. Genetik mirasımızdır ama
beslenmezse kör oluruz.

gelelim toplumsal ittifak kelimesine.

aklın uzlaştığı en son nokta desek, belki afşar beyle aynı şeyi söylüyor oluruz.

eğitimin birliği için kabul edilmiş
fikirlere ihtiyacımız var.

ama bu kimin fikri olacak ?

anne, baba, şeyh, şıh mı?

alinizi neye atsanız bir ittifak var afşar bey.

üzerinde ittifak olmmaış bir tek fikir bile yok.

o zaman başlangıç noktası şu ; aklın en son ulaştığı noktayı bir bayrak yarışı gibi devralıyorsunuz.

düşüncenin bir sistematiği var.
ben diyorum ki, dışarıya bana bu öğret., problem çzömeyi öğret.
bana deney yapmayı öğret. deneyden sonuç çıkarmayı öğret.

sonra, "beni merak etme.,
aklını kullanmyı bilen insanı merak etme artık", diyorum.