6.4.08

KAPİTALİST TEZGAH



Sosyalizm, sanayileşmeye atılan ilk adımlarla birlikte, icraatın toplum üzerindeki etkisini de izleyerek, aynı zamanda siyasal tavrını da koyarak, nefesini kapitalizmin ensesinde hissettirmeye devam ediyor.

* * *
Kapitalizm, “kölelik-derebeylik-feodalizm” dönemlerinin “mehter marşı hızındaki” süreci olduğundan, geldiği noktada, sadece üretim araçlarındaki model ile buna uyum davranışları değişti. Yeni adı Neo-liberalizm oldu. Dolayısıyla “milliyetçilik” ekolü, kapitalizmin sınırlarındaki dikenli tellerin adı olmaktan öteye geçemedi.

Neo-liberalizm  dikenli tellerini, yoksul ülke insanlarının “kontrolsüz emek göçüne” karşı kullandı. "Sosyalizm tehdidi"ne karşı, “ önce insan” sloganıyla bazı “insani” mesajlar üretse de, gasp ettiği emek değerlerinden pay vermeye gelince, orada arsızlığını gizleyemedi.
Sermaye,  böyle bir milliyetçiliği “değişim kültürüyle” aşmış bulunmaktaydı. (değişmeyen tek şey değişimdi)

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke egemenleri, dikenli tellerin iç alemindeki yoksulların nabzını, “dış güçler tehdidine nefret, vatana fedakarlık” koşullanması biçiminde geliştirmeyi görev bilirler. Ülke kaynakları toplumun en uyanık (kendilerine göre en becerikli) sınıfının elinde istiflenirken, yoksullar dış güç şantajını sayıklamaya devam eder. (önce vatan millet sakarya, ardından çalış senin de olur)

Savaş zamanlarındaki gibi barış zamanında da fedakarlık, hatta ölüm göze alınabilir. Hiçbir varsılın böyle bir fedakarlığı üstlenmeyeceği bilinse de… onlar savaş zamanlarında kapağı atacak bir ülke bulsalar da…
Ama, bir toplum yaşamında savaşların ömrü kısa, barışın ömrü daha uzun olduğu halde, egemenler vatandaşlarına hep savaş koşullarını dayatırlar. Slogan şudur özetle: UCUZ ÇALIŞ, İTİRAZ ETME, her durumda allahına şükret. Vatanseverliğin (milliyetçiliğin) ölçütü budur(!)
Bu ölçütlere itiraz edildiği görüldüğünde kapitalizm, “vahşi” yüzünü göstermeyi ihmal etmez.

Böylece, kendi halkının emek değerleriyle büyük güç edindiklerinde, artık uluslar dışına taşma zamanı gelmiştir.
Barış zamanlarında yatırım ve kâr kavramı (pazarlama) daha çok “ikna olgusu”na muhtaçtır.
Büyük şirketler yine kendi güdümlerinde olan hükümetleri de devreye sokarak, zayıf ülkelerde çıkarlarını kollamaya devam ederler. Artık, emeklerini istiflediği kendi halkına, ranttan pay verme zamanı gelmiştir. Çünkü, daha ahmak ve ucuz insan yığınları bulunmuştur artık. Bu aşamada kendi halkının yaşam düzeyine şükretmesini ve ahmaklara model oluşturmasını sağlamak için, bizim gibi “beterleri” göstermesi yetmektedir. Kendilerine hizmet ettirebilecek ucuz insan bulabilmekte zorlanmazlar. Bu nedenle nüfus çoğaltma gibi, “dış güçten” sakınma ve fabrikasını ucuz emek ile çalıştıracak güç bulamama gibi dertleri kalmamıştır. En azından, emekli ücretleriyle, doğası bakir (istese de sanayileşememiş) ülkelerde tatil yapabilirler. Böylece avunabilirler.

Ama bu gidişin doyum (tıkanma) noktası, yeni bir savaşın başlangıcı olduğunu her sıradan insan fark edemez. Vietnam ve Irak halkının ABD’ye direnişleri ve dünya savaşları bu durumu izah eder.

“ikna olgusu” demiştim. İşte burada, LİBERAL felsefenin “neo”su devreye sokulmaktadır. Sıcak savaşlardan daha ucuza gelen bir yatırımdır bu politika. Hele de karşıdaki ülke politikacıları vizyonsuz ise, kendi ailevi çıkarını sinsice öne almışsa, liberal politikaya hizmet etmesi kaçınılmazdır.
Artık kendi milliyetçilikleri içerdeki yoksullarının avuntusu ve savaş zamanı kullanılabilecek bir araç olarak yedekte durmaktadır. Şirketlerin adımları uluslar dışına taştığında, milliyetçilik itici ve sevimsiz bir kavram olarak alınmaya başlanacaktır.

Vahşi kapitalist, sosyalistin emek hakları için sınır tanımayan “enternasyonal” fikrini lanetlerken, “sermaye hakları “ için Liberaller, bu kavramı da ipotek altına almışlardır.
Globalizm, sermaye sınıfının ideolojik adres alanı olmaya başlamıştır.
Artık, muhtaç hatta ahmak toplumların hükümetlerine talimat verebilecek kadar ileri gidebilmektedirler. En azından kontrol mekanizmalarını besleyebilmekteler.
* * *
Serbest piyasada “değeri “ arz ve talep belirlerdi. Bir mal piyasada ne kadar az ise, fiyatı o kadar yüksek olurdu. Ya da tersi. Emeği de alınıp satılan bir MAL yerine koyduklarına göre, Başbakan’ımızın çok nüfus –hem de genç nüfus-istemesinin altında yatan sır tamamen açığa çıkmaktadır.
İşsizlik ortamında, bir kardeşin kendi kardeşine hatta babasına rakip olduğu bir toplum düzeni nasıl etik(ahlaki) olabilir?
* * *
Yukarıdaki yorumlar çerçevesinde, yoksulların bu tuzağa düşme gerekçelerini anlamak oldukça zordur...

'ÜÇ ÇOCUK' TARTIŞMALARI-

'Üç çocuk' tartışmalarına değinen Erdoğan, şunları söyledi; Ben evlendiğim zaman zengin bir ailenin çocuğu olarak evlenmedim./ Milliyet Gazetesi 


Ekonomi Dergisi Forbes, dünyanın en zengin şirketlerini ve hükümet adamlarını açıkladı. Türkiye'den 14 şirketin listeye girdiği kaydedilirken, Başbakan Tayyip Erdoğan ise en zengin devlet ve hükümet başkanları sıralamasında sekizinci sıraya girdi. Tayyip Erdoğan kralların ve prenslerin ardından listedeki ilk parlamenter olarak dikkat çekiyor. //SolGazete

Başbakan devam ediyor,

“Sakın ha doğum yapmayın diyenler bu ülkenin yararını düşünmüyor. Şu andaki nüfus artış oranı ile devam edersek 2037 yılında Türkiye'nin nüfusu yaşlı nüfus haline gelecektir.Ben hesapla, bilimsel konuşuyorum. Artması lazım bu oranın. Bak Avrupa ağlıyor. Biz yanlış yaptık diyorlar. Bizi de birileri bu oyuna kurban etmek istiyor. Almanya şu anda para veriyor yeter ki doğur diyor ama doğuramıyor."

* * *
Önce öptü sonra öldürdüİşsizlik bunalımı bir aileyi daha yok etti. Diyarbakır'da cinnet getiren adam kızlarından birini öldürdü, diğerini yaraladı. Sonra intihar etti.
* * *
İşsizliğin azalmamasının nedeni yüksek genç nüfus ve önceki yıllardan biriken işsizlik stoku. Nüfusun yüzde 65'i 35 yaşın altında./ YEni Şafak
-SOSYAL GÜVENLİK REFORMU- Konuşmasında Sosyal Güvenlik Reformu'na değinen Erdoğan,"Sosyal Güvenlik Yasası tartışılıyor. Bu yasa ile her doğan sosyal güvence ile doğsun istiyoruz. Ama bu solcular ve onların yanında olanlar buna karşı çıkıyor.
 demagoji

Biz isçiden, emekçiden yanayız diyorlar ama bunun karşısına dikiliyorlar. Bunların işçiden yana olmak gibi bir derdi yok sistemi kilitlemek gibi bir derdi var.

a=b, b=c ise, a=c olur. Yani bu matematiksel mantığa göre, bu sistem sadece işçiden emekçiden yanadır. Solculara ters düşen durum, emekçiye verilen haklardır. (bu başbakan sosyalizmi adam smit ten öğrenmiş belli ki.

Dikili bir ağaçları olmamıştır bu ülkede. Bunlar yıllardır bu ülkede bağırıp, çağırdılar.Benim vatandaşımın ilaç kuyruklarından kurtulabilmesini sağlayabildiler mi? Hani sosyalist, komünist gezinenler bu ülkeye niye bunları getiremediniz? Biz halkımızı ayırt etmeksizin seviyoruz."diye konuştu
* * *
Duyan duymayan da sanacak ki, bu ülkeyi 80 yıldır, kapitalist-liberaller değil de, sosyalist-komünistler yönetmiştir.
EVET, SOSYALİSTELER BU SİNSİ DÜĞÜMÜ ÇÖZMEK İÇİN, BU OYUNLARI BOZABİLMEK İÇİN, SİNSİ LİBERALİZMİN ENSESİNDE OLMAYA DEVAM EDECEKLER, her şey pahasına…… /z.örer

5 yorum:

asliberry dedi ki...

Aşkolsun size, başbakanımız her alanda AB standartlarına uygun adımlar atıyor ya. Avrupa ülkelerinde de nüfusu çoğaltma çalışmaları yapılıyor. Adamceğiz yalnızca uygar, demokrat Avrupa ülkelerini örnek aldığı için 3 çocuk yapın diyor. Tabii Avrupadaki yaşlı nüfusla, bizdeki genç nüfus oranını göz önünde bulundurmuyor olabilir. O kadar kusur kadı kızında da olur. Ve ayrıca başbakanımız sürekli sevişelim istiyor.
Ne? Asıl amacı karnımızdan sıpayı, sırtımızdan sopayı eksik etmemek mi? Ay yok adamın günahını alıyorsunuz.

zihni örer dedi ki...

Aşkolsun size,başbakanımız her alanda AB standartlarına uygun adımlar atıyor ya.
Aşk olsun başka şey olmasında, bir insanın, en çok korktuğuna “amade” olması nasıl bir duygu acaba? Allahtan korktukları için, O’na taparlar. (hadi buna eyvallah) AB’yi “batı kulüpçüleri” diye birinci hedef düşmanı ilan eden teşkilatta yetişenler, bu günlerde AB standartlarına sarıldılar. Bunlar ancak “korkudan anlıyorlar” değil mi aslıberry?
Avrupa ülkelerinde de nüfusu çoğaltma çalışmaları yapılıyor. Adamceğiz yalnızca uygar, demokrat Avrupa ülkelerini örnek aldığı için 3 çocuk yapın diyor.
Kulağı çınlasın, Erbakan Hoca’nın, “sizi gidi batı taklitçileri siziii” dediği cinsten. Şimdi bıçak sapını yontuyor sanki.
Tabii Avrupadaki yaşlı nüfusla, bizdeki genç nüfus oranını göz önünde bulundurmuyor olabilir. O kadar kusur kadı kızında da olur.
Buna kusur demeyelim istersen, planın bir parçası neden olmasın? Yani, AB ile nüfus yarışında önde olmamız gerekebilir. Hani Norveç miydi genç nüfus isteyen ülke? AB ‘ye sanayi ürünü satamıyorsak, “genç nüfus satalım bari”, hem maliyeti de oldukça ucuz. Hem de sudan ucuz, hakkını da öbür dünyada isteyen cinsten, iyi para eder.
Ve ayrıca başbakanımız sürekli sevişelim istiyor.
Bunu sevabına istiyor olabilir, yoksa Leman ’a kalırsa röntgen işi sanki?
Ne?
hayrete gerek yok, herkes biliyor halkını mutlu etmek istediğini, gelir düzeyinin aslı küçük, rakamları büyük olsa da, buna bir de “sevişin” talimatı eklenince, tabi ki bütün yollar mutlu olmaya çıkar.
Asıl amacı karnımızdan sıpayı, sırtımızdan sopayı eksik etmemek mi? Ay yok adamın günahını alıyorsunuz.
Yoo valla almıyorum günahını, intihar olur bu, ben de BURAnın yalancısıyım.

Renk kattın mekanımıza aslıberry, teşekkürler.

Haydar Eren dedi ki...

"Emeği de alınıp satılan bir MAL yerine koyduklarına göre, Başbakan’ımızın çok nüfus –hem de genç nüfus-istemesinin altında yatan sır tamamen açığa çıkmaktadır" cumlesi cok cocuk yapin propagandasinin amacini yakalamis.
Tebrikler.

zihni örer dedi ki...

Haydar Bey,

Sağolunuz, çok nüfusun elbette "satılık emek" ten daha öte anlamı var onlar için. Örneğin, yoksulluğun asıl işe yarar kısmı, her konuda kolay kontrol edilebilir olması.
Bu yüzden değil midir ki, "polis haftasını" kutlayan devlet, emekçi bayramında hak isteyen emekçilerin üzerine polisleri sürerek coplatmanın anlamı ortada...

haydar eren dedi ki...

Cok haklisiniz.
Kuru kalabalik pek cok ise yarar bunlardan birisi 800 bin asker. iki-uc aylik yat-kalk egitimden sonra usta birligine sevkedilen bu kadar asker baska ulkelerde 4 4 luk yetisen askerin karsisinda pek mohkem bir tehdit olusturmaz. Ama egerki karsisindaki siviller ise o zaman herseyin rengi degisir.

Asker ile sivil ne durumda karsi karsiya gelir?
Darbe yapmak icin.
...
Darbe yaptiginda her sokak kosesine koyacak kadar askerin var demektir.
***

Cici cici kardeslerimiz askerlik suresi insin, muafiyetler getirilsin nilmem ne deyip cabaliyor.
Iyide kardesim boyle bir durumda 800 bin kisiyi 80 bin kisiye indirdin demektir. Yani adama Darbe kartini elinden birak diyorsun.

Olacak seymi?