27.12.10

Zaman ve Biz

Astronomik* yılbaşı bizi bir türlü uyduramadı kendi kuralına. Yılbaşı kutlamamızı gerektiren zaman dönümü tanıştığımız yılın ilk günüydü de ondan.
  Sayısal  zaman kenardan köşeden ilişse de bazen saç tellerimizin rengine, belki biraz da göz kapaklarımızın perdesine, henüz teslim olmamanın heyecanı, yatay düzleme onbeş derecelik  yükselen açıyla seyrediyor.  

Sevgililer güneşin batışını, bir günün daha kayboluşuyla  değil, renginin kızıllığıyla aşklarının örtüşmesi ve bir sonraki günün taze bir başlangıcı olacağıyla özdeşleştirirler,  Yılların bir bir gidişini de öyle.

 Hayat suyunun yavaş yavaş çekilmesine “yaşlanmak” derler genellikle.

Biz “Yaş”lanmaya  sözcüğün öteki ikizi ve varlığımızın kökeninde atıl duran yanından  bakanlardanız, “ıslanmak” gibi…  
Yağmurun melodik seyrinde  sırılsıklam ve yalnızca O’nun hayalini avuçlarımızın içinde tutarak yürümek ve adım ritimlerimizi kendi öz gerçeklerimize göre ayarlamak; bazen hisleri kulaklara fısıldayarak deniz dalgalarına karıştırmak gibi… o ses ki yankısına dönüp kulak kabartmanın heyecanıyla mutluluğun yankısı.

Biz paraya bir değişim aracı olarak değer verdik de asla bir egemenlik aracı olarak para hayali kurmadık. Çünkü biliyoruz ki bu düzeyde servet yığanların yalnızca  ölümleri değil aynı zamanda güvenlik kaygıları ve yaşlanmaları da işkence olur. Egemenlik kompleksine kaynayan benliğin ondan kopması nasıl kanatır kimbilir!

Biz başbakan, genelkurmay başkanı  ve cumhurbaşkanı yerinde olmayı da düşündük bazen. Sonra yaşama sevincinin mayası olan  sevgi, değer ve ilginin özbenliğe değil, bir şekilde elde edilmiş olunan o cansız yetkiye adandığını  düşününce,  o hayali de yağmur ve en fırtınalısından bulutların sırtına yükledik.

Biz zamanın yatay düzlemde istikrarlısını sevdik. Sonbaharı  tanışmanın, ilkbaharı kaynaşmanın, diğer mevsimleri paylaşmanın zamanı olarak andık.

Biz bazen kavga da ettik, küsüştük de. Ama kavgalarımızı ve küsüşmeleri nefret bakterilerinin canlanmasına fırsat tanımayan zamanda terkettik.  Her barışıklığın anını ilk tanışıklığın heyecanıyla süslemeyi seçtik.

* * *
“Evet, yaş zamandır” dedik ama,  zamanı tanımladık ve üç parçaya böldük.

Astronomik* zaman:Güneşin doğuşu ve batışıyla birim olarak takvim yapraklarının yere düşen miktarıyla ölçtük.
Birey-devlet ve özel kurumların arasındaki ilişkilerin dikkate alındığı mekanik bir anlayışın zamanı,
doğum tarihinin yazılı olduğu ama enerji miktarının belirtilmediği, okul askerlik ve işe alma gibi işlerde  “hak sınırını” belirleyen zaman birimine yorduk bunu..

 Fizyolojik zaman:İş yapan ya da hareket eden bir insanın harcadığı enerji miktarıyla kazanımları arasındaki bileşke vektörüyle ölçülür. Sekiz saat (astronomik zaman) çalışmayla ortalama yorgunluk süresi belirlenmiş olsa da on saat çalışmayla aynı yorgunluğu ancak hisseden kişiler arasındaki fark ile anlaşılmasını önerdik.

Doğal yaşam seyrinde 80 yaşında ölen bir insan ile, 100 yaşında ölenin ömür süresi astronomik zamana göre 20 yaş fark etse de, fizyolojik zamana göre aynı ömür olduğu söylenebilir. Çünkü, her ikisi de enerjilerinin tam sıfırlandığı andaki ölümdür. Çünkü ömrü belirleyen güç, bünyede mevcut olan enerjidir. Enerji formülü (çok yaşa Albert Einstein) E = mc2
E:enerji
m:kütle
c:ışık hızı

Psikolojik zaman: Bir hedefe koşullanmayla ilgili  durum. Saatın yelkovanına göre değil, içinde bulunduğumuz an'ın keyifli ya sıkıntılarına göre hızı anlaşılan zaman.
Astronomik zamanla sekiz saatlik bir otobüs yolculuğunu düşünün, yolda kitap okuyan, uyuyan ya da sessizce  etrafını seyreden üç insan için zaman farklı işler.
 Kitap okuyan için kazanca dönüşen zaman,  uyuyana göre çok çabuk biten ama yatak rahatlığı olmayan yerde zamanın daha hızlı geçmesinin gerginliği yaşanır, saat sayan için ise bir türlü geçmeyen, güneşin yerinde çakılı sayılan bir zaman  gibi….

* * *
Zaman enerjidir, ufuktur,
bilgi, heyecan ve birikimdir
Takvim yaprakları değil

“yaş”lanmak yaşamaktır,
 kazanmaktır iflaslar değil
ideallerin  projeye geçenlerinin sayısıdır yaşamak
Güneşin batışı değil.

Güneşin batışı az sonra doğuşudur
Ve ölüm sadece, yaşanacakların bitmesidir,
kaybolmak değil,
Yıllar geçip gidebilir
Giden geçmiştir artık, ardından bakılmaz
Geçmiş ile hesaplaşmak düşer bize
 “ah!”laşmak değil.

17 yorum:

aysema dedi ki...

Bir solukta okunmuş, sonra dönüp bir kez daha okunacak dopdolu, yürek burkan, aklı harekete geçiren, özeleştiriyi planlatan, yaş almak yerine insanca yaşamak dedirten çok güzel bir yazıydı...

Enerjiniz hiç tükenmesin ya da -daha doğrusu- çok uzun yıllar sürsün diyorum ben de.
Sevgilerimle...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Evet, beklediğime değdi! :))
Çok hoş anlatmışsınız zamanla meselemizi, ya da insanın zamanla meselesini...
Bu saatten sonra, geçen her an kayıp değil kazanç hanesinde artık. :)

alizafersapci dedi ki...

"Sevgililer güneşin batışını, bir günün daha kayboluşuyla değil, renginin kızıllığıyla aşklarının örtüşmesi ve bir sonraki günün taze bir başlangıcı olacağıyla özdeşleştirirler"
Çok güzel şiirsel sözler!
Tüm paylaşımlarınız gibi, düşündürüyor ve güzel duygular yaratıyor.

Nehir İda dedi ki...

Biliyor mudun ocak ayında doğum günüm var ve zaman meselesini önden açıklamak mı istedin:))

Eleştirel Günlük dedi ki...

Nicedir okudugum en iyi yazilardan biri bu... bir suru seyi cok sevdim.

Sevgililer güneşin batışını, bir günün daha kayboluşuyla değil, renginin kızıllığıyla aşklarının örtüşmesi ve bir sonraki günün taze bir başlangıcı olacağıyla özdeşleştirirler, Yılların bir bir gidişini de öyle.

Biz bazen kavga da ettik, küsüştük de. Ama kavgalarımızı ve küsüşmeleri nefret bakterilerinin canlanmasına fırsat tanımayan zamanda terkettik. Her barışıklığın anını ilk tanışıklığın heyecanıyla süslemeyi seçtik.

Ellerine ve beynine saglik hocam.

Zeyno dedi ki...

Zamanlama müthiş hocam. :) Yüreğine sağlık...

zihni dedi ki...

aysema,
aslında sizin resimdeki görüntünüzün hikayesini yazdım gibi değil mi:)

Çok teşekkür ediyorum dilekleriniz ve değerli katkınız için.

zihni dedi ki...

EKMEKÇİKIZ,
beklettiğim için üzgünüm:)
"beklemeye değidi diyorsanız", ne mutlu bize ve sizlere, telekkürler:)

zihni dedi ki...

en güzel mesajların koleksiyonuna sahip olan alizafer Dostumuza en içten teşekkürlerimi arzederim:)

zihni dedi ki...

Evet diyebiliriz buna Ebru Bacı:)

Biz erkekler olrarak, sevgililerimizin doğduğu günden değil, tanıdığımız günden sonraki zamanla ilgilenmeyi tercih ederiz. Bu yüzden doğum günü değil, tanışma günü kutsaldır. Ama, yine de çocukluk dönemnizi merak edebiliriz:)

zihni dedi ki...

Eleştirel Günlük,
şiirlerin dilini anadili gibi özümsemiş bir dostun, böyle birazcık şiirsel akışlı bir yazıya verdiği önem beni onurlandırdı:) Teşekkürler..

zihni dedi ki...

Zeyno,
aslında son on gündür hafızamı zorluyordu bu konu. Sevgili Ekmekçikız'ın Blogunda "zaman" başlıklı bir yazı görünce, tamam dedim az sonra geliyorum dedim:))

Teşekkürler Zeyno:)

Nehir İda dedi ki...

Mutlu yıllar olsun efenim.

zihni dedi ki...

Teşekkürler Ebru,
sanırım doğum gününe yaklaşıyoruz 2011 ağrılarının bittiği (ya da azalacağı) yıl olacak gibime geliyor:) Moral katsayından belli:)

alizafersapci dedi ki...

İyi yıllar dilerim.

aysema dedi ki...

Blogumda bir ödülünüz var sevgili dost...

zihni dedi ki...

Alizafer, çok teşekkürler..

Sevgili Aysema Hocam, en kısa zamanda...
teşekkürler.