20.3.12

Blog yazmanın düşündürdükleri



Yan sütunda “ayın en çok aranan başlıkları” var. Bu başlıkları görünce arada bir gözden geçiriyorum. Yıllar önce hangi acelecilik ve ruh haliyle yazılmışsa, bir yığın yazım ve kurgu hatalarıyla karşılaşıyorum. Bu konulara gösterilen ilgi o hataları düzeltme sorumluğu yüklüyor bana. Zaman sorunum yine aynı olsa da, yazıların özüne dokunmadan, yazım hatalarını ikinci müdahale avantajıyla bir şekilde ayıklamaya çalışıyorum.

Blog yazmak benim için geçici bir heves değil. Eskiden yerel gazete ve dergilerde, ulusal gazetelerin konu yorum bölümlerinde bir şeyler karalarken, internet avantajı bu işi daha seri yapmamıza yaradı.
Okumak yemek gibiyse, bilgi vitamini ufkunuza güç katıyor. Hep vitamin depolamak bir süre sonra  nasıl ki kolestrol, yağ gibi olumsuzluğa dönüşebiliyorsa, ardından spor yaparak dengeleri sağlıyorsunuz.
Yazmak  da okuyarak ve düşünerek ufkunuzda biriktirdiğiniz bilgi enerjisinin fazlasını deşarj ediyor, onu daha rahat işlerliğe dönüştürüyor, yenisine yer açıyor.

Bilgi enerjisinin asıl önemli bölümünü günlük yaşantımızda davranış, algı, üretim ve moral olarak harcıyoruz.
Bireyin günlük tükettiği elektrik ve su miktarı uygarlık ölçüsü sayılıyor da, öğrendiğimiz, ürettiğimiz ve tükettiğimiz bilgi miktarı neden uygarlık ölçüsü sayılmasın.

Hani “mutlu toplum” istatistiğinde yoksul bir Afrika ülkesi en başlarda yer almış ya? Bazen düşünüyorum da acaba mutlu olmak için hiç düşünmesek mi? Mutsuzluk sorunları fark etmek ve karamsarlığın morale yansıması ise, mutluluk ancak bir şeylerin farkına varamadan yaşamak olabilir.
 Frekansı düşük mutluluklar çoğaldıkça, onura kadar dayanacak ve sonunda onu da elimizden alabilir ki, kalsın.

  Konuyu dağıtmayalım lütfen. Ne diyorduk? Blog yazmak... Hani nerde o birkaç yıl önceki hevesler ve aktif yazanlar?
İlgisizlikten hatta bilgisizlikten Blog asla terk edilmemelidir.

İlgi dediğimiz reyting ise,  durun biraz düşünelim:

En iyi amatör yazanlardan istisna vardır ama, ünü ulusal kaynaklarda tescillenenler en fazla reyting alıyorlar. Buna ek olarak  bel üstü (dini) ve bel altı (seksi) konuları yazanlar en çok ziyaret ve katkı görenlerdir.

  Blogu “msn” gibi kullananların ziyaretçi sayısı da oldukça fazla. Bunları küçümsemiyorum. Hatta çok da gerekli olduğunu, insanoğlu-kızının bir başkasının günlük yaşamını merak etme ve ona göre bir norm oluşturma fırsatı olarak da görüyorum.

Biz ise mütevazi orta sıralarda, reytingi değil, motivasyon alışverişini aynı samimiyette sürdürebilenlerle muhatabız. Bazı Blog yazarları gibi burasının da ziyaretçi sayısıyla ile ilgili bir hesabı  yoktur Hele tarzınız ve konu seçiminiz protest ise, çok da balıklama atlanmasını beklemiyoruz. Bu tarz bloglara ilgi biraz cesaret ister hepsi o kadar.

Bir de “popülerlik” kuruntusundan söz etmeliyim. Profesyonel aydın,sanatçı, muhabir, ya da bu statüye ilk adımını atanlar, etrafıyla diyaloglarını koparıp, ya da yok sayıp, kendini “erişilmez” görenleri hiç sevmiyorum. Yazınızın altına yorum yazılıyor ve siz en ince nezaket ve dikkat ile onu cevaplıyorsunuz. Bu öncelikle sizin insana olan saygınızdan geliyor.
Blog yorum penceresinde asıl yazı ile ilgili yorumlara verdiğiniz karşılıklar yazanı ve aynı zamanda tartışarak okuyanı motive edeceği kesindir. Bu durum sizi daha sorumlu düşünmeye ve yazmaya itecektir. Böylece toplumsal iletişim, bu teknolojik olanaklarla daha da ritimli hale dönüşecek, davranışlarımıza yansıyarak, ortak doğruları egemen kılmada gereğini yapmış olacağız. Buna dikkat eden birkaç Blog yazarını saygıyla anıyorum. Onlar kendilerini bilirler.
 z.örer

12 yorum:

Nehir İda dedi ki...

Sen ne yazarsan yaz keyifle (geç de olsa) okuyorum. Hangi gruba dahil etsem kendimi acaba diye düşündüm de:) Benimkisi artık tamamen kişisel tatmine dönüştü. Yazmam lazım yazmazsam patlar ölürüm. E zaten yazıyorken de bazen yayınlamalı. Hoş yayınladıklarım kırpmalar ardından kalanlar.

yorumlara yanıt verme meselesinde tamamen aynı düşünüyorum. Bazen zaman bulamıyor atlıyorum ama benim de en gıcık olduğum şey 'ben sana geldim sen de gel, sen bana neden yazmıyorsun' çocuk gibi.

zihni dedi ki...

sen kesinlikle saygıyla andıklarımdansın:)

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,
Blogun benim vazgeçilmezlerimden. Tüm yazılarını okuyorum. Bazılarına yorum yazamıyorum, birkaç kez gelip gittiğim zamanlar oluyor...
Yorumlara yanıt gerekli ve önemli. Ama çok kısıtlı ve zor zamanlarda yazdığım yazılara(evimden uzakta, kısıtlı komşu interneti ) yorum yazamıyorum. Sonrasındakilere ise yanıtlayamadıklarımdan başlamak için yorum yazmıyorum ve birikiyor; birikince de iş sevim sizleşiyor. Geçiştirmek gibi bir yorum-yanıtı da yapmak istemiyorum. Üzülüyorum ve utanıyorum açıkçası.Kaldığım yerden başlamak galiba en iyisi...
Yazdıkça yazası geliyor insanın, ara verince, yorum iletişimi aksayınca yazmak da zorlaşıyor.

İyi ki yazıyorsun, okumayı seviyorum, yazdıklarınla aydınlanıyorum...

zihni dedi ki...

Sevgili aysema Hocam,
Bir yazı yazarken, sizin gibi bir edebiyatçının gözleminde olduğumun bilincini hep canlı tutuyorum. Bu yüzden sevgili Ebru'ya dediğim gibi, en başta saygıyla andıklarımdan birisiniz. Bir yazıya yaptığınız yorumda hep gurur okşayan yanlardan bakıyor olsanız da, bilgi ve ilgi düzeyinizi ayna olarak aldığım az sayıda yazardan birisiniz. Rüzgarınız yetiyor demek istiyorum:)
Ayrıca, öğretmenlik mesleğine olan derin saygımdan dolayı, sizin gözlemlerinizi çok önemsiyorum.
Zaman konusunda haklısınız ve benim de en çok tökezlediğim konu bu. Zaten konumuzun anafikri özel yaşamdaki seyirden dolayı Blog ilgisizliği değil. Doygunluk, hatta pes etmek gibi tutumlardan şikayetçiyim. Öncelikle özel yaşamımızın koşulları önemli elbette.
saygılar sunuyorum:)

Sabahattin Gencal dedi ki...

Merhaba,
"Blog yazma" konusundaki düşüncelerinize katılıyorum.
Bu konuda, bir engel çıkmazsa ileride bir araştırma yapmayı da düşünüyorum.
Yazma ve okuma uğraşılarınızda başarılarınızın devamı dileğiyle.

derbay dedi ki...

Mesela ben; blog yazmaya oğlumu beklerken başladım, ve nasıl bir hormonal anomaliyse o yazdıklarımı şimdi okuduğumda gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Lakin onlarda 'bir zamanların hisleriydi' anılarımdı, silemiyorum.

Ve yine düşünüyorum, o zamanlar yazdığım civcikli şeyler, ağdalı dil, duygu seli çok okur çekiyormuş, yorum bıraktırıyormuş. Son bir kaç senede bunu yapamıyor olmam, son zamanlarda ise tamamen sosyal içerikli yazıyor olmam kesinlikle okuyucu çekmiyor. Belli okuyucusu var, berisi başlığa bakıp çıkıyor. Ama açıkçası amaç önemli, çevre edinmek, sosyal bir çevre oluşturmak için mi yazıyoruz, içimize dert, aklımıza soru olarak takılanları mı yazıyoruz.

2. varsayımla yazarken ben de sizi saygıyla anıyorum bu durumda. Özellikle yorum bırakırken, kendinize ait geçmiş bir postu backlink olarak vermeniz, benim yazma amacımı besleyen veya farklı bir açıdan düşünmeme sebep oluyor.

Yine de zor zanaat bloggerlık. Bir sorumluluk var, benim çok kez yerine getiremediğim ve suçluluk duyduğum. Bazen de bu suçluluk duygusuyla yorum nihayet fırsat bulup da yorum bırakmaya yüz bulamadığım bir sorumluluk.

Çok ilgilendiğim ve yazarının üslubunu, yaklaşımını sevdiğim halde postunu okuyamayıp, sonrasında da feci bir şekilde okumayı unutmak.

Bu da benim dandikliğim diyelim

Sevgiler Zihni Beyi

Eleştirel Günlük dedi ki...

Blog yazmak guzel ugraslardan biri. Ben icimi dokmek icin yaziyorum; kufur etmek icin yaziyorum; bagirmak icin yaziyorum. Bu bana ozgurluk veriyor. En onemlisi kimseye hesap verme derdinin olmayisi beni icimden geldigince yazmaya itiyor. Bu aralar istedigim sIKlIKta yazamasam da pes etmiyorum...

zihni dedi ki...

Sabahattin Hocam,
yapacağınız araştırmayı bekliyoruz.
yazmak ve okumak alışkanlık yapınca hava ve su gibi ihtiyaç oluyor değil mi?
Teşekkürler.

zihni dedi ki...

Sevgili Derbay,
blog yazmaya nasıl başladığımızı "sobe" serisi yapsak fena olmaz değil mi. iyi bir tüyo verdin. Hem nostalji yaparız, hem de ilk göz ağrılarına çağrı yaparız.

Sanat sanat içindir tezi kaliteyi sürükler gibime geliyor.
Gönül çok okunmaktan yana da bunu tek beklenti yaparsak kaliteden ödün vwerip, türibine oynamak gerekir ki, o alanda boşluk yok zaten.
Örneğin kaçakkovanın yazıları çoğunlukla akademik, düşünmeyi öğrenmek kapsamında yazar. Blog ziyaretçisi 400 binlerin üzerinde ama kimse gelipgeçerken bir selam vermez. İki kelime yazmaz.Ben de buna bozuluyorum. Öyle kuruntulu biri de değil.

Bazen piknik gezisi yapıyorum blog dünyasında, sevdiğim yerlere çadır kurup konaklıyorum. Ben de "seni" saygıyla anıyorum ki, tırnak içindeki "sen" senden aldığım tam güven ve saygının gereğidir. Aslında izinle buna teşebbüs etmeliydim ama, hızlı güven almaktan hızlı yol aldım, hoşgörüne dayanarak:)

Bloglara ilgi konusundaki son sözüne de katılıyorum ve özel engeller ortak mazeretlerimiz oluyor.
Son olarak sevgili gönüldşlardan istediğim şudur: İsterseniz yazmayın ama, önce kendinizi tüm hayat felsefenizle sevdirdikten sonra tam kaybolmayın e mi:)

zihni dedi ki...

sevgili EG Yoldaş,
bloglarda hem içimizi döküyoruz bazen de içimize topladığımız değerler var değil mi:)

zaman-mekan tanımayan bu teknoloji fırsatı sosyal ilişkilerdeki kaliteyi önemli ölçüde geliştirdiğini düşünüyorum. Fikirsel ve duygusal dayanışma da hayatın içinden bir değer olduğundan önemsiyorum. Bir anlamda dediğin gibi özgürlüğün de er meydanı gibi...
pes etmemene sevindim sevgili gurbetçi dostum:)

Adsız dedi ki...

gecenlerde kart astırmaya ıhtıyacım oldu bende gogle gezerken www.tiklakartvizit.com adresını gordum içerık olarak cok ıyı ve guzel tavsıye ederım

zihni dedi ki...

"adsız"ların karanlığından yürümek sakıncalı ama, madem ki konuksun, biraz da radikal davranmakta yarar var:)
bakıyorum o linke.