19.6.10

BAHAR MOTİVESİNDEN TEMBELLİK HAKKINA

Bilgisayar, tüm marifetleriyle dolu zamanlarımızın bir başka dünyası.
Evli olsanız da, kendinize özel uğraşların harcadığı zaman kaçınılmaz. Hani, susamadan suyun, acıkmadan yemeğin, özlemeden sevgilinin ne anlamı ve tadı olacak ki. Her üç öğenin de doyum noktasından ötesi tekrar acıkmaya (devridaime) götürür ve aynı evin farklı odalarında sürdürülen ayrı dünyaların içinde yaşatır insanı…

İşimden ve Eş’imden artan zamanlarımın bir kısmında pencere kenarındaki kültür dolabımın orta yerindeki bilgisayar karşısındayım. Penceremden giren, bahçedeki kolonya ve adını bilmediğim diğer çiçeklerin kokusu, baharın doğum sonrası bıraktığı çiçek sütü gibi, içimi coşkuyla dolduruyor her akşam. Okuyor, yazıyor, tıngırdatıyor, hangi sıvı konulursa masama içiyorum.
Otellerin turizm açılış şenliklerindeki havai fişeklerin cümbüşü arada bir nakarat tutuyor kulağımın, gözlerimin ve ruhumun ritmine.

Bir Baharı böyle atlatarak, yaz sıcaklığının gönül sıcaklığına terfi etmesinin izdüşümleri yansıyor her yanıma.
Bahara şiirler şarkılar adarken, zamanın takvim yapraklarından ibaret olmadığı belli olmuştu. Ardından sıcaklar yerin çekim gücüne eklenerek bastırmaya başlayınca, deniz ile en küçük bir meltemin tadı bir başka özel geliyor ruhuma.
Öyle sıcak ki, toprağın yüzeyiyle sıfır mesafesinde durmuyor kişisine göre. Böyle giderse, hasta ve yaşlılar için, toprağın mezar versiyonu alınan yola dahil olabilir!

Baharın nemalarına çarpan kalp ile, yazın çılgın sıcağına çarpan kalp arasındaki farkı “doğrusal zıtlık” olarak açıklayabiliriz. Farklı mevsime çarpan kalplerin atış frekansı, aşk-sevda kriziyle, kalp-ölüm krizi arasındaki fark gibi adeta.

Yaz sıcağı, bu iki olgunun dışında, insana “ideolojik tembellik hakkının” sonuna kadar kullanılması düşüncesini dayatıyor.
Tembellik hakkı, Baharın depoladığı enerjiyi sindirme eylemi olarak beliriyor ister istemez.
Deniz bir başka kaçış alanı mevsimin anlam ve önemine koşut. Uzanıyorsunuz denizin yüzeyine paralel. Gökyzünün mavi beyaz renkleri arasında kendinize buluttan bir arsa seçiyorsunuz; ya da sevgilinizi çıkarıp yüzdüreceğiniz sonsuz bir mekan. Yıldız da asılabiliyor bazen gözlerimizin odak noktasına. Yüzerek kenardan sızan bir söğüt yaprağı ilişiyor bedeninizin herhangibir yerine. Havva Ana’nın bikinisi olabilir mi? Diye bir hınzırlık kaplıyor içinizi.

Tembelliği nasıl da özlemişiz!

"Tembel hakları evrensel beyanname¬sini" okudum. Yan gelip yatmanın en te¬mel insan haklarından olduğunu, hiç kimsenin isteği dışında çalışmaya zorlanamayacağını öğrendim.
Ütopyalar insanlara daha az çalışma, daha çok boş zaman vaad ediyorlardı.
O halde hedef buydu: Tembellikten arta kalan boş zamanları çalışmaya ayır¬mak, "Niye hiç çalışmıyorsun?" sorularını da "Hiç boş vaktim olmuyor ki" diye ya¬nıtlamak...
Doğrusu bahar, bu tedavi sürecinde en etkili ilacım oldu
/ diyor Can Dündar

Tembellik hakkı, şu kapitalistlerin küçümsediği “işe yaramaz, kalitesiz, geri zekalı…” şeklinde sunduğu aşağılık durum değildir asla.
Paul Lafargeue, “Tembellik Hakkı” kitabında, burjuvazinin iktidar olmasıyla birlikte, insanlığın kendini kaptırdığı “ilerleme” çılgınlığıyla, dalgasını geçiyor(muş). Kapitalist düzeni eleştirirken, “yaşamlarının tamamını çalışarak geçiren insanların, bu çalışmalarının ne kadarı kendileri için?”, diye soruyor(muş). İçinde çalışma aşkı duyanlara lanet” okuyor(muş). “Komünüst Manifesto”dan sonra, dünya dillerine en çok çevrilen Sosyalizm klasiği” olarak tanımlanan bu kitabı en kısa zamanda okumalıyım.

Dünyanın gidişatının hızını ve dozunu çılgınların rekabeti ayarlayacağına, toplam yaşam felsefesi bileşkesine göre belirlense. Çalışma mesai saatleri yarıya indirilse. Din sektörüne ayrılan resmi ve sivil ekonomik kaynaklar bilim çalışmalarına aktarılsa. Her kişiye, Tanrı’sını ve dinini özgür iradesine dayanarak (dayatmasız) bulma fırsatı tanınsa.
İnsanların mutlu olmasına zemin oluşturacak “boş zaman” miktarı artırılsa, kimse zengin olmasa, kimse de (dolayısıyla) yoksul olmasa. Bilimin, insan hayatını kolaylaştıracak ve doğal entropiyle savaşacak kudreti tek başına rakipsiz olsa.


Böyle bir zamanda klimanın üflediği soğukluk, medikal mankenle sevişmek gibidir.
İnsanın romatizmasına dokunacak havadan, romaNtizmasına dokunacak havayı tercih ediyorum.
Yaşasın tembellik hakları.

16 yorum:

Zeyno dedi ki...

Bu hakkı sonuna kadar kullanan biri olarak, destekliyorum...

aglea dedi ki...

yaşasın!

usulca doğruldum. oblomov edasıyla. hırkam yok ama, malum çok sıcak. yazıyı okudum. ekranı yine aynı yavaşlıkla kapayıp tekrar uyuyacağım:)

zihni dedi ki...

Sevgili aglea,
bu saatten sonra "güzellik uykusuna" yatılır(mış)
ihtiyacın mı var:))

Buna "tembellik hakkını kullanmak" desek daha da yakışır.
İyi uykular efendim:)

zihni dedi ki...

Zeyno,
Bu hakkı sonuna kadar kullanan biri olduğundan dolayı Seni kutlamak gerek:)
"Bu hakkı", bir avuç anarşistin dışında farkden kaç kişi var şu toplumda?
Toplumun büyük çoğunluğunu, aslında hiç ilgilendirmeyen, ama bir şekilde hayatımıza musallat ettirilen bir yığın saçma sapan gündemleri biryerlere gömebilsydik, sıra tembellik hak davasına gelebilirdi. Hak, demokrasi gibi birşey, kullanmayanın hakkını kullanırlar.
"yaşasın tembellik hakkı"

ayşegül dedi ki...

Sevgili Zihni Yoldaş, yaz neredeyse bitiyor,siz baharı yeni nemalandırıyorsunuz ama,aman allahım ne buyuk bı celıskı :D Off yaa tembellik hakkını ben de kullanmak ısterım valla,ama bole bı luksumuz yok yoldas.Evrenselı kapalı ve kısıtlıyıcı bır baglılıgın ıcınde olanlar,toplum baskısıyla,dısardakı kısıtlanmamıs kotulugun evrensel duzenınden hıc farklı olmayan ''gereksız ve yaramaz'' olarak saf dısı bırakıldıklarını sanırlar kendılerını.Evrensel,tembellık tikelin utanç lekesi olarak acıga vurur kendını,cunku toplumda tıkelın,demek tembellıgın,dogru evrenselı gerceklestırmesı ımkansızdır kanımca.Nesnel dogrunun ne olduguna karar vermek her zaman kolay degıldır yoldas.Tembel hak.evrensel beyaannamesı,kuralları belırleyen burjuva sınıfına aba altından sopa gosterıo ama yıne de ınsan ılıskılernde ''fazla oznel' oldugunu dusunuorum.ıktıdar sahıplerı,her zaman cok keyıflı bır bıcımde keyıflılıkle suclamaktadır baskı altına aldıklarını.Istedıklerı,oznenın gucsuz kalmasıdır;cunku sadece bu oznelerde kendılerıne bır korunak bulan nesnellıkten olumune korkuyolardır.......Havva ananın bıkınısı varsa,adem babanın da slıp sexy mayosu oldugu varsayımı ıle ıcımı bı hınzırlık kaplıo :DDD..Kısının fıkırlerını bahar ''hısterısı'' sıstemlı dusunceden uzaklastıyor yoldas:P..Goruorum kı rasyonel denetımden uzaklasma sonucu o sorumluluk kaybı yuzunden spekulasyon da sımdı bır ınceleme nesnesı olarak tarafınızdan bılıme teslım edılmekte,halınıze bu sıcak yaz gunu uzuluorum yoldas :P

Yoldas cıkıcam sole bagılıyım,gece yıne bakarım: Burjuva, nasihat almaya yanasmayana yardım da edılmez dıyor. Valla ıkımız de klınık vaka olarak nasıat alamayacagımız gore bızı burjuvalar hıc ama hıc sevmez. ''Uzgorulu'' bır ogude de uymaya nıetımız yok!! Aklımızdan hıc ama hıc cıkartmıyalım yoldas,''duygudaşlığın'' ve dayanısmanın sozcuklerı,katı yureklılerı kendı aralarından dıslamamakla katı yureklılıgın habercılerı halıne gelırler.Hadı ben cumartesı romaNtızmıme gıdıorum yoldas :))

Sevgılerrr

zihni dedi ki...

Sevgili Ayşegül Yoldaş,

bu uzun ve içerikli yorumunla coşmuşsun bakıyorumda:)
Bana acıyorsun değil mi Yoldaş?
hani bir söz var ya türk filmlerinde;"benden nefret et ama acıma"

Yoo sen bana acı, senin şefkatin vitamin etkisi yapar:)

"Haklısın bir yere kadar, "tembellik hakkımızı kullanırız a böyle lüksümüz yok"

Tembellik hakkını kullanmayanların karnı doymadığı bir ülkede tembellik hakkı liks tabi ki.
Ama, mevcut sistem içinde bunun bilincine varanların sayısı artarsa, organize hareketler gelişirse, çalışanlar tembellik hakkını nispeten kullanırsa, işsizliğe de katkı yapar. Burjuva, üretmek istediği miktarı daha fazla insan çalıştırarak sağlamaya çalışır. Bu verimliliği de artırır. Çünkü, az yorulan kişi, kısa mesai içinde daha verimli olur.
Adem Baba'nın incir yaprağından takım elbise giydiini biliyordum:)

RomaNtizminde iyi tembellikler dilerim sevgili Yoldaş;)

ayşegül dedi ki...

Babalar gununuzu kutlar ellerınızden
operım Yoldas amcacıgım :D

Sevgılerrr

metin dedi ki...

Sevgili Zihni Beyciğim,

Bakın bugün bu saat olmuş halâ çalışıyorum!

"Çalışma mesai saatleri yarıya indirilse. (...) “boş zaman” miktarı artırılsa" DEĞİL! "İş zamanı/boş zaman", "mesai/tatil" kategorizasyonu çöpe atılsa... Paul amcamın dediği gbi olsa... Yani kapitalist paradigma tarihin çöp sepetine atılabilse... İnsan olduğumuzu hatırlasak... İnsan olsak!

Mıncıklanmış bir beyinle ancak bu kadar yazabildim. İyi geceler diliyorum.

Elestirel Gunluk dedi ki...

Utopyalarimi istiyorum...Nasil ve nerde yitirdim utopyalarimi onu bile animsamiyorum.

zihni dedi ki...

Ayşegül Yoldaş'ım "Babalar günümü" kutlamış. Her ne kadar oportünizimin ticari eğlencesi olsa da, Yoldaşımın niyeti kalbinin sıcaklığını sunmak:) Bu yüzden Çok çok çok ama en çok teşekürlerimi arzederim Yoldaş'ım, sevgili Evlat:)

zihni dedi ki...

Sevgili Metin Bey,
bu sayfadaki konumuzla, idealizmin teorisini icra etmiş bulunuyoruz.
Eylemler düşüncenin (bir anlamda hayalin) ardından gidermiş.
Biz hayalimizi kurduk. Hayal kuralnların yaşadığı süre içinde bu gerçekleşmezse, biz yine diyalektik materyalizmin duasını toplamaya devam ederiz.

Metin Yoldaş, seni buralarda yılda-bir de olsa görmek çok hoş:)

zihni dedi ki...

Evet sevgili Eleştirel Günlük,
En ucuz hayallerimizin bile sıralamadaki yerini şaşırabiliyoruz değil mi?
Biz mesai süresi derdindeyken, birçokları Ütopyalarını istiyor! Ütopyalarını verseler ne olacak, avunma hakkını kullanacak en fazla. Bu bile zor!!

Tomurcuk dedi ki...

İşgücünün %20'sinin trafikte kaybedildiği bir şehirde yaşıyorum ben, tembellik benim neyime!

zihni dedi ki...

Sevgili Tomurcuk,
anladığım kadarıyla,
zamanın %20'sinin trafikte geçtiği bir düzenin alternatifidir "tembellik hakkı" kavram olarak.

Paul Lafargeue, “Tembellik Hakkı” kitabı bu sinyalleri veriyor. En kısa zamanda okumalıyım:)

Sevgiler...

SentiuS dedi ki...

En kısa zamanda ben de bulup okumalıyım Paul Lafargeue'nin "Tembellik Hakkı' kitabını...
Yaz sıcağındaki bu güzel yazınıza kış tembelliğiyle ve söylenecek çok sözün gelmemesiyle dimağıma, bu kadar yazabiliyorum... :)

zihni dedi ki...

SentiuS,
en kısa zamanda okuyunca blogunda birşeyler yazarsan sevinirim. Biraz daha ufkumuza üflenen birşeyle bulacağımdan eminim. Yazıyı beğendiğine sevindim. Teşekkürler..