17.12.10

Aşk ve ölümün şarkıları

AHMET KAYA:





Ahmet Kaya kendi gerçek ölümünün ağıtını  haykırıyorken türkülerinde, onu her zamanki “müzikseverliğin eğlencelik serseriliğine” vuramazdık.
Deniz Seki’nin “acele” şarkısının vijdanımda bıraktığı izde de öyle…

Düşünüyorum, daha doğrusu düşünemiyorum, ölüm ve mahkumiyet sonrası ortaya çıkan türküleri isyanın avazı olarak, nemli gözlerle duyabiliyorum; başka türlü anlaşılmıyor.

“Nasıl anlatsam ki!”
Word sayfasında üç gündür terk edilmiş bir cümleydi bu.
Hani, hislerin arada bir aptallaştığı, 
tüm kaslarınızın yerini yumuşak dokulara  bıraktığı,
 efkarınızın makamını yitirdiği
ve
doğal yaşama olan ilgi zincirinin koparak tek dünyaya kilitlendiğiniz anlar olur ya?

 İşte öyle bir potansiyel ile  cebelleşiyorum bu iki şarkı arasında.

Aslı astarı yeni ve bilinmeyen ve sürpriz bir konu olmadığını bilmek yetmiyor bazen. Duyargalarınızın en aktif zamanını gözleyen bir periyot mu;
 öyle şarkıların  kamçıladığı zamanın alınganlığı mı …
 her ne ise öyle bir durum işte.

Kaslarımın doğal işlevini erteliyorken bir kapı, bir ışık arıyorum.
 “neresinden başlasam ki!”
Yoksa hiç başlamadan, tecavüz pozisyonunda yüz üstü uzanıp, şarkıyı –daha doğrusu isyan narasını - müzikçaların-  otomatik konumunda  şarjı bitinceye,
kaybolmuş benliğimi biri bulup sol yanımdan dürtünceye  kadar,
ya da
 hiç olmazsa fantezi kıvamında düzenbazların ırzına geçinceye kadar
öylece kalmak mıydı yoksa gidişatım!

***

DENİZ SEKİ:
Yükleyen saklicennet

Her melodi asaletinin tutunacağı biryerler vardır ruhumda.

Deniz Seki’nin uyuşturucu kullanıp kullanmadığı beni asla ilgilendirmiyordu. Kimseyi de ilgilendirmemeliydi bilinen boyutuyla. Deniz Seki mahkum olduğu yılların ezikliğiyle yaptığını düşündüğüm, içli şarkısı  günümün  en az on  saatına yerleşebiliyorsa, bunun nedeni bir dramın çıktısı olarak, hapiste yitirilen anların boktan nedenlerinin ortasında yaratıldığından olsa gerek.  Ve bu öz duygunun melodiye yansıyışındaki derinlik…
Oysa bir aşk şarkısı  bir kadın için “aşkın ekmekten de önce geldiği” doğasını anlayabildiğimden  böyle olmalı.
“Kadını uyuşturucu değil, aşk mahkumiyeti bitirir” sanırım. Bu şarkılar belki de varolmanın haykırışlarından biri; öyle anlıyorum ve öyle dokunuyor ruhuma…


Ahmet Kaya’yı  belki çoğu gibi ben de “Yorgun Demokrat” olarak tanıdım. O zamanlar demokratı “yoruyorlar”, taciz ediyorlardı. Çok korktuklarında 141-142’den ömür boyu mahkum ve bazen de idam ediyorlardı. Aslında mahkum ettikleri yorgun demokratlar değil, olası Sosyalizmin anlaşılması  paniğiydi. Yani, egemenliğin para stokçuluğundan, alın teri sahiplerine geçirilme korkusu.…

“Kürt açılımı”na dayandırılması bir rastlantıdan ibaretti. Çünkü, Mahsuniler,  Nazımlar, Nesinler… aynı korkunun “öcü”leriydi.

Ahmet Kayaların narası sert geliyordu ama,  artık (komünistler için söylenen klasiklerden)  “görüldüğü yerde vurulmayı” çok saflara bile izah etmek güçleşmişti bu teknoloji çağında.

Vurulmak yerine KOVULMAK daha ehven bir taciz yöntemi olduğu keşfedilmişti Avrupa Birliği sevdasından sonra.  İnfaz kurşunlarının metalleri artık “çatal bıçak”a dönüşmüştü.

Taş yürekleri bile sarsacak olan bu şarkılar, bir yaşanmışlıktan türeyen acının naralarıdır. Ama arabesk ağalarının pragmatizmi ister istemez karşı tarafa savuruyor beni.

lan gadaşlar bu nasıl yara!

12 yorum:

Eleştirel Günlük dedi ki...

Guzel bir yazi olmus. Ellerinize saglik...

Nehir İda dedi ki...

Bu ne kadar güzel bir yazı böyle okumak keyifti desem! sen keyifsizken olmayacak asında okumak değil de sanki dinlemek gibiydi senden. Bu arada onlayladıktan sonra fark ettim sabahki yorumunun olduğu konuya bir daha bak istersen. Bu yazınla da ilgili gibi geldi bana:)
Sevgi ve saygılarımla efendim.

zihni dedi ki...

Siz değerli Kardeşlerle burada yeniden buluşmak ne hoş duygu:)

darısı diğer kardeşlerle buluşmaya...

teşekkürler, idare edin artık bu halimi:)

Nehir İda dedi ki...

Yok sen böyle de karizmasın kal böyle.

Zeyno dedi ki...

Ölümsüz aşkların şarkıları ya da aşkları ölümsüz kılan şarkılar... Adını ne koyarsak koyalım. Güzel bir ad, güzel bir yazı.

zihni dedi ki...

Ebru,
kArizma ile kRizma karışmasa daha iyi olacak da.. hadi neyse dikkat edeceğim, sağol:)

zihni dedi ki...

Zeyno,
aşklar ölümsüz olsa da
aşıklar kör yola ölümlü omasa!

güzellik bakışınızda efendim:)

Zeyno dedi ki...

Teveccühünüz efendim. :) Adı üstünde "kör aşık." Şehla olmayı bile beceremiyorlar artık günümüzde.

Adsız dedi ki...

hey up
hey all can some body tell me how to edit the bottom thing to make my posts look better

Adsız dedi ki...

hey, how are you?

destiny dedi ki...

Sanatçı, icra ettiği sannattaki başarısıyla anılmalı. Özel hayatında bana ters gelecek davranış ve alışkanlıkları olabilir. İnancı,siyasi, görüşü de benden farklı olabilir. Ancak okuduğu bir şarkıda öyle bir güzellik verir ki ruhuma,beni o hep olmak istediğim yere ulaştırır. Bu hissiyatı aktarabilmek, dinleyene hissettirebilmek sanattır. Müzik bir ibadettir !
Kişiliğini hiç tasvip etmediğim bir sanatçının öyle güzel bir şarkısı var ki, ne kötü bir laf edebilirim,ne de birinin ona laf etmesine tahammül ederim!

Zihni örer dedi ki...

Sanatçıyı, icra ettiği sanattaki başarısı ve toplum sorunlarına duyarlı olma riski taşıdığından seviyoruz. Sanatı para kazanma aracı olarak kullanmak yerine, hepsini yitirmeyi göze alabildiğinden dolayı seviyoruz. Fedakarlığını ve aydın duruşunu seviyoruz, şöhret budalalarını değil.

Sizin de vurguladığınız gibi, Onları, içtiği sigaradan dolayı değil....