28.2.11

sosyalizm ve insan-Che Guevara

Nathalie Cardone -Comandante Che Guevara Hasta Siempre

Sevgili Ayşegül de yazmış:
Güçlü bir halk lidere ihtiyaç duymaz./Emiliano Zapata

Öyle zamanlar vardır ki, uyuyan devi uyandıracak olan bilinçe ihtiyaç duyulur.
E. Zapata’nın deyişi, düzlüklerin ve dingin zamanların sözü olsa gerek.

Özgür ve gelişmiş bireylerden oluşan bir toplum şimdilik ütopyamız olarak kalabilir.

“van minıt” tan kahraman yaratan bir arap(çı) toplumun, -tıpkı gazel alevi gibi -görüntüsü yüksek olsa da, ömrü ve direnci kısa olacağa benziyor. Yağmurdan kaçarken doluya tutulacakları şimdiden belli. Çünkü, aşiret ve cemaatler oraların gizli iktidarları.

Avrupa holding hükümetlerinin havada savrulup, oluşacak petrol leşinin üzerine nasıl konacaklarını görüyor gibiyiz.
Bir Che Guevara, Fidel Castro ya da M. Kemal gibi liderlerin herhangi birisinin Ortadoğu halkının önünde olduğunu düşünün….
Siz bunları düşünürken, sevgili Eleştirel Günlük’teki bu videoyu izlemenizi öneririm. Daha sonra, “romantik kahraman”ın kim olduğuna ve dediklerine bakalım.

CHE
Ernesto CHE Guevara’nın Sosyalizm ve İnsan hikayesi yandaki resimde görülen kitabın, küçücük katkılarla bir özeti sayılır.
Bu yazının konusu olan, Che’nin öngördüğü “sosyalist insan” tipini, Ortadoğu halkı yerine koyun. Örneğin biraz da Küba’yı ….

"Bir insan bütün hayatını devrime adamayı düşündüğünde çocuklarından birinin ihtiyaçlarını karşılayamamak, çocuklarının ayakkabılarının yıpranması ya da ailesinin ihtiyaçlarına cevap verememek gibi aklını yiyip bitiren endişelerden kurtulamazsa, bu düşüncelerin etkisi altında gelecekte ortaya çıkabilecek bir yozlaşmanın tohumlarını usulca ekmiş olur..."
Kapitalizm-insan

Kapitalist toplumda insan, kavrayamadığı soguk bir irade tarafından yönetilir. Yabancılaşmış, örnek insan, onu toplumun bütününe baglayan, görünmez göbek bağına sahiptir: deger yasası. Bu değer yasası, bireyin tüm yaşamının her alanına nüfus eder, yolunu ve kaderini biçimlendirir.

Kapitalizmin, insanların büyük bir kısmı ve bu duruma gözünü yumanlar için görünmeyen yasaları, birey algılamasa dahi, onun üzerinde etkili olur. Sonsuz gibi gelen bir ufkun genişligi görünür yalnızca.
Her halükarda, sözüm ona gerekli donanıma sahip bireyin, amaca ulaşmak için üstesinden gelebileceği engelli bir yola işaret edilir. Ödül uzağa konur; kişi bu yolda yalnızdır. Üstüne üstlük bu bir kurtlar sofrasıdır. Ödüle ancak başkalarının başarısızlığı pahasına ulaşılabilir.
Meta, kapitalist toplumun ekonomik nüvesidir; var olduğu sürece etkileri üretimin örgütlenmesinde ve kaçınılmaz olarak da bilinçte hissedilecektir.

Sosyalizm-insan

Bireyin her türlü yönetim ve üretim mekanizmalarına bilinçli bir şekilde bireysel ve kolektif katılımının önemini vurgulamak ve bu katılımı, süreçlerin nasıl iç içe geçtiğini ve paralel ilerlediğini görmesini sağlayacak biçimde, teknik ve ideolojik gereklilik düşüncesiyle birleştirmek gerekir. Ancak bu şekilde, yabancılaşma zincirlerinin kırılması, insan olarak tam anlamıyla kendini gerçekleştirmesi demek olan toplumsal varlık bilincine sahip olabilmesi mümkündür.

Bundan, bireyin özgür işgücü sayesinde doğasına yeniden kavuşması ve kültür sanat aracılığıyla da kendini ifade etmesi anlaşılmalıdır.

Bunlardan ilkinin gelişmesi için, çalışma kavramı yeniden biçimlendirilmelidir. Meta-insan, varlığı kesintiye uğramış insandır ve burada, toplumsal görevlerin yerine getirilmesini sınırlayan bir sistem devreye girer. Üretim araçları toplumundur ve makineler, sadece toplumsal görevin ifa edildiği bir siperdir. İnsan, düşüncesini özgürleştirmeye, bu durum her ne kadar can sıkıcı olsa da, hayvansal ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması gerektiği fikrinden yola çıkarak başlar. Kendini ancak eseri aracılığıyla ifade edebilir, böylece yarattığı ürün ve ortaya koyduğu emek üzerinden insani boyutlarını kavrar. Bu da, kendisine ait olmayan, satılığa çıkardığı işgücüyle var olma biçimini bir kenara koymanın yanı sıra, kendini yeniden üretmesi, yansımasını bulduğu toplu hayata koyduğu katkıyla toplumsal görevini yerine getirmesi anlamına gelir.

Çalışmaya, bu yeni toplumsal ödev niteliğini kazandırmak ve bunu tekniğin gelişimiyle birleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bu, bir yandan daha geniş bir özgürlüğün koşullarını yaratacak, diğer yandan da Marksist yaklaşıma dayalı gönüllü çalışmada olduğu gibi, kişinin fiziksel gereksinimlerinin baskısını üzerinde hissetmeden üretip, kendini bir ticari mal gibi satmadan insani koşullara gerçek anlamıyla ulaşmasını sağlayacak.

Gönüllü olsa bile, çalışma hayatında elbette zorlayıcı etkenler vardır; insan kendisini çevreleyen toplumsal doğa nedeniyle ortaya çıkan şartlı refleksleri henüz değiştiremedi ve üretim çoğunlukla çevrenin baskıyla (Fidel bunu ahlaki baskı olarak adlandırır) gerçekleştiriliyor. Bu da komünizm olacaktır.
Bilinç kendiliğinden değişmez, tıpkı ekonominin kendiliğinden değişmediği gibi. Değişim yavaş gerçekleşir ve ritmik değildir, fakat ivme kazandığı zamanlar olur, öte yandan durabilir de, hatta gerileyebilir.

Daha önceden de belirttiğimiz üzere, Marx'ın Gotha Programının Eleştirisi'nde anlattığı gibi saf bir geçiş döneminde olmadığımızı, Marx'ın öngörmediği yeni bir dönemde, komünizme geçişin ya da sosyalizmin inşasının ilk döneminde olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Bu dönem, sürecin özünü kavramayı zorlaştıran ve bu süreçte varlığını sürdüren kapitalist unsurlarla, şiddetli bir sınıf mücadelesinin ortasında yaşanıyor.

Bütün bunlara, Marksist felsefenin gelişimini frenleyen, ekonomi-politiği henüz oluşmamış dönemin sistemli olarak iyileştirilmesine engel olan skolastik düşünce de eklenirse, hala emekleme döneminde olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.

Üretime yönelik olmayan etkinlikleri yönlendiren fikirler alanında, maddi ve manevi gereksinimler arasındaki ayrım daha net görülebilir. Insanoğlu çok uzun zamandır, kültür ve sanat yoluyla yabancılaşmayı kırmaya çalışıyor. Tinsel dünyasında küllerinden yeniden doğmak için, bir meta gibi davrandığı sekiz saatte, hatta daha fazla bir zaman diliminde her gün can veriyor. Fakat bu ilaç hastalıkla aynı özü taşıyor: doğayla uyumlu yaşamı arayan yalnız birey. Bir yandan çevreden baskı görmüş bireyselliğini savunuyor, diğer yandan lekesizliğini sürdürebilme amacındaki tekil bir varlık olarak, estetik düşüncelere tepki gösteriyor.

Fakat bütün bunlar sadece bir kaçış çabası. Değer yasası artık sadece üretim ilişkilerinin saf bir yansıması değil; tekelci kapitalistler, uyguladıkları yöntem tamamen deneye dayalı olsa da onu, itaatkar bir köleye dönüştüren karmaşık bir yapıyla kuşatıyor. Üstyapı, sanatçıların eğitimle ehlileştirildiği bir sanat biçimini dayatıyor. Asiler mekanizma tarafından egemenlik altına alınıyor ve sadece sıradışı yeteneklere sahip olanlar kendi eserlerini üretebiliyor. Geri kalanlar ya mıymıntı memurlar olmaya zorlanıyorlar ya da öğütülüyorlar.
Özgürlüğün tanımı olarak sunulan sanat araştırmaları icat ediliyor, fakat bu ''araştırmalar'' insanın ve onun yabancılaşmasının gerçek sorunlarını ortaya koyma konusunda, onlarla karşılaşana kadar algılanması mümkün olmayan yetersizlikler içeriyor. Nedensiz sıkıntı ya da harcıalem bir hoşça vakit geçirme hali, insani kaygılara karşı supap oluyor, bu yolla sanatı protesto amaçlı bir silah olarak kullanma fikrine karşı mücadele ediliyor.

Yeni bir kuşak doğuyor.
Karaağaca armut aşısı yapılabilir, ama diğer yandan armut ağacı dikmek gerekir. Yeni kuşaklar ilk günahtan arınmış olarak gelecektir. Sıradışı sanatçıların yetişme ihtimali, kendini ifade zemininin ve kültür alanının genişliğine bağlı olacaktır. Bizim görevimiz, şimdiki kuşağın içinde yaşadığı çatışmalar nedeniyle sapkınlaşmasını ve de yeni kuşakları sapkınlaştırmasını önlenmektir.

Ne resmi görüşe hizmet eden maaşlı köleler ne de devlet bütçesinin himayesini bekleyerek tırnak içinde bir özgürlük yaşayan burslu öğrenciler yaratmalıyız. Elbette yeni insanın şarkısına halkın kendine has sesiyle ahenk verecek devrimciler gelecektir.

Biz sosyalistler daha özgürüz, çünkü eksiksiziz; eksiksiziz, çünkü daha özgürüz.
Tam özgürlüğümüzün iskeleti kuruldu, tek eksik kanlı canlı bir vücut ve giysiler; onu da yaratacağız.
Özgürlüğümüz ve onun için her gün verdiğimiz mücadele kan rengindedir ve fedakarlıklarla doludur .
Fedakarlığımız bilinçlidir; inşa ettiğimiz özgürlüğün bedelidir.
Yürünen yol uzundur ve bir bölümü belirsizdir. Biz kendi sınırlarımızı tanıyoruz. 2l. yüzyılın insanını bizler, kendimiz yapacağız.
Y eni bir teknikle yeni bir insan yaratarak gündelik uğraş içinde gücümüze güç katacağız.

ERNESTO GUEVARA 
14 Haziran 1928'de Arjantin'in Rosario kentinde doğdu. Tıp eğitimini henüz tamamlamışken, 1953 yılında Bolivya'ya yolculuk etti, buradan da tüm Latin Amerika'yı kapsayan ikinci bir seyahate çıktı. Guatemala'daki devrimci sürece katıldı. Bu sürecin yenilgiye uğramasından sonra ise, Meksika'ya gitti. Burada, 2 Aralık 1956 yılında, Küba'da Fulgencio Batista diktatörlüğüne karşı gerilla mücadelesi yürütmek üzere gerçekleştirilen Granma yatı çıkartmasına katıldı. 1 Ocak 1959'da zafere ulaşacak Küba Devrimi'nde, Sierra Maestra'daki mücadelenin ilk aşamalarından itibaren askeri ve politik yönetici olarak üst düzey sorumluluklar üstlendi. 1965 yılında tüm görev ve sorumluklarından istifa ederek, komutasındaki Kübalı bir birlikle beraber sömürgeciliğe karşı yürütülen mücadeleye destek olmak üzere gizlice Kongo'ya geçti. Kasım 1966'da Bolivya'ya geçti. 8 Ekim 1967'de Quebrada del Yuro bölgesinde ordu birliklerince yaralı olarak ele geçirilinceye kadar gerilla hareketine önderlik etti. Ele geçtikten bir gün sonra, La Higuera köyünün ilkokulunda katledildi, Yıllar süren aramalar sonucu bulunan kalıntıları, 1997 yılında Küba'ya geri götürüldü.
Radikal'de Che
 
Kitabı Türkçe’ye çeviren:
Ç1ĞDEM ÖZTÜRK 1978 yılında lstanbul'da doğdu.1stanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. Adam Yayınları, Pazartesi dergisi, Buğday dergisi ve Açık Radyo'da çalıştı. Barselona Otonom Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi üzerine doktora çalışmasını sürdürüyor, Roll ve Express dergilerinde söyleşileri ve çevirileri yayımlanıyor.

12 yorum:

alizafersapci dedi ki...

Çok iyi bir paylaşım, bilincimize yeni şeyler katan...

zihni dedi ki...

Yararı olduysa çok sevinirim sevgili Dost:)

Elestirel dedi ki...

Farnkfurt okulu sosyal filozoflari Amerika'yi ve Amerika'daki kapitalizmi gorunce kutlur elestirilerini daha da bir derinlestirdiler. Che Amerika'daki kapitalizmi analiz etme olanagi bulsaydi keske. Merak ederim onun goruslerini nasil etkilerdi diye...

zihni dedi ki...

gp maksimov dedi ki...
bu başlıktan taşındı

guclu halk lidere ihtiyac duymaz tamam ama, "baslarinda bu lider varsa, bunlar zayif halk" demek biraz kolaycilik diil mi zihni bey?

Ilaveten, arap(ci) kavrami hem zimnen irkicilik kokan bi kelime hem de adama "o araplar devrimin kralini yapio, alo" dedirten bi kiymik degil mi an itibariyle?

zihni dedi ki...

Sevgili Dost,

birinci eleştirinde konuya fotoğrafik biçimle bakarsan, haklısın, öyle bir çıkarım yapılabilir. Ama, "güçlü liderin arkasında zayıf halk" demek yerine,
"uyanık liderin arkasında uyuyan dev" diye söylemişim. uyuyan dev güçsüz demek değildir elbette.

tanım kolaylık-zorluk açısından da yapılmıyor ayrıca. ortada KADERCİ bir toplum var. kadercilik aynı zamanda akıl ve mantığın duygusallığın baskısı altında kaybolduğunu çağrıştırıyor; çabuk coşan ama bir o kadar da çabuk sinebilen bir toplum görüntüsü veriyor. Bunun ayrıca ırkçılkla da bir ilgisi yok. Belki din coğrafyası olmasından kaynaklanan, tarihi bir aşınmadan söz edilebilir.

gp maksimov dedi ki...

iyi de kaderci topluma "arapci" demek, basit bir kelime seciminden ote bence! "çabuk coşan ama bir o kadar da çabuk sinebilen bir toplum," "akil ve mantigini duygusalliginin baskisinda" bir topluma arapci demek catir catir akil, mantik ve sabirla devrim yapan misirli araplara hakaret herseyden once.

zihni dedi ki...

"hakaret" tanımlamasını red ediyorum.
"arap(cı)" bir sıfat olarak kullanıldı. Elbette özünde eleştiri de taşıyor. Ancak, eleştiriyi senin algıladığın gibi "ırk" anlamında değil, sosyo-antropolojik açıdan eleştiriyorum. Coğrafik özellikler ve din kültürünün etkisinin bu toplumsal davranışı mod haline getirebileceğini söylüyorum. İstisnaları olacaktır elbette. Örneğin, Tunusta kendini yakarak ilk protestoyu ateşleyen o delikanlının klasik tutumu devirdiğini söyleyebiliriz.
Başka bir yazının altında, bu dalgaların güney amerika ülkeleri gibi antiametikancı bir yapıya dönüşüp dönüşemeyecweğini merak ettiğimi belirtmiştim. Bu da gösteriyor ki, "arapcı" tanımlamamda yanılmayı çok umut ediyorum.
Bu arada tartışmayaı ateşleyen tarzını seviyorum Dost:)

Adsız dedi ki...

This is the perfect blog for anybody who hopes to understand this topic.
You know so much its almost tough to argue with you
(not that I really would want to…HaHa). You certainly put a brand new spin on a
subject that has been written about for ages.
Wonderful stuff, just excellent!
Feel free to visit my blog post :: seo consultant

Zihni Ö dedi ki...

Jeremy Chan,
Senin memleket Malasia halkı emperyalizmin boyunduruğuna karşı tarihte hep boyun eğmiş olması nedeniyle, Özellikle size Che Guavera gibilere ihtiyaç vardı. farkındasın eminim. Bu konuyu seninle tartışmak bence de çok gerekliydi. Ama ne yaparsın ki bir daha uğramazsın belki:)

Blogu beğendiğine sevindim. Senin bloga uğradım ve daha da uğrarım. Teşekkürler.

Adsız dedi ki...

Wow thаt wаѕ stгange. I јust wrοte an еxtгemely long comment but аftеr I cliсked submit my сοmmеnt didn't show up. Grrrr... well I'm not wrіting all that oveг
again. Anyways, just wanted to say excellent blog!


Feel frее to surf to my sitе - macbook repair petaling jaya

Adsız dedi ki...

Αρрreciating thе ԁedіcation
уou ρut into your site and іn deрth informatіon you ρroѵide.
It's awesome to come across a blog every once in a while that isn't the same unwanteԁ rehashеd mateгіal.
Wonderful read! Ι've saved your site and I'm
inсluԁing уour RЅS feeds tο my
Gоogle аcсount.

my website; iphone repair pj

Adsız dedi ki...

Ηellο There. I found youг blog using msn.
Thіs is a really ωеll
written article. I will mаke suгe tο
bookmark it and сome baсk tο гeаԁ more of yοur uѕeful informаtion.
Thanκs fоr the pоst. І will ceгtainly cοmеback.


Alѕo visit mу wеb pаge ::
iphone Repair